9- Gaybet-i Suğra Asrında Şia; Süreklilik Ve Değişim

04 December 2025 39 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 9

Şia fakihlerinin esas itibariyle işte bu raviler ve muhaddisler olduğuna dikkat edilmelidir. Şii ulemasına fakih adı verilmesi Gaybet-i Suğra dönemine kadar pek rastlanan bir şey değildi. Böylelikle fakihlerin ilmî merceiyyeti, Gaybet-i Suğra asrının sonuna doğru Şia toplumunda tamamen kökleşmiş oldu.

İlmî Ekoller

Gaybet asrındaki ilmî konumları gözönünde bulundurulduğunda ana iki ilmî ekolün Şiilerin ilim merkezlerinde yaygınlık kazandığı söylenebilir: Her biri zamana tesir eden etken ve unsurların etkisi altında kalmış kelam ekolü ve hadis ekolü. Bu ikisine ilaveten bu asırda, İmamların hazır bulunduğu zamana has önceki fıkıh ekolünden ve ondan sonraki -beşinci yüzyılın başları- fıkıh ekolünden farklı bir fıkıh ekolünün daha varlığına işaret edilebilir. Aslında bu ekolü, başka bir dönemden intikal telakki etmek de mümkündür.

Kelam Ekolü

Her ne kadar kelam bahislerinin ortaya atılması -ikinci yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlayan ıstılahi manasıyla- İmamların (a.s) konuşmalarında, özellikle Emirulmüminin'in sözünde belli bir geçmişi varsa da Şii kelamının oluşması İmam Sadık (a.s) dönemi ve Hazret'in talebeleriyle ilişkilendirilebilir. Şii kelamcıların birinci tabakasını Altıncı ve Yedinci İmam'ın parlak talebeleri oluşturuyordu. Hişam b. Hakem, Hişam b. Salim, Muhammed b. Nu'man, Mü'min Tâk ve diğerleri. Şii kelamının ortaya çıktığı merkez, bu isimlerin ekserisinin yaşadığı Kufe şehriydi.

Gaybet-i Suğra asrı, Şii kelamcıların ikinci tabakasının zuhur dönemiydi. Sürekli Basra Mutezile mektebiyle karşı karşıya gelen Kufe, bu zamana kadar Şii kelam mektebinin merkezi olma rolünü korudu. Fakat Bağdat şehrinin ortaya çıkışı ve seçkin ilmî konumu nedeniyle Kufe şehrinin önemi büyük ölçüde azaldı ve bu asırda Şii kelam mektebinin merkezi Bağdat'a taşındı. Hiç kuşku yok, Şii kelam ekolünün şekillenmesi ve Gaybet-i Suğra asrında oluşmasında Mutezililerin kelam görüşleriyle mücadelenin ve o sırada Bağdat'ta bolca bulunan İslamî ve gayri İslamî muhtelif fırka ve akımların fikirleriyle karşılaşmanın etkisi yok değildir. Şii uleması, bu asırda daha ziyade kelam ve İtizal eğilimleri taşıyan muhaliflerin şüphe ve hamlelerine cevap verebilmek için onların metod ve üslubunu kullanmaya mecbur kaldı. Ama bu durum, Şii kelamının ve Şii kelamcılarının Mutezile ekolünden etkilendiği ve fikirlerini ödünç aldığının -birçok batılı ve Müslüman bilimadamının inandığı gibi- delili olmadığına dikkat edilmelidir. Hakikatte Şii kelamının prensipleri Mutezile kelamından köklü biçimde farklıdır.

Bu asırda Bağdat ve diğer şehirlerde ve Şia'nın ilim havzalarında büyük kelamcılar zuhur etti. Bunların en önemlisi Nevbahtî ailesiydi. Bağdat Şiilerinin riyasetini üstlenen Ebu Sehl İsmail b. Ali Nevbahtî (vefatı hicri 311), bu ailenin en seçkin ismiydi. Şeyh Tûsî onun yüksek seviyeli ünvanlarını ve lakaplarını zikretmiştir. Ondan sonra Hasan b. Musa Nevbahtî (vefatı hicri 310) Şia'nın Bağdat'taki büyük kelamcısı ve filozofuydu.

Kelam ekolünün yaygınlık kazandığı diğer Şii havzalarından biri de Şehr-i Rey idi. Bu şehirde, Kum'un hadis ekolünden yoğun etkisine rağmen Şii kelamı kendine has biçimde ortaya çıktı. Bu durum daha çok Şii âlimlerinin Rey'deki Mutezililer ve Zeydilerle karşılaşmasının sonucuydu. Horasan'da en fazla kelam akımı Nişabur şehrinde vardı. Nişabur'un İbn Abdek Cürcanî gibi Şii kelamcıları, Bağdat'ın kelam ekolünün ve kelamcılarının etkisi altındaydılar.

Kelam ekolünün Gaybet-i Suğra asrında yaygınlaşmasıyla Şia akaidinin açıklanması ve ispatlanması ve muhaliflerin görüşlerinin reddedilmesine ilişkin çok sayıda kelam kitabı telif edildi. Bu kitapların büyük bölümünün telifi Bağdat'ta gerçekleşti. Bu kitapların yazılmasında büyük pay sahibi de Ebu Sehl Nevbahtî idi. Şeyh Tûsî, ona ait otuzdan fazla kitabın adını zikretmiştir. Fakat eserlerinden hiçbiri mevcut değildir. Çok sayıda tasnifi bulunan Hasan b. Musa Nevbahtî de el-Ârâ ve'd-Diyânât adında tamamlamayı başaramadığı bir kelam mecmuası yazmıştı. İbn Kubbe Râzî, imamet konusunda, Horasanlı kelamcı Ebu'l-Kasım Belhî'nin kitaplarına reddiye olarak el-İnsaf ve el-Müstesbit adında iki kitap yazdı. Ne yazık ki bu döneme ait kelam teliflerinden geriye hiç iz kalmamıştır. Bazı şahitlere bakıldığında Ebu İshak İbrahim b. Nevbahtî'nin yazdığı el-Yâkût kitabı da hicri altıncı yüzyılın teliflerindendir.

Hulasa bu asrın kelam ekolünün, Gaybet-i Kübra'nın başlangıcında Şii kelamın gelişimine zemin hazırlamış çok kıymetli ürünleri vardı. Başında Şeyh Müfid'in yeraldığı Şii kelamcıların üçüncü tabakası, bu kelam ekolünün, kelamî görüşleri ıslah edip arındıran talebeleriydi. Başta Şeyh Müfid olmak üzere onların eserleri arasında büyük ölçüde Gaybet-i Suğra asrındaki kelamcıların görüşlerini bulmak mümkündür. Şeyh Müfid, el-Makâlât kitabının başlarında Nevbahtîlerin görüşlerinden bir kısmını tenkide koyulmuştur.

Hadis Ekolü

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar