Gençliğin özelliklerinden bahsederken, bu dönemde ruhsal bunalımların yaşanabileceğinden söz etmiştik ve bu bunalımlar gençlik döneminin bir getirisi olup kendini inatlaşma, kin gütme, çabuk incinme, huysuzluk ve fazlaca hassaslaşma gibi belirtilerle göstermektedir. Bu durum doğal ve tabiî olduğu gibi ebeveynlerin (ana-babaların) davranışları ile şiddet kazanıp, hafif geçişlerle de atlatılabilir. Eğer bu fırtınalı dönem, doğru ve pozitif davranışlar ile desteklenirse buhran sonrası evre çok verimli bir dönem olabilir; aksi hâlde bu dönem gencin ailesinin ve içinde bulunduğu toplumun oldukça çok ve çeşitli problemler yaşayacağı anlamına gelmektedir. Bu önemli konunun farkında olmak, gençlerin eğitiminde başka bir kaidenin bulunmasında etken olmuştur ve o da hiç şüphesiz sevgi, mahabbet ve şefkate dayalı bir eğitimdir. Bu kaide şöyle özetlenebilir; gençlerin eğitimindeki her aşamada alınacak olan tedbirlerle sevgi ve anlayış paralel olmalıdır. Bu kaidede küskünlük ve öfkeye yer verilmemelidir. Bir başka deyişle, gencin ruhî bunalımını arttıracak ve onu daha da derinleştirecek her türlü faaliyet ve davranıştan uzak durulmalıdır. Genç, ailesini ve aynı zamanda eğitmenlerini mahabbet ve şefkat dolu güvenli bir sığınak, liman gibi görmelidir. Hâl böyle olunca da, onlar ile birlikteyken içinde bulunduğu karışık ve perişan ruh hâlini dizginleyip, huzur bulabilir. Din eğitimi verilirken de Allah’ın sevgi ve şefkat dolu sıfatlarından bahsedilmeli ve Masumlar’ın (a.s.) aşk ve mahabbetlerini resmetmeliyiz. Bu önemli konu, gençlerin güven, huzur gibi temel gereksinimlerini karşılamaktadır.
Açıktır ki, böylesine sevgi ve huzur dolu bir dayanağı bulmak, genç için problem ve baskı içeren bu zorlu dönemde umut ve güven sağlayacaktır. Aslında güven sağlamak, her eğitim programının temel faaliyeti ve amacıdır ve güven sağlanmadıkça eğitim alan kişi, eğitime can ü gönülden meyilli olmayacaktır. Bu da ancak mahabbet ve iyi niyet ile gerçekleşecektir. Bu iki önemli konunun vücuda gelmesi, sadece gençlik dönemi eğitimi ile kısıtlı değildir. Fakat bu çağın özelliklerinden dolayı bu dönemde daha çok önem kazanır.
Alman bir eğitimci olan Wolfgang Brezinka, “Günümüz Dünyasında Eğitim ve Öğretimin Rolü” adlı kitabında, gençlere karşı uygulanan özel eğitim modellerinin günümüzde başarısız olması hakkında şöyle yazmıştır:
“Gençlere bu yaşlarda ulaşmak çok zordur, sadece eğitim konusundaki görevleri dolayısıyla gençler ile ilgilenen az sayıda insan vardır. Ama tüm bunlardan ziyade anne ve babada, eğitmenler ve din adamlarındaki tedbir eksikliği, terazinin bu tarafındaki kefesinde daha ağır basıyor. Nadiren gençlerle kolaylıkla ve normal bir insanmışçasına konuşabilen kişilere rastlarız. Genellikle her iki taraf, birbirlerine karşı şiddetli bir şekilde yabancılık çekerler, güven sağlayamaz ve samimiyetsizdir. Çünkü karşı taraf, dayanak teşkil edebilen hiçbir imtiyaz ve özellik gösteremez”
Morris Debs ise bu konuda şöyle yazmıştır:
“Öncelikle gençlere bu isyan dolu yılları atlatmalarına yardımcı olmak ve bu dönemlerin tehlikeli deneyimlere sahne olmasına izin vermemek gerekir. Böyle bir amaç, gençlere sevgi ve şefkat ile yaklaşmakla mümkün olacaktır. Ergen ve gençler, onların problemlerini anlayan eğitmenlere ihtiyaç duyarlar. Gerekli durumlarda onları eleştirecek ama aynı zamanda da zor durumlarında yanlarında bulunacak kişilere ihtiyaç duyarlar.”
Aşağıdaki rivayetlere bakıldığında Masumlar’ın (a.s.), gençlerin Allah sevgisine dikkatlerini nasıl çektiklerini görebiliriz:
İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) buyurur ki:
“Gençliğimde çok ibadetle meşgul olduğumda babam bana şöyle buyurdu; Evladım! Kendine daha az zahmet ver. Çünkü Allah, birisini sevdiğinde onun azına da razı olur.”
Fahr-i Kâinat Muhammed Mustafa (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
“Sizleri yaşlılara karşı iyilik yapmaya ve gençlere karşı mahabbet ve sevgi ile yaklaşmaya çağırıyorum.”
Allah’ın Resulü (s.a.a.) bir başka yerde de şöyle buyurur:
“Allah nezdinde en iyi kul, kendi gençlik ve güzelliğini Allah yoluna ve O’na itaat etmeye adayandır. O, öyle bir birisidir ki, Allah onunla, meleklerine karşı iftihar eder ve der ki; Bu benim gerçek kulumdur.”
Dinî metinler incelendiğinde, Din Önderleri’nin (Masum İmamlar’ın) gençlerin eğitimiyle yakından ilgilendikleri anlaşılmakta ve gençler karşısında bizzat kendilerinin bu konuları uyguladıkları ve bizlere de uygulama emrini verdikleri görülmektedir. Hz. Muhammed (s.a.a.) şöyle buyurur:
“Sizi yaşlılara karşı iyilik yapmaya ve gençlere de şefkatle yaklaşmaya çağırıyorum.”
İslâm Dini Önderleri’nin (İmamlar’ın) kendi çocukları ile olan diyaloglarında sevgi ve şefkat içeren sözcükleri duymak çokça mümkündür. Aynı zamanda Allah sevgisini de olabildiğince gençlere aktarmak için çabalamışlardır.
Aynı metinlere dikkatlice bakıldığında görülen şey, Dinî Önderler’in Allah sevgisini üç şekilde gençlere aktarmış olmasıdır: