1.Korku ve vahşet: Sarsıcı Kerbelâ hadisesi, Şia’nın, hatta İslâm dünyasının tamamının erkânı üzerinde yine sarsıcı bir eser bıraktı. Ondan önce de öldürme, takip, işkence ve zulüm vardı ama İslâm dünyası Peygamber (saa) evladının öldürüldüğünü, ailesinin esir edildiğini, başların mızraklara saplandığını ve Allah’ın evinin tahrip edildiğini görmemişti. Bu yüzden herkes, bu dönemdeki işkence ve eziyetin o zamana dek zannedilenden daha çok olduğuna yakîn etti. Hürre olayı bu korkuyu ve vahşeti artırdı. Çünkü o zamana dek müslümanların canı, malı ve namusu müslümanlara mübah olmamıştı ve bu olayda ise böyle oldu.
2. Fikrî gerileme: Korku ve vahşetin yanında fikrî gerileme tüm İslâm dünyasını baştan başa kaplamıştı. Bu, yirmi yıllık dinî öğretilere kayıtsız kalınmasından kaynaklanıyordu. Halk iman ve itikat esaslarından iyice uzaklaşmış, bu kavramların içini boşaltmışlardı.
3. Ahlâkî bozulma: Halkın ahlâkı çok fena bozulmuştu. Dünyanın en büyük şarkıcıları, dansözleri, çalgıcıları, ayyaşları ve işret meraklıları ya Medine’den ya da Mekke’den idiler. Bu faciayı idrak edebilmek için Ebu’l-Ferec’in el-Egânî kitabına bakmak kâfi olacaktır. (2, c. 10, s. 57)
4. Siyâsî bozulma: Büyük şahsiyetlerin çoğu, hükümet ricâli vesilesiyle karşılanan maddî ihtiyaçlarına başlarını gömmüşlerdi. İmam’ın (as), Muhammed b. Şihâb Zührî (1, s. 198) gibi bir büyüğe yazdığı mektup, bu acı gerçeği dile getirmektedir.
Nakledilen bir rivayete göre Âşûrâ hadisesinden geriye üç kişi kalmıştı; Ebu Hâlid Kâbilî, Yahyâ b. Ümmü Tavîl ve Cübeyr b. Mut‘am (27, c. 46, s. 144). Elbette dört kişinin ismini zikreden başka bir rivayet de (a.e.) vardır, beş kişiyi zikreden de. Bunların hepsi cem‘ edilebilmektedirler.
İmam Seccâd (as) Sehl b. Şa‘b’a hitaben kendi vaziyetini şöyle beyan ediyor:
“Bizim kavmimiz arasındaki vaziyetimiz, Benî İsrâîl’in Firavun kavmi içindeki vaziyeti gibidir. Onların oğullarını öldürüyor ve kızlarını canlı bırakıyorlardı. Bugün bizim vaziyetimiz öyle zor ki insanlar minberler üzerinden bizim büyüğümüze ve ceddimize kötü sözler söyleyerek düşmanlarımıza yakınlaşmaya çalışıyorlar.” (a.e.)
İmam Seccâd (as) Allah’ın velisi unvanıyla bu atmosferde ne yapmalıydı? Kendi yüce vazifesine kiminle başlamalı ve nasıl ilerletmeliydi?
Merhum Muhammed Bâkır Sadr bununla ilgili şöyle buyuruyor: “İki büyük tehlike müslümanları tehdit ediyordu: İlki müslümanların fetihleri dolayısıyla muhtelif kültür ve medeniyetlerin İslâm dünyasına girmesiyle meydana gelen tehlikeydi. Bu, diğer kültürlerde İslâm’ın özünü mahvediyordu. İslâm’ın asaletinin korunması için yoğun, büyük ve geniş kapsamlı bir ilmî çalışma gerekliydi. Oysa kimse bu tehlike üzerinde düşünmüyordu.
İkinci tehlike ise tüm İslâmî değerlerin yerle bir edilmesi ve İslâm câmiâsında yüce insanî hedeflerin, aşağılık maddî hedeflere dönüşmesi tehlikesiydi. Bu tehlikeyle mücadele, tezkiye ve terbiye için daha sıkı ve daha zor bir çalışmanın yapılmasıyla mümkündü ve yine kimse bu tehlikenin farkında değildi. Tüm bunların arasında sadece İmam Seccâd (as) bu iki tehlikenin farkındaydı." (14)
O döneme hâkim olan atmosfer, muvassık râvinin olmayışı, cesur bir yâverin yokluğu ve takiyye zarureti, İmam Seccâd (as) için sanki teslim olması gereken bir çıkmaz ortaya çıkarmıştı. Ama İmam (as) bu ahlâkî, fikrî ve siyâsî çıkmazda duâ medresesi kurmaya girişti. Duâ diliyle çıkmazdan kurtuldu ve tehlikelerle savaşmaya başladı. Hakikatte duâ bu açıdan İmam’ın (as) siyâsî, toplumsal ve eğitimsel faaliyetleri için bir perde vazifesi görüyordu.
4.2. Duâ Diliyle Siyâsî Eğitim
İmam (as) çıkmazdan kurtulmak ve tehlikelerle savaşmak için cesur insanları eğitmeyle meşgul oldu. Böylece hak İslâm yolunu İlâhî maârifleri açıklayıp aydınlatabilecek ve kızıl Âlevî Şiiliğinin devamını sağlayabilecekti. İmam’ın (as) köklü çabalarının neticesinde birçok kişi onun mektebinde manevî, ilmî ve siyâsî eğitim almıştır ve bu kişilerden yüz yetmiş tanesinin adı ricâl ve hal tercemesi kitaplarında geçmektedir. (19, s. 119 ve 181) Örneğin bu öğrencilerden biri Yahya b. Ümmü Tavîl’dir. O, Medine’de Mescid-i Nebevî’de halka konuşma yaparken zalimlerin taraftarlarını şu şekilde muhatap aldı:
“Biz size muhalifiz ve sizin yolunuzu ve yönteminizi reddediyoruz. Bizim ve sizin aranızda açık ve sürekli bir düşmanlık var. İmam Ali’ye (as) kim küfür ederse Allah’ın laneti onun üzerine olsun ve biz Âl-i Mervân’dan ve Allah’tan gayrı taptıklarınızdan uzağız.”
Bu yüzden Haccâc b. Yusuf onun ellerini ve ayaklarını kesti ve İmam Seccâd (as) mektebinin bu öğrencisi dünyaya veda etti. (25, c. 4, s. 89)