8- Gaybet-i Sugra ve Gaybet-i Kubra Dönemi

04 December 2025 56 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 12

Onbeşinci Asr’ın başlarında dâhili despot rejim ile uzun zamanlı mücadele ve kültürel, siyasî ve ekonomik açıdan dış güçlerin sömürgesi ile savaş sonucunda yükselişte olan ve önceki kıyamlardan ders çıkararak bütün eksiklerini gidermiş tam teşeküllü bir İslâmî hükümeti yani “Velâyet-i Fakih” hükümeti İran’da kurulmuş oldu. Düşmanların istememelerine rağmen bu hükümetin maddî ve mânevî bereketi dünyanın dört bir yanına yayıldı. Bu hükümet dünya genelinde bulunan bütün inkılâbî ve direniş hareketlerini desteklemiş ve bütün inkılâp ve kıyamlara zafer ışığı olmuştur. Bu kıyam Oniki İmam Şiası mezhebini yıkmak isteyen büyük güçlerin çalışmalarının en güçlü olduğu dönemde evreni yeni bir döneme taşıyarak kendi inanç ve esaslarını hızlı bir şekilde dünyaya yaydı.

b) Şia Teşkilatı ve Şia Devletleri

Peygamber’in (s.a.a.) vefatından hemen sonra İslâm devletinde rehberlik ve önderlik konusundaki sapma, Şia kıyamlarının ve inkılâplarının başlamasına sebep oldu. Şia ayaklanmaları, İmamlar’ın (a.s) dönemleri boyunca onların desteği, tavsiyeleri ve yönlendirmeleriyle İslâm’ın merkezi ve kilit yerlerde tağut ve zalimlere karşı amansız bir şekilde devam etti. Bu ayaklanmalar peş peşe devam ederek Gaybet-i Kubra Dönemi’ne kadar uzamış, daha sonra da günümüze kadar devam etmiştir. Bu kıyamlar bazen yükselişe geçmiş ve bazen de düşüşlere şahid olmuş, bazen semeresini vermiş bazen de mağlubiyete uğramıştır. Altı asır içersinde oluşan ayaklanma ve kıyamlar bazen İslâm topraklarının bir köşesinde vuku bulsa da bazen de İslâm topraklarının kalbinde kendisini göstermiştir. Şia her zaman için İslâm’ın merkezinde ve Şia’nın merkezi olan İran’da mezhep ve siyasî açıdan en iyi durumda olmuş ve mesajını dünya insanlarına ulaştırmıştır.

Şia ayaklanma ve kıyamlarının birçoğunun “Irak ve Hicaz”da gerçekleşmiş olmasının yanı sıra bu kıyamların bir kısmı da hilafet merkezinin mukabilinde ve hilafetin saltanatını sürdürdüğü toprakların Doğu ve Batı’sında devam etmiş ve vahyin asıl mesajı olan “Adalet ve İmamet” sloganını devam ettirerek hiçbir zaman mücadeleyi kenara bırakmamıştır. Bu kıyamlar vahyin asıl mesajı olan iki aslın yeryüzünde tahakkuk buluncaya kadar mücadelesinin devam edeceğini ve mücadelenin imanın bir parçası olduğunu belirtmiştir. Şia birçok kıyama öncü olmuş ve önsaflarda yer almıştır, ancak bu kıyamlar hiçbir zaman grup ve mezhepsel kisveye bürünmemiştir. Ehlibeyt (a.s) dostlarının kıyamları sadece Şia’ya has olmamış, diğer halkları da kapsamıştır; zira Şia’nın Emevî ve Abbasî saltanatına karşı muhalefeti gerçekte Müslümanlar’ın içinden başlamaktaydı, ancak Şia’nın silahlı ve kanlı mücadelesi mazlum halkların yardımıyla İslâm’ın hakikatini korumak ve İslâm’ı ve Şia’yı savunmak içindi.

Ehlibeyt takipçilerinin inkılâbî çehresi sadece şehadet meydanlarında değil, kültürel alanlarda ve tebliğ yoluyla yapılan inkılâp meydanlarında da görebilir. İdris b. Hasan Musenna “Mağrib”i tebliğ yoluyla feth ederken, “Endonezya” ülkesi de tebliğ yoluyla feth edilen topraklardan birisidir. Yine Beşinci Asır’da iki Şia İranlı’nın aracılığıyla “Hindistan”da büyük bir grubun Şia olması da bir diğer örnektir. Bunun karşısında Abbasîler 300 yıllık hükümetleri döneminde kılıç zoruyla ve yalancı İslâmî cehresiyle fetihler yapıyorlardı.

Şia inkılâp ve ayaklanmaları bütün dünyada inkılâp ve kahramanlık ruhunu ayakta tutmaktaydı. Birinci Asır’dan Üçüncü Asr’a kadar elde edilen yenilgiler, sonunda yani Üçüncü, Dördüncü Asır ve sonrasında yerini zaferlere ve gözle g

Önceki Sayfa 10 11 12 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar