6- Fıkh-ı Mukaran

04 December 2025 25 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 6

Hicri sekizinci yüzyılda Memlukilerin taassupları neticesinde Fıkhi Mezhepler birbirlerinden ayrıldı ve Hilaf ilmi yerini itham ve düşmanlıklara bıraktı. Öyle ki Geylan bölgesindeki Hanbeliler, o bölgeye gelen Hanefileri kafir ilan ederek öldürüyor ve mallarını ganimet olarak alıyorlardı. Bir Hanefi yurdu sayılan Maveraünnehir beldelerinde Şafiilere ait sadece bir cami bulunuyordu. Şehrin valisi sabah namazına giderken bu caminin önünden her geçtiğinde “ Şu kiliseyi kapatmanın vakti gelmedi mi daha?” diye hayıflanırdı. (Arefe, 328)

Şiilere karşı düşmanlık ise bundan dahi daha beterdi. Örneğin, Şiileri “onların Hac yeri Kerbela ve Necef’tir; Mekke’ye gelmelerinin tek gayesi Kâbe’yi kirletmektir” diye suçluyorlardı. “Tarih-u Umera-i ‘l Beled’il Haram” kitabında şöyle yazar: “Hicri 1088 yılında halk, Sabah Namazı için Kâbe’ye vardığında, Kâbe’nin çevresinin pislik içersinde olduğunu gördü. Bu işin Şiiler tarafından yapıldığı söylendi. Akabinde, Arap olmayan beş kişi bulundu, bu şahıslar dövülerek ve taşlanarak Harem’in dışına çıkarılıp öldürülürdüler.” (Dahlan, Tarihsiz, 237)

5- Fıkh-ı Mukaren’in İhya Aşaması

Geçen yüzyılda İslam mezhepleri âlimleri, Hilaf İlmi’nin zarureti ve içtihat kapısının yeniden açılması zorunluluğunun idrakine varmış Mısır, Tunus, Şam ve İran’da bu ilmi ihya etme doğrultusunda çalışmalar başlatmışlardır. Bu ilim, bu kez Fıkh-ı Mukaren diye adlandırılmıştır. Bu hareketin öncüsü İran’da Kum ilim Havzası’ndan Ayetullah Burucerdi (Sübhani, 176-177) idi. Tunus’ta Zeytuniyye Üniversitesi, Suriye’de Şam Üniversitesi ve Mısır’da ise Ezher Üniversitesi bu hareketin başını çekiyorlardı.

Bu bereketli hareketin Mısırdaki öncüsü ilkin Ezher’in büyük şeyhi Muhammed Meraği idi. O, bir makalesinde içtihat kapısının açılması gerektiğini savunmuş ve Ezher fakültelerinde Karşılaştırmalı Fıkıh derslerinin okutulmasını tavsiye etmiştir. Bu doğrultuda kendisinin başkanlığında “Aile Hukuku” ile ilgili bir heyet kurulmuş ve dört mezhepten herhangi birinin fıkhına bağlı kalınmaksızın çalışmalar başlatılmıştır. (Şeltut ve Sayis, 1935, 5-69)

6- Şii Fıkhından Yararlanabileceğine Dair Fetva

Büyük fakih, Ezher şeyhi ve Daru’t Takrib temsilcisi Şeyh Abdulmecid Selim, İmamiye Şiası ve Zeydiyye mezheplerini taklit etme izniyle ilgili tarihi fetvanın alt yapısını hazırladı. Daha sonra Ezher’in büyük şeyhi Şeyh Mahmut Şeltut kendi başkanlık döneminde 17 Rebiülevvel 1380 tarihinde bu tarihi fetvayı ilan etti ve Muhammed Ali Sayis ile birlikte Fıkh-ı Mukaren ile ilgili “Mukarenetu’l Mezahib Fi’l Fıkh” kitabını kaleme aldı (Biazar, 1385 hş, 156-1660). En nihayet Ezher’in Şeriat Fakültesi dekanı Şeyh Muhammed Medeni, Şia fıkhını da Karşılaştırmalı fıkıh kapsamına aldı (Age. 161-178).

7- Yasamaya Dönük ve Uygulamalı Fıkıh Aşaması

Karşılaştırmalı ve uygulamalı fıkıh şu anlama gelir: Farklı görüşlerin tespiti, her bir görüşün ilgili konuya dair delillerinin mütalaası, bu görüşlerin üzerine inşa edildiği kural ve ilkelerin tanınması, bu görüşlerin birbirleriyle karşılaştırılıp değerlendirilmesi ve en nihayet hakka en yakın olan görüşün seçiminden sonra bunun İslam Ülkeleri ve uygar dünyada uygulanan kanunlarla karşılaştırılması. (Medkur,1389 h, 103)

Şeyh Mustafa Ahmed Zerka (ö 1322 h) bu konuyla ilgili şöyle der: “İslam Fıkhı’nın ölümsüzlüğünün sırrı şudur ki bizler dünya kütüphanelerini dolduran farklı mezheplere ait fıkıh kitaplarından, fıkhın hakikati ve özünü elde edebilir ve bu özden ilham alarak fıkha dayalı yepyeni bir hukuk ortaya çıkarabiliriz. Bu hukuk bizim ihtiyaçlarımızı karşılamaya yeter ve bizi yabancı hukuk sistemlerinden müstağni kılar.” (Zerka, 1378 h, 5)

8- Yasamaya Dönük Fıkıhta Birlik Yolunda Ortaya Konan Çabaların Geçmişi

Bu doğrultuda ortaya konan çabaları şöylece özetleyebiliriz:

1- Ebu Cafer Mansur Abbasi hicri 148 yılında Hac vazifesini eda etmek için çıktığı bir yolculukta, Maliki Mezhebi’nin imamı Malik b. Enes’e Muvatta’nın çoğaltılması ve bütün insanların onun mezhebine yönlendirilmesi için izin vermesini istedi. Malik, Halife’ye cevaben şöyle dedi: “Her bir topluluğun kendilerine ait bir imamı vardır ve onun fikir ve görüşlerine saygı duyarlar. Müslümanlar kendi hallerine terk etmek en doğrusudur.”

2-Hicri on birinci yüzyılda Hindistan padişahı olan Sultan Muhammed Alemgir’in fermanıyla o ülkenin önde gelen âlimlerinden müteşekkil bir heyet oluşturulur. Bu heyet, Hanefi Fıkhı nezdinde, üzerinde ittifak edilmiş fetva ve hadislerin bir araya getirilmesi sonucu oluşturulmuş bir fıkıh kitabı yazmakla görevlendirilir. Neticede “El Fetava El Hindiyye” kitabı telif olunur. Bu çalışma, fıkhi ihtilafların önünü alma ümidiyle gerçekleştirilmiştir. (Medkur, 1389 h. 107)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar