Kur’an-ı Kerim ve Peygamberlerin Müjdeleri

04 December 2025 32 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 8

İncil hususunda durum başka türlüdür. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın bir kitap getirmiş olduğuna hiç inanmamışlardır, hatta bunu anlamsız görmüşlerdir. Çünkü onlar Hz. İsa’yı bedenlenmiş Tanrı kabul ediyorlardı. Tanrı kendisini onda aşikâr kıldığına göre onun kendisi vahiydir ve ona vahyedilmesi anlamsızdır. Mevcut İnciller hakikatte, Hz. İsa’nın, Ruhu’l-Kudüs’ün onayıyla kendisinden onlarca yıl sonra diğerleri tarafından kaleme alınmış sözlü ve amelî siyeridir.

Müslümanlar arasında, Ehl-i Kitabın Tevrat’ı ve İncil’i tahrif etmiş olduğu bilinir ama Kur’an buna karşı başka bir konum almış gibi görünüyor. Bazı ayetlerde Ehl-i Kitap hakkında şöyle buyrulmuştur:

“Yahudi olanlardan, sözleri yerlerinden alıp değiştirenler de var.” (Nisa/46; Maide/13 ve 41)

Bu ayetlerde birinci olarak söz konusu olan Kitap değildir ve ikinci olarak manevî tahrifle de uyuşmamaktadır. Bununla birlikte bu ayetlerden Ehl-i Kitabın gerçek Tevrat’ı ve İncil’i değiştirdikleri sonucuna varılamaz. Ancak diğer ayette Kitap’tan bahsedilmektedir:

“Elleriyle kitap yazıp sonra da az bir para almak için bu, Allah tarafından geldi diyenlerin vay hallerine.” (Bakara/79)

Bu ayetin zahiri, batılı araştırmacıların Tevrat hakkındaki görüşleriyle ve Hıristiyanların İncillerle ilgili düşünceleriyle uyumludur. Öyleyse şu neticeyi çıkarmalıyız: Kur’an’a göre Tevrat ve İncil adlarındaki iki kitap Allah tarafından nazil olmuştur ve Ehl-i Kitabın elinde olanlardan farklıdır. Eğer bir kimse kalkıp bu ayetteki kitap kelimesiyle Eski ve Yeni Ahit’in kastedilmediğini, başka yazıtların, Yahudiler arasında Tevrat ve ilahi kitap hükmünde olan Talmut gibi başka şerhlerin ve tefsirlerin kastedilmiş olması gerektiğini söylerse durum değişir. Bu konunun ayrıntıları başka bir çalışmayı gerektirmektedir.

Bununla ilgili diğer bir nokta da şudur: Tevrat’ın ve İncil’in İslam’dan birkaç yüzyıl öncesine ait nüshaları olduğuna ve o nüshalar mevcut kitaplarla mutabık olduğuna göre, İslam Peygamberi zamanında mevcut Tevrat ve İncil’in aynısının olduğu sonucuna varılmalıdır ve bu kitapların İslam’dan sonra değişmiş olduğu iddia edilemez.

Şimdi söz konusu ayetlere geri dönelim. Ehl-i Kitabın İslam Peygamberini tanıdıklarını beyan eden ayetlerin ve Ehl-i Kitabın Kur’an’ın hak olduğunu bildiğini söyleyen ayetin kesinlikle Ehl-i Kitabın bu bilgileri Tevrat ve İncil’den elde ettiklerini göstermediği, bu bilgilere sıradan bir şekilde, Peygamber’in sözleri ve davranışları yoluyla, Kur’an okumayla ve elbette genel ölçülere göre kitaplarından çıkardıkları sonuçla ulaşmış olabilecekleri söylendi. Öyleyse bu ayetlerden, Tevrat ve İncil’de Peygamber’in ve Kur’an’ın gelişinin müjdelendiği sonucuna kesin olarak varılamaz.

Bu konunun tarihinde çok önemli bir rolü olan ve birçok kimseyi kendisiyle uğraştıran ayet, Saff suresinin 6. ayetidir. Bu ayete göre Hz. İsa Ahmed adlı bir Peygamber’in geleceğini müjdelemiştir. Bu ayet birçok kimseyi mevcut İncillerde Ahmed kelimesini aramaya yöneltmiş ve bu alanda çok sayıda kitap ve risale yazmalarına sebep olmuştur. İncillerde bu kişilerin ilgisini çeken kelime faraklit veya paraklittir. Yuhanna İnciline göre Hz. İsa kendisinden sonra Paraklit’in gelişini müjdelemiştir. Bu Yunanca bir kelimedir ve teselli veren, sükûnet veren anlamına gelmektedir. Hıristiyanlar bu kelimenin Ruhu’l-Kudüs’ü temsil ettiğine inanırlar. Ancak bazı Müslüman yazarlar bu kelimenin esasında başka bir şekilde olduğunu ve Hıristiyanların onun bir harfini değiştirdiğini iddia etmişlerdir. Bu kelimenin aslında “övülmüş Ahmed” anlamındaki “Periklitos” olduğunu, Hıristiyanların bunu “teselli veren” anlamına gelen “Peraklitos” olarak değiştirdiklerini ve gerçekte “teselli veren” diye tercüme edilen genel bir unvan değil, özel bir isim olduğunu söylemektedirler.

Öyle görünüyor ki bu çaba hem neticesizdir, hem lüzumsuz ve hem de zararlı. Neticesiz oluşu şu açıdandır: Bu kelime bu şekilde ve teselli veren anlamıyla, İslam’dan asırlar önce Hıristiyan geleneğinde kullanılmıştır. Yine Hıristiyanlığın daha ilk yüzyıllarında Ruhu’l-Kudüs’ü bu kelimenin mısdakı olarak görmüşlerdir. Sadece Yuhanna İncilinde geçen bu kelime, Yeni Ahit’in diğer bölümlerinde yoktur ve dört yerde geçmektedir:

“Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz. Ben de Baba’dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir “teselli veren” (Paraklit) verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür, ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.” (Yuhanna, 14: 15-17)

“Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. Ama Baba’nın benim adımla göndereceği “Teselli veren” (Paraklit) Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.” (Yuhanna 14: 25-26)

“Baba’dan size göndereceğim Yardımcı, (Paraklit) yani Baba’dan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, bana tanıklık edecek. Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.” (Yuhanna 15: 26-27)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar