Allame-makale-1

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 13

Önceki konuyu tamamlayacak, başlangıçta Âdem’in makamıyla isyanı arasında görülen uyumsuzluğu bir nebze giderip üzerindeki örtüyü kaldıracak, Âdem’in yaradılış hikâyesine ve bundan kaynağını alan antropolojik yaklaşımlara daha net bakılmasını sağlayacak önemli bir nokta şudur: Merhûm Allâme, Allah’ın Âdem’le ahdinde “Biz onda yeterli bir kararlılık görmedik” buyurduğunu söyler. Çünkü o ahdine bağlı kalmamıştı. Onun neden ahdine bağlı kalmamış olabileceğine dair muhtelif ihtimalleri değerlendirdikten sonra, bu ahdin Allah’ı anmaya devam etmesi ve O’ndan yüz çevirenler için zorlu bir yaşamın gerçekleşeceğini bildirmek için olduğu neticesine varmıştır.

Buna göre bu anlaşmanın bozulması dünyada zor, kötü ve bedbaht bir hayat demektir. Bunun göstergeleri ise Allah’ın rubûbiyetini/Rab olduğunu unutmak ve dünyevî süslere ilgi göstermekten kaynaklanan gaflettir. İşte bu nokta insanı şunu düşünmeye itmektedir: Sanki Âdem (daha yeni kendi manevî boyutlarına âşinâ olmuştu ve bir etkenin onun ruhânî atmosferini elinden alabileceğini sanmıyordu o yüzden) zor ve zahmetli dünya hayatına sebep olacağı önceden âşikâr olan bu ağaca yaklaşmaya çalışıyordu. Dünya ve maddî getirilerinden faydalanmayı ve de Allah’ı anıp zikretmeyi birarada yapmak istiyordu ama başaramadı. Allah’ı anmayı unutup nisyâna giriftar oldu ama sonrasında Allah tevbeyle bu elden kaçan maslahatı, yani Allah’ı anıp zikretme ile huzur içinde yaşama imkânını onun için hazırladı. Nitekim şu anda insanların dünyevî yaşamlarındaki durumları da iki türlüdür. Bir grup Allah’a dayanarak kendi varlıkları üzerinde yalnız O’nu müessir görürler ve tüm olguları O’ndan bilirler. Onlar için huzursuzluğun, depresyonun ve sıkıntının bir anlamı yoktur. Zira kendi ihtiyârlarının Mâlik’inin fiil ve tasaaruflarına karışmıyorlar ve sadece kendi Rab’leriyle meşguller. İçinde zorluk bulunmayan temiz hayat, gamı olmayan sevinç ve karanlığı olmayan nûr işte budur. Bunların hepsi de Allah vasıtasıyla tahakkuk eder.

Ama bunun karşı noktasında Allah’ın rubûbiyet makamından gafil olan kâfir insan vardır. Her şeyi bağımsızlığa sahip zanneder. Daima bir şeyi kaybetmekten korkar, ilerde başına bir şey gelip de daimî bir sıkıntıya düşecek olmaktan korkar. Demek ki dünyadaki zorluğun kaynağı, ilâhî anlaşmayı unutmuş olmaktır. (Bkz. 1371: c. 1, 128-130) Bu tahlile göre bu dünyada da iyi bir hayata ulaşmanın sırrı Allah’ı anmakla mümkündür ve Allah’ı anmak, insanın emir âleminde içinde bulunduğu huzuru ve mutluluğu temin eder.

İstihdâm görüşü

Ontoloji temelli bahislerde değinildiği üzere madde dünyası, zaman çizgisi üzerinde bekâ kavgası ve maddî araçlar vesilesiyle maddî imkânlardan faydalanma âlemidir. Öyle bir çizgi ki tüm mahlûkat kendi potansiyel güçlerini eyleme dökebilmek için zaman perdesinin arkasından ve kontrol edemedikleri etkenlerle cebelleşirken, aynı zamanda hedeflerine varmak için daha fazla araç temin edebildiklerinde zafere ulaşırlar. Bu yüzden maddî dünyaya hâkim olan ilişkilere göre başarıya ulaşmanın esaslarından biri, şüphesiz işe yarar araçlardan maddî bekâyı tazmin edebilmek için istifade etmektir. Nitekim insan bedeni yapısı da yeme, içme, giyinme, üreme bâbından ihtiyaçlarını giderebilmek için diğer mahlûkâta ait araçlardan istifade etmek zorundadır. (Tabâtabâyî, 1387: 130)

Madde dünyasına hâkim ilişkiler, beden yapısının kendi ihtiyaçlarını gidermek için araçlara bağlı olması, aynı şekilde insanın hayatı boyunca ardı ardına çeşitli araçlardan faydalanmasını gerektiren eylemlerde bulunması, özünde dünyaya geldiği andan itibaren enstrümantasyon araçlarına hem insanların hem de geri kalan mahlûkâtın muhtaç olduğuna dair inanç geliştirmektedir. (Bkz. Tabâtabâyî, 1371: c. 2, 115) İnsanın ve varlığın özelliklerinin bu içiçe geçmiş zinciri, onu tamamen “tâgî bi’t-ta’b (özünde âsi)” varlık olduğuna inanmaya zorlamaktadır. (Cevâdî Âmulî, 1388: 210) O, bu tahlile dayanarak istihdâm yönteminin hem medeniyetten önce hem de sonra geldiğine, ayrıca medeniyetin istihdâmın bir cüzü ve bir türü olduğuna inanır. Bu inanç, ihtiyaçların giderilmesi için başkalarına ihtiyaç duyulmasından kaynaklanmıştır ve bu ihtiyaçların toplumdaki tüm insanları kapsaması, beşerî toplumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. (Bkz. Tabâtabâyî, 1387: 131-133)

İnsan başlangıçtaki tabiatı üzerinde kalsaydı adaleti ve başkalarına ihtiramı yaygınlaştırmak yerine güç ve asaleti kullanarak toplumu altetmek isteyecekti. Nitekim bugün herkes medeniyet ve ilerleme iddiasındayken buna şâhit oluyoruz. (Tabâtabâyî, 1371: c. 2, 117) Bununla beraber şimdiye dek istihdâm esasını anlatırken gördüğümüz, dünyaya ve insana hâkim münâsebetlerin biraraya gelmesiyle oluşan özelliklerin terkibine dair niteleyici ve zarar tespitine yönelik açıklamalardır. Bunlar idrak ve maddeye tepki boyutunda kendi bedensel yaradılış ve ortaya çıkış esasına birçok yönden bağlıdır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar