Resulullah’ın (s.a.a)

04 December 2025 27 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 6

Resulullah’ın (s.a.a) Miracı

Abdullah Cevadi Amuli

R

esulullah’ın (s.a.a) ilmî ve amelî mucizelerinden biri, ubudiyetinin sayesinde gerçekleşen “Miraç” olayıdır. Kur’ân ve hadisler, bu mucizeden azamet ve övgüyle bahsetmektedir. Resulullah’a (s.a.a) miraçta meşhut olan/gösterilen şeylerin bir miktarı, seyr-u suluk ehli için de gerçekleşebilir. Ama bu şühudun Resulullah’ta (s.a.a) asıl, saliklerde fer’î olmasının yanı sıra şühudun derecesi, miktarı ve nasıllığı açısından da farklık vardır.

Resulullah’ın (s.a.a) miracını birkaç alanda incelemek gerekir:

1- Miraç, uykuda mı, yoksa uyanıkken mi gerçekleşti?

2- Resulullah’ın (s.a.a) miracı sadece ruhen mi, yoksa hem ruhen hem de cismen mi gerçekleşti?

3- Resulullah’ın (s.a.a) bu yolculuğu nereye kadardı, neler müşahede etti, neler getirdi?

4- Resulullah’ın (s.a.a) miracının kaynağı ve menşei neydi?

Bu yolculuğun (Miraç) boyutlarını ve özelliklerini tanımak, bu makama sahip olan Resulullah’a (s.a.a) tâbi olabilme imkânını ve ölçüsünü de belirleyecektir.

Ku’ran ve katî Sünnet, Miraç olayını belli ölçüde beyan etmiştir. Miraçta iki yolculuk söz konusudur: Biri, Resulullah’ın (s.a.a) Mescid-i Haram’dan, Beytü’l-Mukaddes’e yaptığı dünyevî seyir; diğeri ise Beytü’l-Mukaddes’ten Sidretü’l-Munteha’ya yaptığı semavî yolculuk. Dünyevî yolculuğunu İsrâ Suresi beyan etmekte, semavî yolculuğunu ise Necm Suresi açıklamaktadır.

Önce İsrâ Suresi’ndeki seyri açıklamaya çalışacağız:

“Noksan sıfatlardan münezzehtir kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini kutsadığımız Mescid-i Aksa’ya götüren!…”

Kur’ân-ı Kerim’de altı sure, “sebbehe” ve “yusebbihu” kelimeleriyle başladığı için bu surelere “Musebbehat-ı Sitte” adı verilmiştir. (Cuma, Tağâbun, Saff, Hadid, Haşr ve A’lâ sureleri). Allâme Muhammed Taki Meclisî (r.a) İsrâ Suresi’ni de bu musebbehat surelerinden saymıştır. Dolayısıyla yedi sure “tesbih”le başlamaktadır; ya mazi/geçmiş zaman fiil kipiyle (sebbehe) veya muzaree/gelecek zaman kipiyle (yüsebbihu) veya mastar şeklinde (sübhan) zikredilmiştir. Rivayetlerde, Resulullah’ın (s.a.a) bu sureleri her gece uyumadan önce okuduğu beyan edilmiştir. Salik de her gece bu sureleri okuyarak Rabbin tesbih ve tenzihinin kendisinde tecelli etmesini sağlayarak tabiat âleminden hicretini gerçekleştirebilir.

İsrâ Suresi de tesbih ile başlamaktadır. Allâme Tabatabaî’nin tabiriyle, bu surenin çeşitli yerlerinde “hakk tesbih” zikredilmiştir. Surenin sonunun “tehmid ve tekbir” ile bitmesi, bunun hakikatinde, hamd kalıbında tesbih olduğunu gösterir.

“Ve de ki: Hamd Allah’a ki oğul edinmemiştir kendisine ve saltanatta, tasarrufta ortağı yoktur ve aciz olmadığından yardımcıya da ihtiyacı yoktur…”

Ayetin muhtevası tesbihdir; çünkü Allah’ın çocuk sahibi olmadığını, ortak ve şerike sahip olmadığını ve zilletten münezzeh olduğunu beyan ediyor. Dolayısıyla bu tesbih ve tenzih, tehmid ve tekbir kisvesinde beyan edilmiştir. Tekbir de tesbihin mısdaklarındandır. Yani: “Allah, gerektiği gibi tanınmaktan ve vasfedilmekten daha yücedir!” Buna göre bu surenin büyük bir bölümünün muhtevası, Allah’ı tesbih etmektir.

Miraçta Esma-i Tenzihiyyenin Tecellisi

İsrâ Suresi tesbih ile başlıyor. Yani bu miraçta Allah’ın “Subbuh ve Kuddus” olmasının payı vardır. Bazı işlerde “tebareke ve teala”, bazılarında “ kabz ve best” sıfatları söz konusu olduğu gibi, Allah’ın her bir isminin zuhuru vardır. Gerçi her ismi bütün kemalleri içinde barındırmaktadır; ancak isimlerin kesret makamında zuhuru ve tecellisi farklıdır. Her işte Allah’ın isimlerinden bir ismi zuhur eder. Örneğin, “Şafi” ismi zuhur ettiği yerde, diğer isimleri de o ismin içinde gizlidir; nitekim diğer isimlerinden biri zuhur ettiği zaman, “Şafi” ismi de onun içinde gizli olur.

Miraç olayında, Allah’ın Subbuh ve Kuddus isimlerinin etkili olmasından anlaşılıyor ki, tabiat âleminden nezahet ve soyutlanma, bu yolculuğun kılavuzu ve yol göstericisidir. Bu yolculuğu tesbih ve tenzihle kat etmek gerekir. Bu yolun yolcusunun tabiat âleminden münezzeh olması, yani maddî âlemden her türlü bağının kopması gerekiyor; bu yolculuğun kendisi tabiat âleminden münezzeh olduğu gibi. Çünkü bu yolun yolcusu tabiat âleminden geçecektir.

Öyleyse Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu yolculuğunun mebde-i failisi, Subbuh ve Kuddus olan Allah’tır. Eğer Allah bir şahıs için Subbuh ve Kuddus ismiyle tecelli ederse, o insanın miracı gerçekleşir. Aksi takdirde Allah’ın teşbihî sıfatları tabiat âleminde de tecelli etmektedir.

“Saltanat, tasarruf ve tedbir elinde olan mabudun şanı yücedir, münezzehtir ve onun gücü her şeye yeter.”

Üzerinde konuşulan konu mülk âlemi ise o zaman “tebareke” ve “teşbihî isimler” zikrediliyor. Ama melekût âlemi söz konusu ise o zaman “subhan ve tenzih sıfatları” tecelli etmektedir:

“Yücedir münezzehtir O mabud ki her şeyin tasarrufu ve tedbiri onun elindedir...”

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar