Resulullah’ın (s.a.a)

04 December 2025 27 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 6

Allah’ın yemini, beyyine ve delil karşısında edilen ant değildir. Mahkemede müşteki olan, delil ve şahit getirmek zorundadır, inkâr eden ise yemin etmelidir. Allah’ın yemini mahkemedeki yemin gibi değildir, bilakis delilin ta kendisidir; aynı güneş çıktıktan sonra gündüz olduğunu iddia edenin güneşe ant içmesi gibidir. Allah-u Teala insanların ıslahı için gecenin bitişine, seher vaktine ant içiyor. Bundan dolayıdır ki seher vakti kalkıp ibadete durmak, insanın ıslah olmasında daha etkilidir.

Allah nezdinde gece-gündüzün hiçbir farkı yoktur, ama münasip fırsatlar kulun kabiliyet kazanmasını tamamlayıcı unsurdur. Gecenin sakinliği kul için büyük bir fırsattır; çünkü gündüzleri insanın meşguliyeti pek fazladır.

“Şüphe yok ki gündüz, işin-gücün vardır.”

Gündüzdeki uğraşılar insanın, iç düşmanını (batinî düşmanı) yenmesi için sakin ve huzurlu olmasını engeller. Ama insanın seher vakti Rabbiyle münacatı muhkem ve gece kalkışı sağlamdır.

“Şüphe yok ki geceleyin kalkmak, pek meşakkatlidir; fakat ibadet için pek uygundur.”

Geceleyin insan sağlam adımlarla yürür, etkili ve kararlı konuşur; gerçi insan devamlı sağlam ve kararlı konuşmalı.

“Ey insanlar, çekinin Allah’tan ve sözün düzgün-doğrusunu söyleyin ki, O, yaptığınız işleri iyi ve düzgün bir hâle getirsin.”

İhlâs, bilinç ve muhtevalı söz söylemektir “sedid”. Sedid niteliğinde söze sahip olmak, gece daha kolaydır. Salik tabiat âleminden melekût âlemine yükselecekse, en münasip vakit gecedir. Bundan dolayı miraç da gece gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Kur’ân da gece nazil olmuştur:

“Şüphe yok ki Ku’ran’ı Kadir gecesi indirdik.”

Tekâmül; gece de, gündüz de gerçekleşebileceği gibi, gece gerçekleşmesi daha muhtemeldir; ama gece de gündüz gibi karmaşık duygulara sahip olmamak şartıyla. İnsan hâlsiz ve uyuşuk olmamak için akşam az yemek yer, akşamın başlangıcında zihnini kurcalayacak söz dinlemekten ve konuşmaktan kaçınırsa, gece uyanışı onun tekâmülünü sağlar; aksi takdirde gündüz vakti zahirde olan “uzun meşguliyet”, gece de insanın batınında onu meşgul eder. “Uzun meşguliyet” ister gündüz zahirde olsun, ister gece batında, insanın tekâmülünü engeller.

Bütün vakitlerde, özellikle akşamın başlangıcında insan kendisini kontrol altında tutmalıdır. Baktıkları, duydukları, okudukları şeylerin doğru ve sahih şeyler olmasına dikkat etmelidir. Gün boyunca, özellikle akşam vakti istediği her şeyi duymak isterse, istediği her şeyi söylerse, istediği her şeye bakarsa, bu insan uyurken, vehim karışmış hatıralar yumağı ile uyur ki, bu vehim karışmış hatıraların her birisi rububiyet iddiasında bulunarak, “ene rabbukumu’l-a’la” nidasını yükseltir. Batıl düşünceler birbirleriyle çelişki ve savaş hâlinde olmalarıyla birlikte “küfür tek millettir” sözü gereği insana hücumda birlik ve beraberlik içindedirler; ne insanın sadık ve salih rüya görmesine müsaade eder, ne de seher vakti uyanmasına izin verirler. Gecesi, gündüzü gibi uzun meşguliyeti olanların, geceleri de gündüzleri gibi karanlıktır. Ama geceyi aydın tutanların gecesi de, gündüzü de nurlu ve aydındır.

Miraç Uyanık Bir Hâlde Gerçekleşti, Rüyada Değil

Resulullah (s.a.a) da, bütün insanlar gibi cisim ve ruha sahiptir ve her ikisiyle birlikte miraca çıkmıştır. Ayet: “Kulunu götürdü” buyuruyor, “kulunun ruhunu miraca götürdü” demiyor. “Abd” kelimesi, ruh ve bedenin birlikteliğine denir.

Göğe yükselme, uyanık bir hâlde gerçekleşmiştir. Allâme Tabatabaî şöyle buyuruyor: “İnsanın rüyada miraca çıkması hüner değildir, bu gibi rüyaları herkes görebilir. Hâlbuki Allah-u Teala miraçtan azametle bahsediyor: ‘Noksan sıfatlardan münezzehtir kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, çevresini kutsadığımız Mescid-i Aksa’ya götüren!…’ Bu ayette beyan edilen azamet ve yücelik, miracın rüyada gerçekleşmesiyle uyum sağlamıyor.”

Kur’ân, başka ayette Resulullah’ın (s.a.a) rüyada müşahede ettiklerini açıkça beyan ediyor:

“Hani Allah uykunda sana onların (düşmanların) az olduğunu göstermişti.”

Diğer bir ayette Mekke’ye gireceğini ve nihaî zafere ulaşacağını beyan ediyor:

“Allah, Resul’ünün rüyasını doğru çıkardı. Allah’ın izni ile güven içinde Mescid-i Haram’a gireceksiniz.”

Ama İsrâ Suresi, miracın uyanık hâlde gerçekleştiğini göstermektedir.

Peygamber’in zevcesi Ümmü’l-Müminin Aişe’den nakledilen: “Miraç gecesi, Peygamber’in mübarek başı yastıktan hiç ayrılmadı!” rivayetinde ise, tarihî çelişkinin yanı sıra tefsirî tezat da görülmektedir.

Resulullah’ın (s.a.a) meşhur miracının bu rivayete dayanarak rüyada gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Tarihî çelişki ise şudur: Aişe, Peygamberimizle Hicret’ten sonra Medine’de evlenmiştir. Hâlbuki miraç olayını anlatan İsrâ ve Necm sureleri Hicret’ten önce ve Mekke’de nazil olmuştur. Medine’de de başka miraçlar gerçekleşmiş olabilir; ama İslâm tarihindeki meşhur miraç, Mekke’de gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Resulullah’ın (s.a.a) bu yüce ve azametli yolculuğunun rüyada gerçekleşme olasılığı, hem Kur’ân’ın zahiriyle, hem de birçok sahih rivayetlerle bağdaşmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar