Vahdet ve birlik olan yerde ikiliye yer yoktur. İşte burada ihtilafa neden olan faktörlerin en önemlisi olan “Ego-benlik” duygusunu uyandırıp, körüklüyen “Ben” ve “Sen” kavramı önemini yitirir. Attar (4.s.207): Eştername
چون يکی باشد همه نبود دويی نه منی برخيزد اينجا نه تويی
“Her şey bir olursa, olmaz ikilik, Buradan ne “Benlik” doğar, ne de “Senlik”
Fuzuli:
“Bizde ikilik nişanı yoktur, Her birinin özge canı yoktur.”
Attar:
می ندانم تو منی يا من تويی محو گشتم در تو و گم شد دويی
“Bilmem ki, sen ben misin yoksa ben sen mi, Yok oldum sende ve ikilik gitti.”
Fuzuli:
“Mende olan aşikâr sensen, Men hod yoham, ol ki vâr sensen. Ger men, men isem; nesen sen, ey yâr! Ger sen, sen isen; neyem men-i zâr?”
Hayret ve şaşkınlık irfan ve tasavvufun en ince merhalelerinden birisidir. Arif bu makamda hem Hakk’ın cemal, celal ve kemal sıfatlarının, O’nun kudret, azamet ve hikmetinin yüceliğinden, erişilmez ve künhüne varılamayan sırlarından, hem de bu sıfat ve hikmetin bu âlemde tezahür eden delil ve nişanelerinden hayrete düşüp, şaşırır ve ne yapacağını bilmez olur. Attar:
بعد ار اين وادی حيرت آيدت کار دايم درد و حسرت آيدت کار عالم عبرت است و حيرت است حيرت اندر حيرت است و حيرت است
“Bundan sonra hayret vadisi gelir, İşin daima dert ve hasretle gelir. Alemin işi ibret ve hayrettir, Hayret içre, hayret içre hayrettir.”
Fuzuli, bu hayretin tüm inceliklerini kalben, bedenen ve ruhen kendi batıni aleminde yaşayarak onu şöyle dile getirir.
“Ey Fuzûlî kalmışam hayretde, bilmen n’eyleyim, Devr zâlim, baht nafercam, taleb çok, ömr az.”
Bu âlemde her ne varsa O’nun cemâl ve hüsnünün tecellisidir. Her bir noksan ve eksiklik O’ndan kemale erer. Her aşık, O’ndan farklı farklı vuslat tadı alır. Attar:
در هر چيزی ترا جمالی دگر است در هر ورق حسن تو حالی دگر است هر ناقص را از تو کمالی دگر است هر عاشق را ز تو وصالی دگر است
“Her şeyde senin başka bir cemalin var, Her varakta hüsnünün başka bir hali var. Her noksanın seninle başka bir kemali var, Her aşığın sende başka visali var.”
Fuzuli, bu manada güneşi O’nun güzellik kitabından bir yaprak sayar.
“Güneş levhi değil gökte şuâ üstünde zerrinhat, Felek almış eline bir varak hüsnün kitabından.”
Her şey O’na bağlı, O’nun visalinin teşnesidir. Fuzuli:
“Beste-i zencir-i zülfündür nesimi termizac, Teşneyi cami visalındır muhit-i hoşkleb.”
Hakikate basiret gözü ile bakan kamil arif, evreni ve varlık âlemini donuk ve manasız olarak tasavvur etmez. Hakk’ın ebedi varlığından başka ne varsa hepsi her an değişiyor, gece ve gündüz, ışık ve karanlık, hayat ve ölüm, hayır ve şer her daim savaş ve mücadele içindedirler. Sanki her şey ortaya çıkar ve yok olur, ölür ve dirilir, bu cereyan bir an bile durmaz, durulmaz. Hal böyle olunca da, kamil arif ölümü ve hayatı, vusalatı ve hicranı, sevinci ve gamı aynı gerçekliğin iki yüzü gibi bir bilmektedir. Attar, Divan-i Eş’ar:
ای هجر تو وصل جاودانی و انده تو عين شادمانی
“Ey Senin hicranın ebedi visal, Ve Senin gamın ebedi mutluluk.”
Fuzuli:
“Ehl-i irfandır cihan keyfiyetin tahkik eden, Kim, nişatından bulur yüz gam, gamınden yüz nişat.”
Vahdet makamından bakılınca insan ile Hakk Teala arasında ne varsa ortadan kalkar. Hatta put, ezeli mâşukun ve mutlak cemalin temsilcisi ve şifresi gibi tasavvur edilir. Bu durumda puthane de, insan-ı kâmilin marifet nuru ile dolu kalbi gibi anlaşılmaktadır. Attar, Divan-i Eş’ar:
مسلمانان من آن گبرم که بتخانه بنا کردم شدم بر بام بتخانه در اين عالم ندا کردم
“Ey Müslümanlar! Ben o kafirim ki, puthane inşa ettim, Puthanenin damına çıkarak bu alemde nida ettim.”
Fuzuli:
“Secdedir her kanda bir büt görsem ayinim menim, Hah mü’min, hah kafir tut, budur dinim menim.”
Attar’ın irfanda öne sürdüğü en önemli ve ehemmiyetli eğitim metodu; nefsi olgunluk ve kemal ile bâtıni saflık ve temizlik için yedi aşamalı seyr ü sülûk menzilleridi. Attar, Mantiku’t Tayr:
گفت ما را هفت وادی در ره است چون گذشتی هفت وادی درگه است
“Dedi: Yolumuz üzre yedi vadi var, Yedi vadiyi geçince de dergah var.”
Bu menziller bir anlamda irfanın ameli yönleriyle alakalı olsalar da, daha ziyade onun nazari-teorik, batıni-psikolojik boyutları ile ilgilidir. Feriuddin Attar-i Nişaburi, irfanın yedi vadisini şu sırayla anlatır: Talep, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret, Fena. Zaten Attar’ın irfandaki dehasını ve büyüklüğünü göstermek için Celaleddin Rumi şöyle demiştir:
هفت شهر عشق را عطار گشت ما هنوز اندر خم يک کوچه اييم
“Attar aşkın yedi şehrini gezdi de, Biz hala bir sokağın dönemecindeyiz.”
Tasavvuf ve İrfanda nefsin yedi basamaklı tekamül ve bâtıni aydınlanması bununla ilgilidir, ancak buradaki sıralama kesin bir hüküm değildir. Öyle ki, bütün kâmil ariflerin son hedefi vahdet ve tevhid nurunun bâtınına kavuşmaktır. Hatta burada gelinen son fena vadisi de bu hedef içindir. Fuzuli:
“Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı, Garâzım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı.”