‘لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُواْ إِذَا مَا اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ’
"İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyle sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur."(Maide 93) ayeti nazil oldu.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Eğer onlara da haram olsaydı sizin gibi onu terkederlerdi.” (İbn Hanbel, tarihsiz: 2/352).
İçkiyi haram kılan ayetler hakkında zikredilen bu rivayetlerin muhtevası, muhtelif tariklerle ve bazen ifadelerdeki küçük farklılıklarla Ehl-i Sünnet'in pek çok kaynağında geçmektedir. Haberin ravisinin “Peygamber sessiz kaldı” cümlesiyle kastettiği, Nebiyy-i Ekrem'in (s.a.a) bu amele dair takririne işarettir.
Cassâs şöyle der:
“Hamr”ın İslam'ın ilk yıllarında mübah olduğu, Müslümanların Medine'de içki içtikleri ve alışverişini yaptıkları meselesinde nakil ehli arasında ihtilaf mevcut değildir. Nebiyy-i Ekrem (s.a.a) bu meseleden haberdardı ve onlar Peygamber (s.a.a) nezdinde bu ameli dile getiriyorlardı. Ta ki Allah içkiyi haram kılana dek. (1415:1/392).
Kurtubî de sahabenin “hamr” içmesiyle alakalı haberlere değindikten sonra şöyle yazar:
Bu hadisler “hamr” içmenin onlar arasında mübah, uygulamada ve meşhur olduğunu göstermektedir. O kadar ki kimse bunu inkar edemez. Nebiyy-i Ekrem de (s.a.a) bunu ikrar etmiştir. (1364: 6/287).
Ehl-i Sünnet'in birçok âliminin bariz biçimde işaret ettiği gibi (Bkz: Taberî, 1413: 2/210; Sa'lebî, 1422: 2/141; Beğavî, 1420: 1/277; Zemahşerî, 1407: 1/259; Fahru Razî, 1420: 6/395; İbn Âşur, 1420: 4/133; İbn Âbidin, 1415: 4/202; Şevkânî, tarihsiz: 9/52) şarabın Mekke döneminde ve Medine döneminin başlarında mübah ve helal olduğuna inanç, bu benzeri rivayetlerin doğrudan sonucudur.
Ehl-i Sünnet ulemasından İbn Âbidin, kimilerinin, şarabın bütün dinlerde haram olduğuna inandığına işaret ettikten sonra buna karşı çıkarak şöyle der:
“Hamr” İslam'ın başlangıcında haram değildi. Sahabe onu içer ve ekseriya içkinin etkisiyle sarhoş olurdu. (Bu konudaki bazı örnekleri hatırlattıktan sonra şöyle yazar:) Netice itibariyle, şarabın haram kılındığına söylemenin mecburi sonucu sahabenin fısk içinde olduğuna inanmaktır. Bunu söylemek yerine şarabın mübah olduğunu söylemek daha sahihtir. (1425: 4/202).
Ehl-i Sünnet, içkinin tedricen haram kılınmasını Allah'ın hikmeti olarak açıklamaktadır. Bazıları biraz daha ileri gidip, “hamr”ın haram kılınmasındaki tedriciliği, ahkamın teşriindeki ilahî hikmetin en güzel şahidi kabul etmiştir. (Sehl, 1403: 98). Çünkü Araplar şarap içmeye büyük bir iştiyak duyuyordu ve onlara bir defada “Şarap içmeyin” denseydi “Şarap içmeyi bırakmayız” diyeceklerdi. Sonuçta da aşikar bir hüsrana uğrayacaklardıb (Nesâî, 1992: 65; Kurtubî, 1364: 6/286; Sehl, 1403: 99-100).
Fahru Razî şöyle yazar:
İçki yasağının nüzulünde böyle bir sıralamanın izlenmesindeki hikmet, Allah'ın, bu kavmin şarap içmeyi alışkanlık haline getirdiğini ve ondan epeyce menfaat temin ettiğini bilmesidir. Eğer içki bir kerede haram kılınsaydı bu onlara çok güç gelecekti. Bu nedenle ondan el çektirme tedricen oldu. (1420: 6/396).
Ebu Zeyd de Bakara suresi 219. ayete işaret ettikten sonra şöyle yazar:
Vakanın ağırlığı, Kur'an metninin sadece şarap içmekteki günahın varlığına işaret etmesine ve haram kılmayı tehlikeye atmamasına sebep olmaktadır. (1380: 192).
Aynı şekilde kimileri içkinin haram kılınmasındaki tedriciliği, Kur'an'ın, mucizevi özelliklerinden biri olan ıslah yanlısı siyasetleri cümlesinden saymıştır. (Zerkanî, tarihsiz: 2/366). Yahut bunu, İslam ve Kur'an'ın eğitim metodunun bir örneği kabul etmişlerdir. (Kutb Ravendî, 1405: 1/229).
Bu teori o kadar ilgi görmüştür ki, Şia'nın son dönem âlimlerinden bazılarının eserlerinde de az çok yankı bulmuştur. Mesela şöyle denmiştir:
Tedriciliğin teşride gölgesi vardır. Özellikle de şer'î hüküm toplumdaki yaygın duruma aykırı olduğunda. İçki içilmesi buna örnektir. Cahiliye toplumunda içki alışkanlığı vardı ve bu rezilliğin tedavisi, İslam toplumunda kabul görmesine zemin hazırlayacak birtakım adımların katedilmesine bağlıydı. Kur'an bu rezilliğin kökünü kazırken tedric yöntemini izlemiştir. (Subhanî, 1419: 15-16).
Yine Bakara suresi 219. ayeti izah ederken şöyle denmiştir:
Medine'de İslam davetinin başlamasının üzerinden onüç yıl geçtikten sonra bazı Müslümanlar şarap ve kumar hakkında sormaya başladı. Bu soru, bu iki fiilin hükmünün uzunca bir süre belli olmadığını göstermektedir. Bazen hikmet, hükmü beyan etmede yumuşak davranmayı ve tedrice riayet etmeyi gerektirmektedir. İçkinin haram kılınması işte bu türdendir. Çünkü Müslümanlar cahiliyede ona alışmışlardı ve bir defada yasak getirilmesi onlara ağır gelecekti. (Muğniyye, 1424: 1/328)b.