İstişrak ve müsteşrikin tarifinde ihtilaf vardır. Sorunuz yerindedir. Çünkü halihazırda karşımızda iki kavram vardır. Biri, Müslüman olsun olmasın Batılı müsteşrik, diğeri de ister Batılı ister Doğulu olsun gayri Müslim müsteşriktir. Yani bir Hıristiyan veya Izutsu gibi Japonya'dan bir Budistin İslambilim araştırmalarına yönelmesi anlamında. Birinci anlamda müsteşrik yoktur. Müslüman olmayan İslambilimci manasına gelen ikinci anlamda müsteşrik de coğrafya değil, inanç sınırıyla ayrılır. Bu konuda bendenizin kastettiği Müslüman olmayan anlamında müsteşriktir. Batılıların veya daha net bir ifadeyle gayri Müslimlerin neden Kur'an tercümesine yöneldiklerine gelince, Dr. Mearif'in konuşmasında farklı motivasyonlar olduğuna değinilmişti. Kur'an'a alakaları nedeniyle veya Arap edebiyatına ilgi duydukları için Kur'an'daki maarifle ilgilenmeksizin Kur'an tercümesine yönelmiş Hıristiyan müsteşrikler çıkabilir. Fakat bir Hıristiyan veya Yahudi'yi Kur'an tercümesine yönlendiren motivasyona hakim renk doğal olarak dinî güdü olacaktır. Daha net ifadeyle İslam karşıtlığı ve Kur'an karşıtlığı motivasyonudur. Nitekim tarihte Latince'ye yapılan ilk Kur'an tercümesi bir keşiş tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir keşiş konu olunca Kur'an maarifine ilgisi nedeniyle bu işi yaptığı söylenemez. Özellikle de dört yüzyıl onu saklı tutmuşlarsa. Burada bizzat kendilerinin bazı itiraflarını ele almaya gerekli görüyorum. İlk itirafı, miladi onikinci yüzyılda Kur'an'ı tercümeye girişmiş Latince mütercimi Petrus'tan nakledeceğim. Kur'an'ı tercüme etmekteki hedefini şöyle izah eder: “Hiç değilse Hıristiyan bilginler Kur'an'daki zayıf noktaları keşfedip açıklayarak İslam'ın tebliğ ve daveti karşısında Hıristiyanlığın bağlılarının imanını aşılarlar. Böylece Kur'an'ın değersiz cazibeleri onların inancını değiştiremeyecektir.” (Nakdu'l-Hitabi'l-İstişrakî, s. 44). İkinci itiraf Hamburglu rahip Abraham Hinkelman'a aittir. Kur'an'ın tercümesinin Papa Aleksandr tarafından yasaklanmasından bir müddet sonra 1667 yılında Kur'an tercümesine girişti. Keşişler onun Kur'an'ı tercüme etmesine karşı çıktılar. Fakat kendisi hedefini şöyle açıklar: “Bu kitabın yayınlanması dinî bir hareket değildir. (Kastettiği İslam dinidir). Bilakis Arapça'yı inceleme doğrultusundadır. Hulasa Kur'an'ın zaafları bu vesileyle gösterilmiş olacaktır.” Bu söz, yirminci yüzyılın Hıristiyan müsteşriki Johann Fück'ün telifi olan “Tarihu Hareketi'l-İstişrak” kitabında geçmektedir. Johann Fück, tartışma ve tenkit sahasına cesaretle adım atmış insaflı müsteşriklerdendir.
Üçüncü itiraf, 17. yüzyılda, kendi Kur'an tercümesine ayrıntılı bir önsöz yazan ve Hıristiyanlık öğretisini savunmak üzere tercümeye dipnotlar düşen Maracci'den geldi. Maracci keşişlerin itirazlarıyla karşılaşınca yaptığı çalışmayla ilgili olarak şöyle dedi: “Bu Kur'an'ı yayınlamanın özü, İslam'a karşı Katolikliği savunma hareketi olmasıdır.”
Bunlar Hıristiyanların kendi kitaplarında ortaya koyduğu açıklamalardır ve bazı sonuçlar almayı da başarabildiler. Hıristiyanlar Kur'an tercümeleri neşredip kendi araştırmacılarının istifadesine sunmakla araştırmacılarını İslam'ı araştırmaya ve İslam aleyhinde tenkit ve reddiye yazmaya teşvik ettiler. Aslında bu eleştirilerin başlangıç noktası Batı ülkelerinde yapılan işte bu tercümelerin incelenmesiydi. Dolayısıyla Kur'an'ı tercüme etmeye odaklanmış çoğu müsteşrikin motivasyonu İslam aleyhinde tenkit ve reddiye yazmaktı. Elbette ki bir kısmı da (yaklaşık 30 kişi) insaflı biçimde İslam'ı incelemeye koyulmuştu.
Bu yargımız, ağırlıklı olarak garezkâr ve olumsuz saikle yapılan Kur'an tercümeleriyle ilgilidir. İlmî kaygı güden ve maksatsız az sayıda insan da tabii ki vardır.
Sunucu:
Şimdi müsteşriklerin zayıf noktalarını açıkladıktan sonra ilmî insaf şarkiyatçıların müspet özelliklerine de değinmemizi ve bu bilim insanlarından hangi örnekleri alabileceğimize bakmamızı icap ettiriyor.
Dr. Zemanî: