9- Gaybet-i Suğra Asrında Şia; Süreklilik Ve Değişim

04 December 2025 39 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 9

Bu yüzden Ehl-i Beyt (a.s) ilimlerinin, meselelere cevap vermek ve zorlukları gidermek üzere müdevven ve yazılı biçimde ve insanların kullanabileceği şekilde düzenlenip derlenmesi zorunluluk haline gelmişti. Aynı zamanda böyle kitapların kaleme alınması yönünde halktan ve ilim taliplilerinden gelen talep yüksekti. Esasen bu asırda yazılmış bazı muteber kitaplar bu ihtiyaçlara cevap vermek amacındaydı. Bu eserlerin önde geleni -işaret edildiği gibi- Kuleynî'nin el-Kâfî'siydi. Kendi türünde bu asırda telif edilmiş en önemli kitaptır. Kuleynî, kitabının mukaddimesinde, bu kitabı, rivayetlerin hakikatini, onların sebep ve illetlerini idrak etmede acziyet belirten, ona ve iman kardeşlerine yol gösterecek bir kitap isteyen kimsenin talebi üzerine yazdığını açıklamıştır. Kuleynî'nin sözünden, eğitimli âlimlere ulaşılamaması ve rivayetler ve fıkhî görüşlerin çokluğunun insanlar için meseleleri anlayıp idrak etmeyi zorlaştırdığı anlaşılmaktadır.

Hakikatte bu, Şiilerin çoğu bölgelerde karşılaştığı genel bir sorundu. Büyük muhaddis ve fakihlerin bulunduğu Kum, Kufe ve Bağdat gibi ilim merkezlerinde bu sorun çözülebiliyordu. Fakat diğer bölgelerde bu mesele yerinde duruyordu. O kadar ki, Şeyh Saduk, Gaybet-i Suğra'dan birkaç on yıl sonra bile Maveraünnehir'de aynı sorunla karşı karşıya geldi. Men La Yahduruhu'l-Fakih kitabının başında, Maveraünnehir'de Şii seyyidlerden birine rastladığını ve kendisinden, güveneceği ve başvuracağı bir kitap yazmasını istediğini anlatmıştır. Bu ortamın idrak edilmesi, Şii âlimleri, kapsamlı biçimde birtakım mevzular üzerine kitaplar telif etmeye yöneltti.

Gaybet meselesi Şiileri meşgul eden bir inanç sorunuydu. Şia uleması uzun müddet, gaip İmamın varlığına inanan diğer Şii fırkaların -İsmailiyye, Eftahiyye, Vâkıfiyye gibi- takipçileriyle çatışma halinde oldu ve şimdi kendileri bunu ikrar ediyordu. Bu mesele o kadar hassas ve tehlikeliydi ki, gaybet zamanındaki teliflerin ağırlıklı kısmı bu konuya mahsus olarak kaleme alındı. Kitapların çoğu gaybet meselesinin açıklanması, onun etrafındaki şüphelerin giderilmesi ve diğer fırkaların görüşlerinin reddedilmesi alanında yazıldı. Bu kitapların büyük bölümü “Kitabu'l-Gaybe” veya “el-Gaybe ve'l-Hayra” ya da buna benzer başlıklar altında telif ediliyordu. Bu da, bu asırdaki Şiilerin içinde bulundukları duruma işaret etmektedir.

İbn Bâbeveyh Kummî'nin telifi olan el-İmam ve't-Tebsira mine'l-Hayra kitabı bu kitapların en iyi örneklerinden biridir. Kitabının başında bir grup Şiinin gaybet asrındaki hayret ve şaşkınlığından sözederek bu kitabı yazmaktaki hedefini, konuyla ilgili haber ve rivayetleri biraraya toplamak olduğunu belirtir. Böylece onların hayretini bertaraf edecek ve üzüntülerini giderecektir. Bu sözlerin benzerini Şeyh Saduk Gaybet-i Kübra'nın başlangıcında, Kemalu'd-Din ve Tamamu'n-Ni'me kitabının mukaddimesinde ifade etmiştir. Hâsılı bu asırda gaybet mevzuunda çok sayıda kitap kaleme alınmıştır. İbn Bâbeveyh'in kitabından başka Himyerî'nin yazdığı el-Gaybe ve'l-Hayra, Selame b. Muhammed Ezûnî'nin yazdığı el-Gaybe ve Keşfu'l-Hayra ve Şelemgânî'nin yazdığı el-Gaybe kitaplarına da işaret edilebilir.

Gaybet asrında Şia'nın telifler verdiği süreçte ortaya çıkan yeni gelişme, ansiklopedi teliflerinin artmasıydı. Bu zamana kadar yazılmış çoğu kitap bir tek bakışaçısının ürünüydü. Her kitap fıkıh, akaid, tarih vs. gibi belli bir mevzuda yazılıyordu. Bu kabil kitaplar arasında, her biri bir fıkıh babının başlığı altında yazılmış bol miktarda fıkıh kitabına veya maktellere ve savaşları konu alan tarih kitaplarına değinilebilir. Bütün mevzularda birtakım kitaplar bu yöntemle telif edilmişti. Bu bakış tarzı gaybet asrında da yaygındı ve yazılan kitapların büyük kısmı bu metodla kaleme alınmıştı. Ama ansiklopedi telifi dikkat çekici biçimde artmaya başladı. Bu üslupta, bir tek bakışaçısıyla telif tarzının aksine kitabın konuları bir başlık, genel bir mevzu ve çeşitli bahisleri muhtelif bablarda ele alma şeklinde yazılıyordu. Bu tarzın bu asırda yazılmış ilk örnekleri fıkıh ansiklopedileriydi. Bunun da ilki, Sa'd b. Abdullah Kummî'nin el-Rahme kitabıdır. Bu kitap taharet, namaz, zekât, oruç ve hac gibi birkaç fıkıh babını içeriyordu. Şeyh Saduk'un söylediğine göre, muteber ve başvuru kaynağı fıkıh kitapları, bu asrın fakihlerine aitti.

Muhammed b. Ali b. Mahbub Eş'arî Kummî'nin yazdığı el-Câmi' kitabı da, el-Rahme kitabı gibi aynı fıkıh bablarını kapsamaktaydı. O, el-Ziya ve'n-Nûr adında, nikâh, talak, rida, hudud, diyet vs. ile ilgili başka bir kitap daha yazmıştı. Bu asırda kaleme alınmış en büyük ve en kapsamlı fıkıh ansiklopedileri İbn Cüneyd İskafî Bağdadî'nin kitaplarıdır. İbn Cüneyd'in iki büyük ansiklopedisi vardı. Bunların ilki, Tehzibu'ş-Şia li-Ahkami'ş-Şeria kitabıydı. Kitap yaklaşık 20 ciltti ve bütün fıkıh bablarını kapsıyordu. Diğer kitap ise el-Muhtasaru'l-Ahmedî li'l-Fıkhi'l-Muhammedî idi. O da fıkıh babları esasına göre tertip edilmişti.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar