Elbette bu konu bir noktaya kadar kabul edilebilir ama bahsedilen konu, örtünmemenin sınırsızlığın mukaddimesi olduğu ve evlilik dışı şehevi isteklere ortam hazırladığıdır. Bununla birlikte bunun kökü, kaynağından kesilmelidir. Ailelerin ve toplumun iffetinin yaralanmaması, kadının toplumsal boyutta büyük başarılara ulaşabilmesi ve mukaddes hizmet alanının şehevî arzularla kirlenmemesi için hicabın yüce değerinden yardım almaktan başka bir çare yoktur, hicap korunmalıdır.
Herkesin gözünü namahremlere yumması gerektiği de doğrudur ama herkes de bedenini şehvet uyandırıcı biçimde başkalarının gözü önüne sermemekle de vazifelidir. Beden ve beden görünümü şehvet uyandırıcı bir mal olarak kullanılmamalı ve şehvetli gözlerin ilgisi çekilmemelidir.
Eğer hicabın ailevî etkilerinde önceki iki hedef, yani aile sebatı ve nesil selameti, dinî ve İslamî örtü gölgesinde güzelce topluma yerleşirse saptırıcı hiçbir unsur ve etken, o toplumu gerçek hedefinden alıkoyamaz. Çünkü toplumun saadet ve kemali aile ve nesil selameti etkenlerine bağlıdır. Eğer Batı ve Amerika kültürlerine bakacak olursak, toplum sebatının ve selametinin orada özel bir sarsılmayla karşı karşıya olduğunu görürüz. Zira örtüye riayet etmedikleri ve iffeti, hayâyı korumadıkları ve cinsel içgüdülerini kontrol etmedikleri için, hem toplumda hem de ailede kişisel ve toplumsal şahsiyet temelinin genel bir zarar görmesine sebep olmuşlardır.
2- Kadının özgürlüğü:
Bizim özgürlükten kastımız iş, çalışma ve tahsil yolunda gelişim ve ilerleme özgürlüğüdür.
İşgücünü ve toplumsal faaliyeti zayıflatan şey, cinsel hazları ev ortamından topluma çekmek, örtünmemeyi yaymak ve cinsel ilişki özgürlüğüdür. Hicap kadını hapsetmek, iktisadî, kültürel ve toplumsal faaliyetlerden alıkoymak ve bu şekilde kabiliyetlerinin kilitli kalması demek değildir. İslam kadının dışarı çıkmasına ve ilim tahsil etmesine engel değildir. Aksine ilim tahsilini kadına ve erkeğe vacip bilir. İslam hiçbir zaman kadının işsiz oturup atıl kalmasını istemez. Kadının bedenini örtmesi kültürel, toplumsal ve iktisadî hiçbir faaliyetine engel olmaz. Bu gücü felç eden şey, iş ortamının şehevi lezzet arayışlarıyla kirletilmesidir.
İslam Cumhuriyeti kurucusu İmam Humeynî’nin, 15 İsfend 1358 tarihli konuşması sırasında şöyle dediğini görüyoruz: “İslam meclisine kadınlar açık saçık gelip gitmemeliler. Hicaplı olurlarsa gelmelerinin, çalışmalarının bir sakıncası yoktur ama şer’i hicaba uysunlar ve şer’i hususları korusunlar.”
Bazen muhalifler diyorlar ki özgürlük beşerin doğal hakkıdır ve hicap özgürlüğe manidir. Özgürlük kelimesinin açıklaması ve cevabında şöyle demeliyiz: Bu eleştiri sadece hicaba mahsus değildir, oruç için de bunu öne sürebilir ve oruç hükmünün, insanın yemek yeme özgürlüğüne aykırı olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde dünyadaki trafik kuralları da sürücülerin özgürce araba kullanmalarını engellemektedir. Yine bütün haramlar ve vacipler insanın özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Elbette laik ekolde her şeyin caiz olduğu malumdur. Bu yüzden biz, bir din ve ekolü kabul ettiğimizde onun hükümlerini uygulamamız gerektiğini söylüyoruz. Biz Müslümanız ve Kuran ve sünnete bağlıyız. Öyleyse Allah’a kulluk ederek ilahi hükümler doğrultusunda hayvanî özgürlüklerimizi sınırlandırmalıyız.
3- Siyasi ve kültürel bağımsızlığın korunması:
Günümüzde birçok toplumda giysiden siyasi fayda sağlıyorlar. Hintlileri dikkate alalım, nasıl da giysilerini siyasi bir olguya çevirmişler ve o özel giysiyle uluslararası toplantılara katılıyorlar.
Afrikalı toplumlardaki kadınları ve erkekleri dikkate alalım, nasıl da giysilerinden bağımsızlık belgesi oluşturuyorlar ve bu belgeyle kendilerini Batı’nın kültürel saldırılarından koruyorlar. İslami toplumlarda da kadınlar hicap veya tesettür şeklindeki özel örtülerini, İslam’ı özgürce kabullerinin belgesi olarak ilan ediyorlar.
“Giysi; fikrî, dinî, siyasî ve kültürel bağımsızlığı da ifade eden, bedenin bayrağı sayılır. Buradan giysi değişikliğinin düşünce değişikliğini gösterdiği sonucuna ulaşabiliriz. Buna bağlı olarak kişilerin davranışlarında da değişiklik olur ki bu durumda ülkenin bağımsızlığına gölge düşer. Özellikle de insanın dış vaziyetinin iç vaziyetini anlatması ve bağımlılığın içerde başladığını ve kişilerin zahirinde tecelli ettiğini göstermesi açısından önemlidir.” (Kaimî, 1373, s. 385-387)
“Montesquieu’nun deyimiyle demokrasi rejiminde iffetin kaybedilmesi, en büyük bedbahtlıklara ve bozukluklara sebep oluyor. Öyle ki bu, rejimin temellerini yok edecektir.” (a.g.e.)
Bazen bozulmaların artmasının bir hükümeti devirme sebebi olduğu, itiraf etmemiz gereken bir gerçektir. Biz bunun örneklerini bu büyük dünyanın çeşitli bölgelerinde, Latin Amerika’da, Ortadoğu’da ve diğer yerlerde gördük. Gelecektekiler de gelecekte diğer birçok toplumun çöküşüne şahit olacaklar.