6- Fıkh-ı Mukaran

04 December 2025 25 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 6

6- Allame Şatibi (790 H) şuna inanırdı: “Kendisini tek bir mezheple sınırlayan bir talebenin diğer mezheplere karşı nefret dolu ve inkârcı bir duyguya kapılması pekâlâ mümkündür. Fakat diğer fakih ve müçtehitlerin görüşleriyle tanıştığında, kesinlikle şu kanıya varacaktır ki diğer fıkıh öncüleri de fazilet ehli olup Şari’in maksatlarına vakıf ve O’nun hedeflerine dair şuur sahibidirler.” (Şatibi, 1961, 2/273)

7- Tercih ve en güzelini seçme imkânı: Muhakkik Hılli (671 H) vasiyetlerinde şöyle yazar: “Elinden geldiğince farklı görüşleri mütalaa etmeye çalış ki ihtimallerle tanışmanın imtiyazlarını elde edebilesin. Yine elinden geldiğince (fıkhi) meselelerin kaynakları peşi sıra koş ki seçip beğendiğin zaman basiret üzere seçmiş olasın.” (Muhakkik Hılli, 1406 H, Mukaddime)

8- Ayetullah Burucerdi Kum İlmi Havzasında şöyle buyururdu: “Şii Fıkhı, kesinlikle diğerlerinin fikir ve görüşleriyle birlikte incelenmelidir. Özel bir alan olmaktan çıkıp karşılaştırmalı ve uygulamalı bir fıkha dönüşmelidir. Bir fakih, ister Ehli Sünnet ister Şii geçmiş fakihlerin görüşlerine başvurmalı ve konuyu ele almalıdır.” (Subhani, 176-177) Şeyh Tusi’nin “El hilaf” kitabı ilk kez Merhum Ayetullah Burucerdi tarafından basılmış ve daha sonraları defalarca baskısı yenilenmiştir. (Kaşifu’l Ğıta, 1424 H, Mukaddime)

9- İmam Humeyni, Ehli Sünnet fetva ve hadislerinin araştırılıp incelenmesini içtihat şartları arasında zikreder ve şöyle buyurur: “Bu iş, müçtehidin hükümleri anlamasına pekâlâ yardımcı olur.” (Humeyni, 1385 H, 2/99)

Hilaf İlmi Ya da Karşılaştırmalı Fıkıh Tarihi

İbn-u Haldun şöyle der: “Kaynak ve görüş farklılığından dolayı müçtehitler arasında birçok ihtilaf gündeme geldi. Bu ihtilaflar gün geçtikçe daha bir yaygınlaştı. Halkın avam kesimi ilk başlarda, kimi isterlerse taklit etmek hususunda özgürdü. Bu ihtilaflar, bütün müçtehitler arasından dört kişinin seçilmesiyle sonuçlanınca da bunların her birinin takipçileriyle diğerleri arasında tartışmalar yaşandı. Herkes kendi mezhep imamının doğruluğu ve diğerlerinin yanlışlığını ispatlamak peşindeydi. Bu tartışmalar, her bir mezhep taraftarının kendi mezhep imamını doğrulama ve teyit etmek doğrultusunda takip ettiği usuli kaide ve sağlam yöntemlerle yürütülüyordu. Bu tartışmalarda her bir mezhep imamının fetvalarına delil olarak gösterdiği kaynaklar, içtihat yöntemi ve imamlar arasındaki ihtilafların ortaya çıkma keyfiyeti inceleniyor ve eleştirilip tahlil ediliyordu.” (İbn-u Haldun, 1359 h.ş, 1/242-243)

Bu ilimle ilgilenen ilk isim, Muhammed Hasan B. Ali B. Ebi Talib (100 H.), Ehli Beyt içersinde faziletiyle bilinen ve İbnu’l Hanefiyye olarak tanınan şahıstır. O, Hilaf İlmi’ne vukuf hususunda kendi zamanının en önde geleniydi. Bu alanda bir de kitap yazmış ve halka okunmasını istemişti. (Zuheyli, Tarihsiz, 742)

Bu sahada kitap yazan ve eseri günümüze kadar gelen ikinci şahıs, Muhammed B. Hasan Şeybani’dir (131-189 H.) Ebu Hanife’nin öğrencisi olan bu zat, Medine’de Ehli Hadis ve Kufe’de Ehli rey arasındaki ihtilafların zirveye ulaştığı bir zamanda “Takrib”/mezhepler arası yakınlaştırma çalışmasını ilk başlatan şahıstır. O, bu maksatla Medine’ye gitmiş ve Ehli Hadis’in büyükleri; bu cümleden Malik’in derslerine katılmıştır. Bu ekolün fıkıh kaynaklarıyla tanıştıktan sonra onlarla münazara yapmıştır. Daha sonra Irak’a dönmüş İmam Şafii ile görüşerek ilmi münazara ve sohbet toplantıları düzenlemiştir. (Sise, 1425 H. 1649 Bu sohbetlerin semeresi, “El Hüccetu A’la Ehl’il Medine” kitabıdır ki son dönemlerde dört cilt halinde yayınlanmış bulunmaktadır. Bu kitap hem ilmi açıdan hem de “ihtilaf edebi” açısından çok değerli bir konuma sahiptir. (Bkz. Şeybani, 1385 H.)

Karşılaştırmalı Fıkıh Ve Gelişim Süreçleri

Bazı çevreler, karşılaştırmalı fıkıh sahasına reddiye risaleleriyle girdiler ve hem kendi mezheplerini savunma hem de başka mezhepleri ret temelinde kendi inançlarını ispatlamaya çalıştılar. Fakat bu yöntem, tıpkı bir posta güvercini gibi kaleme aldıkları risaleleri yine reddiye olarak kendilerine geri getirdi. Dolayısıyla bu yöntem, zamanla yerini Hilaf ilmine terk etmeye başladı. Ancak Hilaf İlmi de yaşanan ahlaki çöküntü ve tartışma adabına riayet edilmemesi neticesinde daha ziyade Münazara İlmi’ne dönüştü ve gitgide bir cedelleşme vasıtası haline geldi. Sekizinci asırdan sonra İslam beldelerinde baş gösteren taassup illeti bu sürecin de tamamen durmasına sebep oldu. Mezheplerin birbirlerinden uzaklaşması, Müslümanları öylesine bir taassup ve tefrika girdabına sürükledi ki iç savaşların yaşanması ve düşmanların nüfuzu için bir zemin haline geldi. Tefrika ve ayrılıkların acı sonuçlarını tattıktan sonra, nihayet son yüzyıllarda Ezher’den Şeyh Meraği ve Kum’dan Ayetullah Burucerdi gibi büyükler bu ilmi, cedel ve polemikten uzak bir dille yeniden ihya etmek için kolları sıvadılar ve bu ilmi “Fıkh-ı Mukaren” yani “Karşılaştırmalı Fıkıh” diye adlandırdılar. Daha sonra bu ilim, uygulamalı fıkıh ve hukuk çerçevesinde İslam Ülkelerinde gündem oluşturmaya başladı.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar