Ama bazı eserlerden ve yazıtlardan öyle anlaşılıyor ki sanki Kur’an’a göre İslam Peygamberinin adı mevcut kitaplarda kesinlikle geçiyor. Kum İlim Havzasının muhterem üstadlarından biri Saf suresini tefsir ettiği bir kitap yazmış ve adını “İncilin Vaat Ettiği Ahmed” koymuş. Bu kitapta “Paraklit” kelimesinden geniş bir şekilde bahsedilmiş ve diğer benzer kitaplar gibi bu kelimenin aslında Ahmed anlamında olduğu ve tahrif edildiği iddia edilmiş. Kitabın bu konularla ilgili bahislerinden ayrı olarak ki nitekim bendenize göre daha önce zikredilen delillere göre yanlıştır, kitabın isimlendirilmesinde de sorun vardır. Görünüşte kitaba bu ayet münasebetiyle isim veriliyorsa, bu ayette geçen, Ahmed’in müjdelenmesiyle ilgili olmalıydı. Şimdi soru şudur: Kendisinin kastettiği mevcut İncil midir, yoksa Müslümanların inancına göre Hz. İsa’ya nazil edilmiş olan İncil mi? Ayetin neresinden böyle bir şey anlaşılmaktadır? Daha önce de söylediğimiz gibi bu ayetten ancak Hz. İsa’ya Ahmed adında bir peygamberin gelişinin müjdelendiği anlaşılmaktadır ve bu müjdenin kitapta olduğuna dair kesinlikle hiçbir işaret yoktur.
Daha önce değindiğimiz gibi bu çaba sadece neticesiz, sadece gereksiz olmakla kalmıyor, bir de zarar veriyor. Müslüman mütekellimlerin birinci vazifesi Kur’an’ı savunmaktır. Eğer Kur’an’da dışardaki bir olaydan haber verilmişse, mütekellimlerin vazifesi bu haberin doğruluğunu göstermeleri veya imkân dahilinde göstermeye çalışmalarıdır. Şimdi eğer onlar, Kur’an’da geçmeyen bir şey için geniş çaplı bir çaba içine girerlerse, bu telaşın kendisi, Kur’an’a yabancı kimselerin zihninde Kur’an’da böyle bir şeyin söylendiğine dair bir algı oluşturur. İspatı için gösterilen çabalar netice vermediğinde de artık Kur’an’a karşı bir şüphe ortaya çıkmış olur.
Ancak A’raf suresi 157. ayetinde durum farklıdır. Bu ayette yanlarındaki Tevrat ve İncil’de buldukları ümmi bir Peygamber olan Allah’ın elçisine uyan kimselerden bahsedilmiştir. Bu ayet, İslam Peygamberinin vasıflarını o zaman ve o mıntıkada mevcut olan Tevrat ve İncil’de bulduklarını söylemesi açısından farklıdır. Bununla beraber bu Kur’an ayetine göre İslam Peygamberinin zamanındaki Tevrat ve İncil’de onun vasıfları mevcut olmalıdır. Şimdi acaba o kitaplarda böyle bir şey var mıydı ve acaba bu konuyu keşif ve ispat etmemizin bir yolu var mıdır?
Şunu hatırlatalım, daha önce söylendiği gibi Kutsal Kitabın İslam’dan yüzyıllar öncesine ait Tevrat ve İncillerinin yazma nüshaları müzelerde herkesin gözü önünde sergilenmektedir. Bu nüshalar hâlihazırdaki kitaplarla uyum içinde olduğuna göre Peygamber (s.a.a) zamanındaki kitapların hâlihazırdaki kitapların aynısı olduğu sonucuna varılmalıdır. Bununla birlikte İslam Peygamberinden (s.a.a) sonra Tevrat ve İncil’in lafzî açıdan değiştiği iddia edilemez.
Bu yüzden yukardaki konuya teveccühle Kur’an’ın bu ayetinden İslam Peygamberinin vasıflarının ve geleceğine dair müjdenin hâlihazırdaki Tevrat ve İncil’de olması gerektiği sonucu çıkarılmalıdır. Acaba böyle midir? Cevabımız müspettir. Eski ve Yeni Ahit’teki birçok cümle bu amaçla incelenmiş ve bununla ilgili örneklerin sayıları on sekize kadar varmıştır. Elbette bunlardan bazılarının işareti çok açık değildir. Biz burada hem Tevrat’ta hem de İncil’de geçen tek bir örnek vereceğiz. Tevrat’ın naklettiğine göre Hz. Musa İsrail kavmine şöyle diyor:
“ Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin.” (Yasanın Tekrarı 18:15)
Yine Allah, Musa’ya şöyle diyor:
“Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.” (Yasanın Tekrarı 18: 18-19)
Bu iki cümlenin bir peygamberi müjdelediğine dair bir şüphe yoktur. Bu peygamberin bazı özellikleri var. Bunlardan biri Musa gibi olması, diğeri İsrail kavminin kardeşleri arasından çıkacak olmasıdır. Benî İsrail peygamberlerinden hiçbiri, Musa gibi olduklarını iddia etmemişlerdir. Şüphesiz Hz. Musa’nın nübüvvetinin en önemli özelliği özel bir şeriat getirmiş olmasıdır. “Musa gibi bir nebi” dendiğinde muhakkak bu özellik dikkate alınmalıdır. Peygamberlerden hiçbiri özel bir şeriat getirdiklerini iddia etmemişlerdir. Hatta İncillere göre Hz. İsa, Hz. Musa’nın şeriatını icra etmiştir ve zaten görevi de budur:
“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim… Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.” (Matta 5: 17-19)