7- ELGADİR

04 December 2025 51 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 12

Hz. Muhammed'in varlığı büyük bir rahmettir; bu rahmet elbette İslam ümmetinden azabı uzaklaştırmaktadır. Ama asıl ve kamil olan rahmet; İslam'ın nurlu yollarında yürümeye mani olan engelleri onunla ortadan kaldırılmasıdır. İşte bu yüzden hilafet konusunda Allah Resûlü'nün tüm ısrar ve çabalarına rağmen, ona karşı geldiği ve alaycı tavırlar takındığı için Yüce Allah, o habis ve pespaye adamın kökünü bu şekilde kazıdı. Nitekim Resûlullah yaptığı savaşlarda keskin kılıcıyla, İslam yolundaki engelleri bu şekilde ortadan kaldırıyordu. Zaten Allah Resûlü'nün azgınlığa bel bağlamış ve iman etmesinden ümidini kestiği kimseler aleyhine ettiği beddualar kabul olurdu ve bu da o örneklerden bir tanesiydi.

Sahih-i Müslim'in kendi senediyle İbn Mesud'tan naklettiği bir rivayet şu şekildedir:

"Artık Kureyşliler, Resûlullah'ın aleyhine toplanıp İslam'ı kabul etmeyeceklerine dair bir karara varınca ve onun önüne olmadık zorluklar çıkartınca, Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:

"Ey Allah'ım! Yusuf'un yedi kıtlık yılı gibi, yedi kıtlık yılı ile onlara karşı bana yardım et." Bunun ardından onlar öyle büyük bir kıtlığa düçar oldular ki; her ne varsa yok olup gitti. Artık çürümüş leş ve ölü yemek zorunda kalmışlardı. Aralarından birisi açlıktan gökle kendi arasında duman ve buhar görür oldu. Bunun ardından Allah şöyle buyurdu:

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَٓاءُ بِدُخَانٍ مُب۪ينٍۙ

"Artık sen göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle."

Bu ayet mezkur hikayeye işaret etmektedir. Buhari de bu hikayeyi rivayet etmiştir.

el-İsabe adlı eserde Hafız Muhammed bin Hüseyn Ebû Bekir Beyhaki'den Malik bin Dinar kanalıyla şunu nakletmektedir:

"Peygamber eşi Hind bin Hatice şöyle nakletmektedir:

Allah'ın Elçisi bir gün Hakem'in yanından geçerken, Hakem alaycı bir şekilde Resûl-i Ekrem'i parmakla göstermeye başladı. Hz. Resûlullah onun bu halini görünce şöyle buyurdu:

"Allah'ım ona titremeli bir felç ver!" Bunun akabinde Hakem yavaşça dizleri üzerine çöktü ve o halde bütün bedeni titremeye başladı."

Diğer Bir Şüphe:

Eğer bu olay doğru olmuş olsaydı, mezkur ayet, Fil ayeti gibi meşhur ve bilinen bir ayet olurdu ve dolayısıyla onu nakleden raviler de çok olurdu. Hal böyle olunca başta Müsnet ve Sihah sahipleri olmak üzere; tefsir, siyer ve diğer konularda kitap yazan ilim adamlarının onu nakletmediklerini veya sadece zayıf bir senet ile rivayet ettiklerini gördüğümüzde; böyle bir şeyin gerçek dışı ve yalan olduğu ortaya çıkmış oluyor.

Cevap:

Bu olayla Fil Ashabı'nın olayını mukayese etmek başlı başına bir safsatadır. Çünkü, bu hadise kişisel bir olay iken toplumda ilgi uyandıracak büyük bir etkiye de sahip değildir. Üstelik bu hadisenin arkasında bazı gizli maksatlar da vardır. Nitekim görüldüğü üzere Gadir-i Hum gibi on binlerce şahidi olan bir meseleyi dahi unutturmaya çalışmışlardır.

Ama Ashab-ı Fil hadisesine baktığımızda, orada büyük bir Nebevi mucizeye şahit olmaktayız. O cereyanda büyük bir toplum, insanların gözleri önünde yok olup gitmiş ve bir diğer grup da seçkin bir millet olarak bu durumdan kurtulmuştur. Ayrıca kendileri için mukaddes saydıkları, her yıl tavaf etmek için bazılarının binlerce kilometre yol kat ederek geldiği ve Hacı olarak geri döndükleri, Allah'ın yeryüzündeki mazharlarından birisi olan o belde de amanda kalıp, yıkılmaktan kurtulmuştur.

Hal böyle olunca sanırız ki, böylesi büyük bir hadiseyi, o kişisel hadiseyle kıyaslamak gerçekten insafsızlık olacaktır. Şu bir gerçektir ki, ilk hadisede vuku bulan ta

Önceki Sayfa 10 11 12 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar