“Ey iman edenler, şarap, kumar, putlar ve kura okları pistir [ve] şeytanın amelindendir. Şu halde onlardan kaçının. Umulur ki kurtulursunuz. Gerçek şu ki, şeytan şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. O halde vazgeçtiniz mi?” (Maide 90-91).
Nisa suresi 43. ayetin nüzulünden sonra bazı kimseler şarabı terkederek şöyle dedi: “Bizi namazdan alıkoyan şeyde hayır yoktur.” Ama bir kesim de evde oturup şarap içiyor ve namaz sırasında onu terkediyordu. Ta ki bir başka hadise Maide suresindeki ayetlerin nüzulünü gerektirene kadar. Bu hadise hakkında elde farklı haberler vardır:
1) Adamın biri içki içmeye koyuldu ve sonra Bedir savaşında ölen müşriklere ağıt okumaya başladı. Bu haber Allah Rasülü'ne (s.a.a) ulaştı. Hızla ve öfkeyle onun yanına gitti. Öyle ki ridası yerde sürükleniyordu. Elinde tuttuğu şeyi adamın başına vurmak için kaldırdığında adam dedi ki: “Allah ve Rasülünün gazabından Allah'a sığınırım. Allah'a yemin olsun ki artık şarap içmeyeceğim.” (Taberî, 1412: 2/211; Sa'lebî, 1422: 2/142).
Bu adamın adı Ehl-i Sünnet'in bazı kaynaklarında belirsiz şekilde geçmektedir. Ama İbn Hacer, Maide suresinin tefsirinde, bu ayetin nüzulünden önce şarap içmekle meşgul olan Ebu Talha, Muaz b. Cebel, Ebubekir, Ömer gibi bazı sahabelerin adının geçtiği rivayetlere işaret ettikten sonra Bedir savaşında ölen müşriklere ağıt okuyan kişinin birinci halife olduğunu belirtir. (Askalanî, tarihsiz: 10/31).
Bu nüzul sebebi Kummî tefsirinde de Ebu'l-Cârud'un İmam Bâkır'dan (a.s) naklinde, cümledeki bazı farklılıklarla geçmektedir. (Kummî, 1367: 1/180). Yine Deylemî onu mürsel olarak İmam Sâdık'tan (a.s) nakletmiştir. Bu macera Deylemî'nin rivayetinde, Ömer'in Ebubekir'le yaşanan o günkü olayı anlattığı konuşması içinde nakledilmiştir. Bu rivayete göre içki içilmesi ve ağıt okunması Ramazan ayında vuku bulmuştu. Bu haberde kasidenin matlaı şöyledir: “ذرینی أصطبح یا أمّ بکر فإنّ الموت نقب عن هشام” (Bkz: Deylemî, 1412: 2/264-266).
2) Sa'd b. Ebi Vakkas, devenin başında şarap ve yiyecek hazırladı ve Nebiyy-i Ekrem'in (s.a.a) sahabelerinden bir grubu davet etti. Bu arada Ensardan bir adam da orada bulunuyordu. Yemeği yiyip şarabı içtiklerinde sarhoş oldular ve sohbete koyuldular. Sa'd, Ensardan olan adamı rencide eden bir söz söyledi. Ensarlı devenin çene kemiğini yüzüne vurdu ve burnunu kırdı. Bu hadiseden sonra Allah içkinin haram kılındığı “إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ... فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ” ayetini indirdi. (Taberî, 1412: 2/212; Vahidî, 1411: 209; Beğavî, 1420: 1/277).
İbn Şehrâşûb, Hasan Basrî'den şöyle nakletmiştir:
Osman b. Maz'ûn, Ebu Talha, Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel, Süheyl b. Beydâ ve Ebu Dücane Sa'd b. Ebi Vakkas'ın evinde toplandılar. Yemekten sonra onlara şarap getirdiler. Hz. Ali (a.s) aralarından kalkıp dışarı çıktı. Osman bu konuda bir şey söyledi ve Emirulmüminin cevap verdi: “Allah içkiye lanet etsin. Allah'a yemin olsun ki aklımı ziyan edecek ve beni göreni bana güldürmeye sebep olacak hiçbir şeyi içmem.” Mescide gitti ve Cebrail “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ” ayetini indirdi. (İbn Şehrâşûb, 1376: 2/26).
Bu nüzul sebebi Muttakilerin Mevlası (a.s) için övgü ve iftihar vesilesidir. Onu, sarhoşluk anında Bedir'de ölen müşriklere ağıt okuyan kimseyle denk tutmak nasıl mümkün olabilir? (Isfehanî, 1410: 1/81).
3) Nisa suresindeki ayetin nüzulünden sonra Ömer bir kez daha dedi ki: “Allahım, içkinin hükmünü bize belirginleştir.” Bunun üzerine “إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ... فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ” (Maide 90-91) ayeti nazil oldu. Ömer dedi ki: “Allahım bu işe son verdik, bu işe son verdik. Çünkü aklı ve malı yokediyor.” (İbn Ebi Hâtim, 1419: 2/389; Vahidî, 1411: 209).
4) İbn Abbas'ta şöyle nakledilmiştir: Bu ayet, Ensar kabilelerinden ikisi hakkında nazil olmuştur. Onlar sarhoşluk derecesinde şarap içiyor ve bu haldeyken birbirine zarar veriyordu. Sarhoşluk geçtikten sonra baş ve yüzlerindeki yaraların izlerini görüyor ve birbirlerine şöyle diyorlardı: “Filan kardeşimin bana sevgi ve şefkati olsaydı bana bunu yapmazdı.” Bu da aralarında kin ve öfkeye sebep oluyordu. Bu nedenle Allah “إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ... فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ” ayetini indirdi. (Hakim Nişaburî, 1422: 4/142; İbn Cevzî, 1422: 1/582; Suyutî, 1404: 2/315).