Ergen ve gençler için dolaylı metodların doğrudan metodlara öncelik gereksinimine yukarıda yeterince değindik ama yine de bu konuya eklenmesi gereken bir başka önemli mesele de, bu dönemde insanın ruhî ve psikolojik olarak ne kadar hassas olduğunun bilinmesidir. Gençlerde var olan gurur ve bağımsızlık arzusu, bu dönemde o denli kendini dışa vurmaktadır ki, doğrudan olan eğitim metodlarına oldukça rahat cephe alabilmektedir. Elde edilen tecrübeler sayesinde şunu rahatlıkla dile getirebiliriz; buluğ çağındaki bir genç, kendisini kontrol altına alabilecek veya onu yönlendirebilecek her türlü doğrudan eğitim metodundan kaçar. Öyleyse uygulanması gereken en iyi yol, onların daha rahat düşünüp, kendilerini dinleyerek motive olabilecekleri ortamlar hazırlamak ve bu sayede daha sağlıklı neticelere ulaşmak olacaktır.
İslâmî öğretilerin en önemli özelliği, insan hayatının en ince ayrıntısına kadar söz sahibi olmasıdır. Çok nadirdir, İslâm öğretilerine âşina olduğu hâlde, bu öğretilerin hayatın her anına cevap verdiğini bilmeyen kimse; uyku ve ayıklıkta, oturup kalkmada, eylem ve günlük işlerde, istirahat ve boş vakitlerde, yeme ve içmede, bakmak ve gözleri sakındırmakta; kısaca hayatın tüm anlarında İslâm’ın bir sözü, bir rolü vardır. Tüm bunlar için birer eğitim metodu bulunmaktadır. Bu kanun ve kaideler doğrultusunda hareket edildiği takdirde İlâhî renge bürünür insan ve hatta ahiretleri için de sevap ve mükâfat vardır onlara.
İslâmî eğitimi konu alan rivayetler incelendiğinde, özellikle de ergen ve gençleri muhatap alıp, onlar hakkında kaynaklarda var olan rivayetler değerlendirildiğinde, karşımıza bu iki dönem fertlerinin yaşam içerisinde eğitilmesi öngörülüyor ve nitekim Din Önderleri (Masumlar) de bunun böyle olmasını isterken, kendilerinin de bu şekilde eğitim aldığı görülüyor. İmam Ali (a.s.) kendisinin henüz çocuk yaşta Allah’ın Resulü (s.a.a.) tarafından nasıl eğitildiğini şöyle açıklıyor:
“Sizler (Peygamber’in ashabı) Resulullah’a (s.a.a.) ne kadar yakın olduğumu, onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum, o benim eğitimimi üstlendi. Beni yanına alır, bağrına basardı; vücudunun kokusunu duyardım; lokmayı çiğner, ağzıma koyardı... Deve yavrusu nasıl annesinin peşi sıra giderse, ben de onun ardınca giderdim. O, her gün bir huyunu bana öğretir, ona uymamı emrederdi.”
Rivayetlerde aktarıldığı üzere, Kıyamet günü insanoğluna ömrünü, özellikle de gençliğini nerede harcadığının sorulmasının sebebi; bu öğretilerin ne denli önem arz ettiğinin birer göstergesidir. Bir gün Ashap, günlük geçimini sağlamak için çalışmakta olan bir gence bu yaptığının ibadet olmadığını söylediklerinde Allah’ın Resulü (s.a.a.) onları uyararak ibadetin yalnızca bir takım özel amelleri yerine getirmekten ibaret olmadığını, günlük yaşamını sürdürebilmek için yapılan işlerin ve hatta anne ve baba olmanın dahi ibadet olduğunu buyurmuştur. Gerçekte yapılması gereken şey de, İslâm öğretilerini yaşamın tüm evrelerine yaymak olmalıdır. Bu temele ait diğer misal ve örnekleri ileride değineceğimiz “Olumsuz davranış, duygu ve bakış açısının düzeltilmesine dair usuller” bölümünde göreceğiz.
Dolaylı yollar ile uygulanan eğitime öncelik vermek, yani bir başka deyişle öğretileri yaşamın tüm evrelerine yaymak, doğrudan olan eğitim metodlarını bir kenara atmak mânasına gelmemektedir. Eğitim, özellikle de talim ve terbiye rengine bürünmüş olan doğrudan eğitim, istidadı yüksek, zeki ve seçkinler için büyük başarılara gebedir. Elbette değinilmesi gereken bir diğer nokta da, dolaylı yollar ile uygulanan eğitimin, hayatın tüm dönemlerine yansıtılmasının bir zaruret olmadığı gerçeğidir. Bu ikisi, iki ayrı mefhum ve tabirdir, ama yine de öğretileri, yaşamın tüm evrelerine yaymak istediğimizde en çok kullanılan metodun, dolaylı yollar ile uygulanan eğitim sistemi olduğu görülecektir.
İyi Niyet