Mucize ve

04 December 2025 43 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 10

İlk adımda, ispat etmemiz gereken şey, acaba nefsin ve iradenin cevherinin, özünün cisimler ve bedenler üzerinde tasarruf gücü olup olmadığıdır. Eğer bu esas ispatlanırsa, mucizenin izahının birinci büyük adımı atılmış olacaktır. Maddi ve cismani cevherde nefsin ve iradenin illiyeti, adet haline gelmiş işlerde, maddi olmayan işlerin etki etmesi türünden bir illiyet ve tesir olacaktır. Bu yüzden, maddi ve tabiat sınırları içindeki illiyet, bunun dışı için de genelleştirilecektir. Ve bu aslı, yani ilahi enbiya ve evliyanın can, nefis ve iradelerinin, diğer insanlara göre daha yüce bir mertebede ve daha güçlü olduklarını kabul etmekle onların etkilerinin gücü daha bir somut hale gelecektir.

İbn Sina bu konuda şöyle demektedir:

Dolayısıyla bir nebinin varlığı ve onun insan olması vaciptir. Onun diğer insanlarda bulunmayan bir niteliğe sahip olması gerekir ve insanlar onu kendilerinden ayırt edecek bir şeye (özelliğe) sahip olduğunu ve kendilerinin ona sahip olmadığını hissetmeliler. Dolayısıyla onun için kendisinden haber verdiğimiz mucizeler olacaktır.

Telepati, Spiritizm (ruhlarla irtibat), hipnoz bütün bunlar maddi meselelerde nefis ve ruh üzerinde etki bırakmanın apaçık örnekleridir. Öyle ki psikoloji ve psikanaliz, iki etken ve pozitif bilim olarak kabul edilmiştir. (Mekarim Şirazi, 289/5: 1377)

Şeyh-ur Reis, ariflerin yaptıkları harikulade işlerin akli izahını yaparken şöyle demiştir:

Bir arifin kendi gücüyle ona benzer başka insanların gücü dâhilinde olmayan bir fiil veya her hangi bir hareket gerçekleştirdiğini duyduğunda, bütün bunlarla birlikte hemen yalanlamaya kalkışmamalıyız. Muhakkak sen bunun sebebine gidecek bir yolu, muteber bildiğin doğa mekteplerinde bulacaksın… bir arifin gaipten konuşur ve konuştuğu şeyin gerçekleştiğini duyduğunda, müjdeleyici ve korkutuculukla öncelemişse, onu onayla ve ona iman getirmeni zorlaştırmasınlar. Zira doğa mekteplerinde bunun için açık sebepler var.

Hekim Suhreverdi şöyle diyor: “Enbiyanın, deprem oluşturarak yerle bir etmek, hastalıktan kurtulma, yürüyen ve uçanların onlara boyun eğmesi şaşılacak bir şey değildir. (77/3:1369)

Molla Sadra da şöyle diyor: “ Bazı nefislerin ilahi kuvvete sahip olmaları ve maddi âlemin unsurlarının ona itaat etmeleri şaşırtıcı değildir.” (355:1420)

Bu üç büyük insanın sözleri bize nefis ve iradenin beden üzerinde etkisini mümkün olduğunu anlatıyor. İbn Sina delil olma yönüyle bu hakikati şöyle beyan ediyor:

Bazen güç bakımından insan için (durumu mutedil hal üzere iken) kendisinde tasarruf yapmak ve onu hareketlendirmekte bir sınır olur ve hedefi mahsurdur. Sonra nefsine bir hal arız olur onun gücünü öyle bir duruma indirger ve söz konusu hedeften daha aşağılara getirir ki acizliğe duçar olur. Korku ve hüzün gibi haletlerinin kendisi için arız olmaları gibi. Veya nefsi için bir hal arız olur ki onun gücü fazlalaşır hedefi büyüyor, öyle ki adeta onunla bağımsız hale gelir. Kızgınlık, sevinç, mutedil durumlar ve sarhoş edici ferahlar gibi haletler bu türdendir. Arif için bir hareketlilik inayet edildiğinde; ferahlılığın inayet edilmesi gibi perde arkasında olup açığa çıkan yetilere dönüşmesi acayiplik olarak karşılanmamalıdır.

Hace Nasuriddin Tusi de Şeyhur Reis ile aynı şeyleri söylüyor: “ … yani Ali (a.s)’a ait olduğu söylenen söz bu manadadır: Vallahi ben Hayber kalesinin kapısını beden gücümle açmadım, o işi rabbani bir kuvvet ile yaptım.”

Hasılı kelam, her bir insanın olağan durumlar karşısında olağan güçlerinin olduğu inkar edilemez bir hakikattir. Ama maddi olmayan şartlarda, insanın maddi cismi ve bedeninin hiçbir şekilde farklılık göstermemiştir, ancak onun kudreti azalıp çoğalabilir. Mesela korku, üzüntü ya da perişanlık halinde insan daha önceden kendisine çok sıradan gelen işleri yapmada aciz kalabilir. Buna karşılık, mutluluk, neşe ve kendini hafif hissettiği anlarda, onun kudreti artar. Peygamberlerin de vahyin kaynağıyla hissi ve görsel irtibatı olduğundan, başka kimselerin yapmaktan tamamen aciz oldukları mucizeler gösterebilirler. Bu yüzden Emir-el Muminin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hayber’in kapısını maddi dünyanın gücüyle söküp yerinden çıkarmadım; ilahi bir güç ile bu işi yaptım.”

Şu halde, hissi ve görsel delil ortaya koymuştur ki, olağan olmayan işlerin yapılmasında bir illet vardır, ama onun illeti maddiyat ve tabiat ile türdeş ve hem cins değildir. Belki nedensellik dairesi, hislerden ve duyulardan daha geniştir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar