Bu bölümün konuları şu başlıklar altında sunulacaktır: 1- Namaz öğretimi yöntemi. 2- Hataların uyarılarak düzeltilmesi. 3- Ebeveynlerin, evlatlarına namazı öğretmekle vazifelendirilmesi. 4- Tüm halkın cemaat namazlarına katılması için ortam hazırlanması. 5- Müstehapların öğretimine özen göstermek. 6- Müstehaplarda aşırılığın önlenmesi. 7- Namaz öğretiminin yaşı. 8- Çocukların namazlarında kolaylık.
Son iki başlık çocuklara namaz öğretimiyle ilgilidir. Bu sebeple onları, “Çocuklara namaz öğretimi niteliği” başlığı altında işleyeceğiz.
1- Namaz öğretimi yöntemi
Namaz, çeşitli boyutları olan bir ibadettir. Namazda hem zikir vardır, hem kıraat ve hem de amel. Bu yüzden öğretimi için de özel bir yönteme ihtiyaç vardır. Masumların (a.s) siyerinde namaz öğretimi için kullanılan esas yöntem, amelî yöntemdir. Şu anlamda ki namaz kılma şeklini sözlü olarak açıklamak ve anlatmak yerine, muhatabın önünde yapıyorlar ve onların da kendi kıldıkları şekilde namazlarını kılmalarını istiyorlardı. Peygamber’in (s.a.a) namaz öğretimi hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz öyle namaz kılın.”
Bu yöntemin, sözlü anlatım yöntemine kıyasla daha etkili ve daha az masraflı olduğu anlaşılmaktadır. Zira sözlü anlatımda muhatabın, anlatanın kastını tam anlamıyla anlamaması veya eğitimcinin tam anlamıyla kastını anlatamaması mümkündür. Ancak amelî öğretimde anlaşılamama ölçüsü en alt düzeydedir. İlaveten bu yöntemde muhatap yorulup sıkılmamaktadır.
Elbette Masumların (a.s) siyerinde bu yöntem namaz öğretimine mahsus değildir, Hac ve diğer ibadetlerin öğretiminde de kullanılmıştır. Peygamber (s.a.a) hicretin onuncu yılında Haccetmek kastıyla Mekke’ye müşerref oldu. Bu Hac, “Veda Haccı” olarak meşhur oldu. Bu Hac, Peygamber’in (s.a.a) Müslümanlarla beraber yaptığı ilk Hac olduğundan ve Müslümanlar İslami Haccın nasıl olduğunu bilmediklerinden, onlara Haccın nasıl yapılacağını öğretmesi gerekiyordu. Ancak Peygamber (s.a.a) Haccı öğretmek için ne bir kitapçık bastırdı ne de bir sınıf oluşturdu. Sadece Haccın nasıl yapılacağını benden öğrenin diye bildirdi. Müslümanlar da aynı Peygamber’in (s.a.a) haccettiği gibi yaparak Hac merasimini yerine getirdiler. Veda Haccı’nın yapılış şekliyle ilgili olarak şöyle rivayet edilmiştir:
Peygamber (s.a.a) dört dirhemlik eski ve yıpranmış havutu olan bir deve üzerinde tavaf ederek haccetti ki halk kendisini görebilsin ve şöyle buyurdu: “Hac amellerinizi benden öğrenin.”
Teyemmüm ve sadaka verme hususunda da Peygamber (s.a.a) ve Masumlar (a.s) bu yöntemden istifade etmişlerdir. Rivayette şöyle geçmektedir:
Bir tembel, İmam’a (a.s) teyemmümü sordu. İmam (iki) elini(n içini) halıya vurdu, sonra ikisini yüzüne çekti ve her bir elinin arkasını diğer eliyle meshetti.
Başka bir rivayet de şöyledir:
İmam Sadık (a.s) oğlu Muhammed’e şöyle buyurdu: “O miktardan geriye ne kadar kaldı?” Muhammed “40 dinar” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Git ve onu sadaka ver.” Muhammed dedi ki: “Ondan daha fazlası bana kalmadı.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Onu sadaka ver, çünkü Allah onun yerini doldurur.”
2- Hataların uyarılarak düzeltilmesi
İbadetlerin öğretiminde amelî yöntem, diğer yöntemlere kıyasla daha fazla meziyete sahip olsa da, bazı muhatapların yanlış anlaması, eğitimcinin bazı amellerini yanlışlıkla o amelin müstehaplarından sanması veya ibadetlerin bazı cüzlerini yapma şeklinde hata etmesi mümkündür. Ayrıca özel durumlara mahsus ibadetlerin bazı özelliklerinden bahsedilmemesi de mümkündür.
Bu eksikliğin telafisi için Masumlar (a.s) bir kişinin namaz kılışında hata yaptığını gördüklerinde onu uyarıyor ve doğru yapılışını anlatıyorlardı. Gereken durumlarda da söylenmemiş ayrıntıları anlatıyorlardı. Örnek olarak bu siyerlerden birkaç örneğe teveccüh ediniz:
Ebu Abdullah Eş’arî şöyle diyor: Peygamber (s.a.a) ashabıyla namaz kıldı. Sonra ashabından bir gurubun arasına oturdu. Bir adam geldi ve namaz kıldı. Ancak rükûya gitmiyordu ve secdesi yeri gagalamak gibiydi. Peygamber (s.a.a) onu izliyordu. Şöyle buyurdu: “Görüyor musunuz? Eğer bu adam ölürse Muhammed’in dini üzere ölmemiştir. Namazında yeri gagalıyor, aynı karganın kan yemek için yeri gagalaması gibi. Namaz kılan ama rükûya gitmeyen ve secdede yeri gagalayan kimsenin durumu, aç olan ama açlığını gidermek için bir-iki tane hurma yemeyen kimse gibidir. Abdesti tam alın, rükû ve secdeyi tam olarak yerine getirin.”
Bu siyerde Peygamber (s.a.a), namazın doğru olmadığı hakkında ashabını uyarmış ve doğru şeklini anlatmıştır.
Başka bir siyerde de Peygamber (s.a.a), secde izi olması için alnını yaralayan adama itiraz ediyor ve onu bu işten men ediyor:
Peygamber (s.a.a), alnını yaralayan bir adam gördü. Ona şöyle buyurdu: “Allah’la yarışan mağlup olur, Allah’tan uzaklaşmaya çalışanı Allah rüsva eder ve Allah’a hile yapana Allah hile yapar. Neden alnını sakince yere koymuyorsun?!”
Başka bir siyerde İmam Kâzım (a.s), rükûda sırtını düz tutmayan kimseyi uyarıyor ve bundan men ediyor: