8- Gaybet-i Sugra ve Gaybet-i Kubra Dönemi

04 December 2025 56 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 12

Bazıları Ebu Sehl Nevbahtî’ye: Niçin sen İmam Mehdi’nin (a.f.) özel Nâibi olmadın ve senin yerine Hüseyin b. Ruh atandı; diye sorduklarında Hüseyin b. Ruh şöyle cevap verdi: İmamlar bu makama kimin lâyık olduğunu herkesten daha iyi bilirler. Ben düşmanlarla git geli olan ve onlarla münazara yapan birisiyim. Hüseyin b. Ruh’un İmam Mehdi (a.f.) hakkındaki şeyleri bilseydim, tartışmalarımda düşmanların inatçılığını gördüğüm zaman İmam Mehdi’nin (a.f.) varlığı konusunda daha güçlü deliller sunar ve sonuç itibariyle onun ikamet ettiği yeri açığa çıkarırdım. Ama Hüseyin b. Ruh, İmam’ı abası altına saklamış olsa bile, İmam’ın yerini göstermesi için bedenini makasla doğrasar dahi kesinlikle abasını kaldırıp İmam’ı göstermeyecektir.

Ebu Sehl Nevbahtî’nin bu cümlesi Hüseyin b. Ruh’un ne kadar sabırlı ve güçlü olduğunun göstergesidir.

3- Başkalarından Daha Anlayışlı, Daha Akıllı ve Daha Dirayetli Olmaları:

Şeyh Tûsî paha biçilmez el-Gaybe isimli eserinde naklettiği bir rivayet İmam Mehdi’nin (a.f.) sefirlerinin ve özel Nâiblerinin dirayetli olduklarına delalet eder.

İmam Mehdi (a.f.), özel Nâiblerinin seçiminde zalim Abbasî hükümetinin üzerinde hassas olmadığı kimselerden istifade ediyordu, zira son derece gizli ve önemliydi. Günümüzün tabiriyle gizliliğin ötesinde ve sırrın da üstünde bir işti. Örneğin İmam Mehdi’nin (a.s) ilk Nâibi Ebu Amr Osman b. Said Amrî, yağ ve benzeri şeylerin satımıyla uğraştığı için “zeyyat ve semman” olarak tanınırdı. Ebu Amr, yağ ticareti kisvesi altında vekâletle alâkalı işlerini yürütüyor ve hükümet bu şahsın İmam Mehdi’nin (a.f.) Nâibi olacağı aklına bile gelmiyordu. İmam Mehdi’nin (a.f.) ikinci Nâibi Ebu Cafer Muhammed b. Osman da babası gibi yağ ticareti yapıyordu. İmam’ın üçüncü Nâibi, Nevbahtî ailesindendi ve hükümetle irtibatı olması hasebiyle hükümete güzelce sızabiliyordu. Devlet, kesinlikle onun İmam’la irtibatının olacağını düşünmüyordu

c) Özel Nâiblerin Görev ve Sorumlulukları

Dört Nâib’in görev ve genel çalışmalarının ekseni şunlardan ibarettir:

1. İmam Mehdi (a.f.) hakkında halk nazarında oluşan şüphe ve şaşkınlığı gidermek;

2. İmam’ın (a.f.) ismini ve ikamet mekânını gizlemek yoluyla İmam’ı korumak;

3. Vekâlet Teşkilatına çekidüzen vermek ve sorumluluğunu üstlenmek;

4. Fıkhî sorular ve itikadî sorunları cevaplandırmak:

5. İmam’a ait olan malları almak ve gerekli yerlere dağıtmak;

6. Guluvcular ve yalancı Nâiblik iddiasında bulunanlarla savaşmak ve batıl inançlarını ortaya çıkarmak;

7. Hain vekiller ile savaşmak;

8. Halkı Büyük Gaybeti kabul etmeleri için hazırlamak.

6. Gaybet-i Sugra Dönemi’nde Genel Vekillerin Tayini

Gaybet-i Sugra Dönemi’nde İmam Mehdi (a.f.) tarafından seçilmiş özel vekillerin yanı sıra İslâm topraklarının çeşitli yerlerinde diğer vekiller de bulunmaktaydı. Önceki İmamlar’ın vekilleri gibi vekâlet görevini üstlenecek kişiler, görevleri ve vazifeleri için özel Nâibler’e müracaat etmek zorundaydılar.

Önceden de belirtildiği gibi vekiller, İslâm dünyasının çeşitli yerlerinde ve hatta bazı emarelerin tanıklık ettiği gibi “Dört Nâib”in ikamet ettiği “Bağdad”da faaliyet yapmakla meşguldüler. Doğal olarak Gaybet-i Sugra Dönemi’nde İmam Mehdi’nin (a.f.) Gaybeti ve Şia ve Şia yerleşim bölgelerinin artması dikkate alındığında “Vekâlet Teşkilatı”nın temsilcilerinin İmam Mehdi’nin (a.f.) “Özel Nâibleri”nin yardımcıları unvayıyla Bağdad’da Şialar’ın irtibat sorumluluğunu üstlenmeleri gerekiyordu ki, var olan emareler pek çok vekilin varlığını ortaya koymaktadır. Önceki bölümde Vekâlet Teşkilatının “Siyasî Rolü” ve bu Teşkilatın “Gizlilik İlkesi” konularında geçtiği gibi, vekillerin çalışmaları Abbasî halifelerinin hassasiyetine sebep oldu, dolayısıyla halifeler, vekillerin tanınması hedefiyle bazen casuslar gönderiyordu.

Şia yerleşim bölgelerindeki vekillerin çokluğunda hiç şüphe yoktur, ancak üzülerek söylemeliyiz ki söz konusu vekillerin isimleri ricâl, hadis ve tarih kaynaklarında tam olarak kaydedilmemiştir. Şeyh Tûsî el-Gaybe isimli eserinde Gaybet-i Sugra Dönemi’ndeki vekiller hakkında şu tabiri kullanıyor:

“Özel vekiller tarafından seçilen güvenilir kişilere onlar tarafından mektuplar ulaşmaktaydı”.

Şeyh Tûsî bu tabirinin ardından birkaç vekilin ismini zikretmekle yetinmiştir, hâlbuki metinde geçen “Akvam” kelimesi, vekillerin çokluğuna işaret etmektedir.

Her hâlukârda daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu asırda da “Vekâlet Teşkilatı”nın hedefini sürdürebilmesi için varlığı zaruri olan vekiller, İmam tarafından belirlenip atanıyordu. Var olan emarelar bizzat İmam’ın vekillerini atadığının apaçık göstergesidir. Bu karinelerden bir tanesi Muhammed b. İbrahim b. Mahziyar Ahvazî’nin İmam Mehdi (a.f.) aracılığıyla babasının yerine Ahvaz bölgesine vekil olarak seçilmesidir. Bu seçimde İmam (a.f.) bir mektubunda ona şöyle buyurmuştur: “Biz seni babanın yerine vekil olarak seçtik”.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar