İkinci varsayım: Mucize Enbiyaların kendi yaptıkları iştir veya en azından enbiyanın nefsi onun ortaya çıkmasında ve görülmesinde etkendir. Bu varsayım önceki varsayımdan ortaya çıkmıştır, akli ve tecrübi bulguların, bu doğrultuda ortaya çıkan şeye tatbik edilmesi zorunludur. Yani birinci varsayımda, nefs, irade ve şuurun manevi işler kapsamına girdiği sağlam bir şekilde beyan edilmişti, cisim de maddi işler kapsamındadır, etki etmektedir. Ama bu varsayımda nebinin ve ilahi evliyanın nefsinin yüce âleme bağlanması, unsurlar ve maddeler âleminde çok büyük bir etki bırakmaktadır. Merhum Mutahhari birçok İslam âliminin bu varsayımı kabul ettiklerini söylemiştir. (220/2: 1376)
İkinci varsayımın daha derinleşmesi için, peygamberlerin mucizenin ortaya çıkışında, gerçekleşmesindeki rolü konusunu, meşhur kelam kitaplarında araştırmamız uygun olacaktır:
1- Eş’aire’nin Konumu
Eşaire’nin genel düşüncesi, tevhid-i ef’ali ve akli ve felsefi meselelerle çatışma taraftarıdır, onlar mucizeyi direkt olarak Allah’ın işi olarak görüyorlar. Şerh-i Mevakif’te, mucize faili Muhtar’ın (Allah) işidir ki Allah isterse bunu açıkça doğrular ve mucizeyi ortaya çıkarmak, bir kabiliyetin var olması şartına bağlı değildir, tıpkı nübüvveti bağışlamanın, nebinin istidadının bulunması ve hazır olması şartına bağlı olmaması gibi. Bu hikmet ve felsefenin tam tersi bir görüştür. (251/8: 1419) Ama bunların yanı sıra, ayetlerin zahiri ve temiz vicdanlar, en azından bazı mucizelerin meydana gelişinin, bizzat peygamberin eliyle olduğuna şahitlik etmektedir, Eş’aire’nin bir kısmı da mucizelerin meydana gelişinde peygamberin kendisinin etkisi olduğunu itiraf etmişlerdir. (Gazali, Tarihi belli değil: 238)
Fahrur Razi bu konuda şunları söylemektedir: İnsan iki güce sahiptir: biri, düşünce gücüdür ki, kemale ulaştığında, soyut âlemden bazı anlaşılabilir suretler ona aşikâr olur ve gaybın kaynağı onun için aydınlanır. Diğer güç, ameli güçtür ki, cisimler âleminde tasarruf edebilme ve tesir etme gücünü bulur ve garip ve harikulade fiiller ondan sadır olur. (127/9: 1420)
Elbette bir kısım kelamcılar, mutlak bir şekilde mucize Allah’ın işidir ve bu mutlaklıkta enbiyanın etkilerinin olmadığını sonucu çıkmamaktadır demektedirler. Yani, enbiyanın mucizenin meydana gelmesindeki müstakil ve tamamlayıcı illiyetini reddetmek için yeterli değildir.
2- Mutezile’nin Konumu
Mutezile akılcı ekollerin en önemlilerinden biri olmakla beraber, bazı faktörlerden dolayı – ki bu faktörleri konuşmanın yeri burası değildir – eserleri ve düşüncelerine onların kendi beyanlarından ulaşmak fazla mümkün olmadığından, daha çok onların fikri düşmanlarının (Eş’aire) diliyle nakledilmiştir.
Onlar “bir olandan ancak bir sadır olur” gibi akli kurallara önem verirler, ilk yapanın dışında, diğer meydana gelenleri Allah’ın vasıtalarla yaptığı iş olarak görürler. Bu yüzden bunlara göre mucize Allah’ın vasıtasız yapmış olduğu bir iş olamaz. (Abdulcebbar Mutezili, 23/9: 1957)
3- İmamiye’nin ve İslam Hekimlerinin Meşhur Konumu
Ebu Nasir Farabi’den ( 257 – 339 h.k.) Şeyh-ul Reis’e (370 – 427 h.k), İbn Rüşd’den (520 – 595 h.k.),ta Şeyh Suhreverdi’ye (549 – 587 h.k.), Molla Sadra’dan ( 979 – 1050 h.k.) Feyyaz’a (1045 – 1121 h.k), Feyz Kaşani’ye (1006 – 1091 h.k.) ve Molla Hadi Sebzevari’ye (1212 – 1279 h.k.) kadar hepsi, evliyanın ve nebilerin nefislerinin, mucizenin meydana gelmesine etki eden bazı özellikleri olduğu görüşünü kabul etmişlerdir. Hekim Sebzevari, Resul-ü Ekrem’in manevi sıfatlarının açıklamasından sonra, mucizenin kaynağını peygamberin şahsında, üç gücün var olmasıyla açıklayarak şöyle diyor: kuvvei allame ( ilmi güç), kuvvei amale (aktif ve faal güç) ve kuvvei hassas (yüce bir idrak). (Tarihi belli değil: 217)
Allame Tabatabai de harikulade işlerin irdelenmesi ve ispatı için çaba göstererek şöyle diyor: Hiçbir tereddüdümüzün olmaması gereken bir diğer şey de şudur ki, bütün bu harikulade olaylarda şahısların da dehaletlerinin olduğunu ve aynı zamanda, maddi hükümlerle irtibatlı yahut madde ötesiyle korunmuş olmalarıdır. Bunun manası, meydana gelen bu olayların her birinde, failin şahsının irade ve şuuru dehalet etmiştir. (121: 1363)
Yine el Mizan tefsirinde şöyle buyurmaktadır: Adet üstü olayların tümü, ister kendilerine mucize denilsin, ister sihir ve ister bunlar dışında başka şeyler; Allah’ın evliyalarının kerametleri, riyazet ve mücahede ile kazanılan diğer özellikler olsun bütün bunlar nefsani güçlere dayanmakta ve iradi iktizalardır... Dolayısıyla nebilerin getirmiş oldukları mucize türündeki ayetler ve bunların onlardan sudur etmesi, sadece değerli ve şerif nefislerinde bulunan müessir ilkelere (yetilere) aittir ki bu yetilerde kendi tesirini göstermekte bir izne bağlılar.