Ref’ hadisi bu noktaya işaret etmektedir. Bunlar aslında kötü sayılmamakta ve bundan dolayı bunlara duçar olanlara ceza verilmemektedir. İyiliği emir ve kötülükten sakındırma noktasında söylenen ilk şey kötülüğün var olması ve sakındıracak olanın o kötülüğü iyi bilmesi gerektiğidir. Hâlbuki hata, unutkanlık, zorlama sonucu ortaya çıkan kötülük, kötülük örneklerinden değildir ve dolayısıyla eğitmenin buna tepki gösterme hakkı yoktur. Zira iyiliği emir ve kötülükten sakındırmanın ilk ve en küçük şartı gerçekleşmemiştir. Elbette o kötü hareketi yapan kimsenin yaptığı hareketin kötü olduğuna dair uyarılması güzel bir şeydir ve bunun saygıyla yerine getirilmesi gerekir.
6-6 Özrü Kabul
Her ne kadar hatalı olsa da insan saygınlığının ve kerametinin korunması, eğitmenin öğrencinin özrünü kabul etmesini gerektirir. Hadislerde hatalı insanların dilediği özrün kabul edilmesine önemle vurgu yapılmıştır. İmam Musa Kâzım’dan (as) nakledilen bir hadiste sağ kulağa kötü söyleyen insanın hemen ardından sol kulağa özür dilemesi durumunda, özrün kabul edilmesi buyurulmuştur.
Bunun sonucu, günah dosyasını kapamaktır ki bu durum dosyanın açık kalmasından ve günahın cezasının verilmesinden çok daha güzel sonuçları olan bir harekettir. Elbette öğrencinin dilediği özürde samimi olması veya samimi olduğuna ihtimal verilmesi, özrün kabul edilmesi noktasında önemli şartlardan biridir. Eğer samimiyet ihtimali olmasa, özrün kabul edilmesi hem öğrenciyi yaptığı hataya teşvik etmek anlamına gelecektir hem de eğitmenin makamının alaya alınmasına sebebiyet verecektir.
6-7 Acele Etmemek
Ceza verilmesinde acele etmek beğenilen bir şey değildir. En iyisi öğrencinin hatasını gördükten sonra ona bir fırsat vermektir. Belki bu esnada yaptığından pişman olacaktır ve hatasını telafi etme yolları arayacaktır. Bu durumda öğrencinin gururu ve saygınlığı korunmuş olacaktır. Emir’ül Müminin Ali’nin (as) buyurduğu gibi Allah azze ve cellenin de günahkâr kullarına karşı davranışı bu şekildedir:
“Allah, günah işleyen her kula yedi saat mühlet verir; tövbe ederse ona herhangi bir günah yazılmaz.”
Allah’ın böyle yapmasının delili belki de imkân olduğu müddetçe cezalandırmaktan kaçınmak ve imkân olduğu müddetçe öğrencinin kendini düzeltebilmesine olanak sağlamak içindir. Eğer bu şekilde davranılırsa, cezanın amacı olan bireyin eğitilip hal ve hareketlerinin düzelmesi durumu da hâsıl olacaktır. Bu aynı zamanda ilahî işlevin eğitmenin davranışlarına yayılması için de güzel bir delildir.
6-8 Hataya Bulaşmadan Önce Hücceti Tamamlama
Aklın hükmüne ve akil insanların uygulamasına göre eğitmen, ancak öğrenciyi yaptığı hatanın kötü sonuçları hakkında uyarmış ve hücceti ona tamamlamış olduğunda ceza verebilir. Aksi halde ceza vermek, aklen kötü sayılan bir iştir. Bu kötü sayılması, aklî beraatın kaynağıdır. Yani davranışın kötü olduğunu ve ceza gerektirdiğini bilmeyerek o kötülüğü yapan kimse, aklın hükmüne göre suçlu değildir ve cezalandırılması kötüdür. Şer’î beraatın kaynağı olan “Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.” ayeti, bahsettiğimiz aklî beraata da işaret ve irşat etmektedir.
6-9 Dolaylı Uyarılar
Cezada genel kural, ceza merhalelerine riayet etmektir. Bundan dolayı öğrenciye doğrudan tepki göstermeden önce en güzeli uygunsuz hareketlerinin yolu üzerine onu engelleyecek ve uyandıracak bir takım dolaylı uyarılar yerleştirmek olacaktır. Öğrencinin bazı nimetlere ulaşmasını engellemek gibi hoş olmayan dolaylı uyarılara duçar edilebilir ve onu düşünmeye ve uyanmaya sevk edecek ortam hazırlanabilir. Emir’ül Müminin Ali’nin (as) buyurduğuna göre bu metot, Allah’ın kullarına uyguladığı bir metottur:
“Allah, kullarını günaha düştüklerinde, tövbe edenin tövbe edip günahtan uzaklaşması, nasihat alanın nasihat alması ve sakınanın günahtan sakınması için meyveleri azaltarak, bereketleri saklayarak ve hayır hazinelerini kapatarak sınar.”
6-10 Hata Yapıldığına Emin Olmak
Hatalı öğrenciyle ilk karşılaşmada onun hata yapıp yapmadığına emin olunmalı ve daha sonra cezası verilmelidir. Emir’ül Müminin Ali’ye (as) Şureyh Gazi’nin çok pahalı bir ev aldığını söylediklerinde onu yanına çağırttı ve bu haberin doğru olup olmadığını sordu. Şureyh doğru olduğunu belirttiğinde İmam ona kızgınlıkla bakıp ölümü hatırlattı. Eğer Şureyh haberi yalanlasaydı İmam ulaşan haberleri hiç kale bile almayacaktı. Bu şekilde olacağına delilimiz İmam Musa Kâzım’ın (as) Muhammed b. Fazl’ın sorusuna verdiği cevaptır:
“Eğer bir grup doğru sözlü güvenilir insan, bir din kardeşimize uygunsuz bir hareketi nispet etseler ve o kardeşimiz o haberi inkâr etse, ne yapmalıyız?” İmam cevaben şöyle buyurdular: “O kardeşin hakkında kulağının duyup, gözünün gördüğü şeyi yalanla. Eğer o sana bir şey söylese ve elli kişi yeminle onun aleyhine aksini söylese ve şahadet etse, onu doğrula ve diğerlerini yalanla.”
6-11 Şahsiyeti Değil, Eylemi Kötülemek