3-Hicri on üçüncü yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti, Müslüman hukukçulardan oluşan bir grubu, Hanefi Fıkhı’na dayanarak Muamelat Hukuku alanında bir çalışma yapmakla görevlendirir. Bu çalışmanın alanı sadece Hanefi Fıkhı ile sınırlandırılmaz ve hangi mezhepten olursa olsun zamanın ruhu, gelişen uygarlık düzeyi ve genel maslahatlarla uyumlu fetvaların seçilmesi ön görülür. Bu grup neticede 1851 maddeden oluşan bir fıkıh mecmuası telif eder. Bu eser meşhur “El Ahkam El Adliyye ve Kanunu’l Muamelat” dergisinde basılır ve yayınlanır. Bilahare geniş Osmanlı toprakları ve mahkemelerinde uygulamaya konulur. (Age.)
4- 1951 yılında Suriye Devleti, Mısır’daki en son yasaları göz önünde bulundurarak Aile Hukuku’nu düzenleyen kanunları yeniden tanzim eder. Bu özgürlükçü yaklaşım, zamanla Ürdün, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Sudan’a da yansır. 1953 yılında bu ülkede, Aile Hukuku’na dair bütün problemleri içeren bir kanun taslağı onaylanır. Bu taslak, bütün İslam mezheplerinden ilham alınarak hazırlanmıştır.
5-Mısır, bu doğrultuda daha büyük adımlar atmıştır. Mısır devleti büyük fakihlerden bir grubu İslam Fıkhı’ndan ilhamla ve hiçbir mezhebe bağımlı kalınmaksızın ortak bir noktada ittifaka varmaları için davet eder. Bilahare 1916 yılında evlilik ve boşanma ile ilgili hükümler derlenip basılır. Bu kitabın bazı bölümleri yasalaştıktan sonra yürürlüğe konulur. Bu cümleden 1929 yılında yürürlüğe giren 25. Kanun’a değinebiliriz ki tek bir celsede gerçekleşen üç talakın tek bir talak sayılması gerektiği hükmünü ihtiva eder ve bu hüküm Şia fıkhından alınmıştır. (age. 11)
Sonuç
Fıkh-ı Mukaren, başlangıçta reddiye risaleleri kalıbında ortaya çıkmış daha sonra 1. Yüzyılın sonlarında Hilaf İlmi’nin şekillenmesiyle ilim havzalarına girmiştir. Üçüncü, dördüncü ve beşinci yüzyıllarda İslam Fıkhı’nın meyveye durması ve görkemli bir yapıya kavuşmasına vesile olmuştur. İhtilaf adabına riayet ederek kendi fıkıhlarını müdafaa eden mezhepler daha kalıcı bir bünye kazanmış ve gitgide daha bir büyümüştür. Kendi fıkhını savunamayan, kötü savunan yahut karşı tarafı karalayarak ve niza üslubuyla rakiplerini reddetmeye çalışan mezhepler ise gün geçtikçe takipçilerini kaybetmeye başlamıştır.
Hicri sekizinci yüzyılda mezheplerin birbirlerinden uzak durması neticesinde, Müslümanlar arasında öylesine büyük bir taassup, ihtilaf ve iç savaşlara sebep olmuştur ki bu durum, İslam düşmanlarının Müslümanlar üzerinde sulta kurmasıyla sonuçlanmıştır. En nihayet ayrılık ve tefrikanın alabildiğine acı sonuçlarını tadan Müslümanlar, son yüzyıl içersinde, El Ezher’in büyük şeyhi Şeyh Meraği ve Kum’da Ayetullah Burucerdi gibi büyük fakihler, bu ilmi her tür niza ve münakaşadan uzak bir kalıp içersinde yeniden ihya etmeye çalışmışlardır. Bu ilmi “Fıkh-ı Mukaren” diye adlandırmış ve İslam ülkelerinde uygulamalı ve yasamaya dönük bir yaklaşımla uygulama sahasına çıkmasına zemin hazırlamışlardır.
Fıkh-ı Mukaren’in ortaya çıkışıyla, şuur sahibi âlimler Ehli Beyt fıkhının azametini görme fırsatına kavuştular. Nihayet Ezher şeyhi Şeltut’un fetvasıyla bu fıkıh resmi olarak tanındı. Fıkh-ı Mukaren kapsamında, İslam ülkelerinin birçoğu, yürürlükte olan yasalarının bir kısmını Ehli Beyt fıkhı esasınca değiştirdiler. Bu doğrultuda İslam Mezhepleri Fıkhı’nı Uluslar arası Lahey Adalet Divanına tanıtarak bu fıkhı, karşılaştırmalı hukuk kaynakları arasında gösterebildiler.
İmdi, İslam Mezhepleri arasında mukarenet ve mukayese esasına dayalı fıkha dönük hem içerde hem de dışarıda ki bu büyük ilgiyi göz önüne alarak bu ilmi mükemmel bir kalıp içersinde, uygulamalı ve günümüz dünyasının diliyle mütenasip bir şekilde tüm dünyaya tanıtmamız ve tüm dünyadaki hukukçu ve fıkıhçıların istifadesine sunmamız gerekir. Tüm ümidimiz, bu ilmin öneminin daha iyi anlaşılması ve ilmi-akademik çevrelerde gerçek konumuna erişmesidir. Bu itibarla İslam Mezhepleri Fakültesi’nin çıkardığı “Fıkh-ı Mukaren” dergisinin yegâne risaleti, bu alandaki gelişmeler ve bilimsel makaleleri yayınlamak ve İslam Mezhepleri arasındaki yakınlaşmaya katkı sunmaktır.
Kaynakça
-Kur’an-ı Kerim
-Nehcu’l Belağa
- Biazar, Abdulkerim, Şeyh Mahmud Şeltut Telayedar-e Takrib, Tahran, Mecma’-e Cihaniye Takrib-i Mazahib-e İslami, 1385 hş.
- Humeyni, Ruhullah, Er Resail, Kum, Çap-e Mihr, 1385 h.
- Zuheyli, Muhammed, Merciu El Ulum’il İslamiyye, Dımeşk, Daru’l Marife, Tarihsiz
-Arefe, Muhammed, “Keyfe Yesteidu’l Muslimun Vahdetehum ve Tenasurehum?” Kahire, Mecelletu “Risaletu’l İslam”, Yedinci yıl, 28. Sayı
-Dahlan, Ahmed b. Zeyni, Umerau El Beled’il Haram, Beyrut, Daru’l Muttehide, Tarihsiz
-Fahr-i Razi, Muhammed b. Ömer, Camiu’l Ulum, Tahran, İslami, 1382 hş.
-Gazali, Muhammed, İhyau Ulumi’d Din, Tercüme: Müeyyidüdedin Muhammed Harezmi, Be kuşeş-e Hüseyn Hadiv Cem, Tahran, Şirket-e İntişarat-e İlmi ve Ferhengi, 1375 hş.
-Hacı Halife, Mustafa B. Abdullah, Keşfu’z Zunun An Esami El Kutub ve’l Funun, Mekke, Daru’l Fikr, 1402 h.