Miraç, uyanık hâlde gerçekleşmiştir uykuda değil; Mekke’de olmuştur, Medine’de değil; cismanî ve ruhanî gerçekleşmiştir, sadece ruhanî değil. Gerçi miraçta gaybî müşahede ve idrak, ruh ile gerçekleşir; aklî öğretilerle meşgul olan, aklî öğretileri canı ve ruhu ile anlar, cismi ile değil. Anlama ve idrak etmede, ruh cisimle beraberdir; ama bu öğretileri anlamada cismin bir fonksiyonu yoktur. Çünkü gaybî verilerin şühudu, keşfi ve idraki sadece ruha ait olan bir eylemdir.
Bütün öğretiler, ilm-i husulîden, ilm-i huzurîye, mefhumu idrakten mısdakın şühuduna, ilimden yakine, işitmeden kavramaya, ilmu’l-yakinden aynu’l-yakine ve oradan hakku’l-yakine ulaşma, bunların hepsi ruhun meziyetlerindendir. Tabii ki seyr-u suluk hâlinde olan insan, bütün bu merhalelerde cisimle beraberdir.
Miraçta Resulullah İle Beraber Olanlar
Miraç hadislerinde, Masum İmamlar (a.s) Resulullah’tan (s.a.a) naklediyorlar ki, Resulullah şöyle buyuruyor:
“Bütün merhaleleri kat edip gökyüzünü geçtim, Beytü’l-Mamur’a ve Sidretü’l-Munteha’ya ulaştım. Ashabımdan bazıları benimle beraberdi. Üzerlerinde temiz ve yeni elbiseler olanlar geldiler; ama üzerlerinde yeni elbiseler olmayanlar kaldılar.”
Resulullah’ın (s.a.a) peşinden bu merhaleleri kat edenler, ismet ve taharet makamına sahip Ehlibeyt ve müminlerdi. Resulullah’a (s.a.a): “Miraçta Rabbu’l-Âlemin ile münacat ve konuşma yaparken Rabbu’l-Âlemin’in lehçe ve sesi nasıldı?” diye sorduklarında, Resul-u Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Allah-u Subhanehu ve Teala’nın konuşması ve sesini, Ali bin Ebu Talib’in ses tonuyla duyuyordum.” Allah’ın tekellümü, fiil-i vacip olduğundan, bu sıfatın ve fiilin mümkünü’l-vücud hâlinde zuhur etmesinin hiçbir sakıncası yoktur.
Rabbü’l-Âlemin’e uruc etmek/yükselmek, Resulullah’a (s.a.a) has bir olay değildir. Çünkü bu yüce makama ulaşmak, salik ve salih kulun ubudiyet ve velayetine bağlıdır. Eğer bir kul halis olursa, veliyyullah makamına ulaşır; neticede miraca çıkma yolu ona da açılmış olur.
Resulullah’ın (s.a.a) miraçtan, kullara ve yeryüzüne getirdiği namaz, bizlere miraca çıkmanın yolunu göstermektedir. Çünkü namazın nazil olması, yağmurun gökyüzünden yeryüzüne madde şeklinde (tecafi) inmesi gibi değildir; bilakis tecelli şeklindedir. Onun aslı ve hakikati ilâhî mahzende mahfuzdur. Yani Resulullah’ın (s.a.a) miraçta ulaştığı hakikat, ilâhî mahzende mahfuz olup tabiat âlemine sadece fer’i nazil edilmiştir. Öyleyse ayağın kaymaması şartı ile Hablullah’a/Allah’ın ipine sarılarak, bu yolculukta tabiat çukurundan kurtulup fer’î olan namaz ile onun ilâhî mahzende olan aslına ulaşılabilir. “Namaz müminin miracıdır.” hadisinin senedi eleştirilse de, namaz ile miraca ulaşmak şüphe götürmez bir gerçektir.
Şüphesiz Allah-u Teala, urucun (yüceliş) genel hatlarını, örnek sunmadan açıklamamıştır. Resulullah (s.a.a), ilâhî ahkâmın zahirine amel etmekte örnek olup ona itaat edilmesi gerektiği gibi, batinî seyrinde de örnektir. Ayette buyuruyor:
“Bakmazlar mı göklerdeki ve yeryüzündeki saltanat ve hükümranlığa?...”
Yani “Neden melekûtî olmuyorsunuz?” buyuruyor ve melekûtî olmanın örneğini de bizlere sunuyor. Peygamber’in (s.a.a) melekûtî insan olduğunu beyan ediyor ve onu mülk, melekût, ceberut âleminde ve sidretü’l-muntehada uyulması gereken zat olarak tanıtıyor. Miraç ve melekût âleminde seyir yolu herkese açıktır; Peygamber’e uyup, onun peşinden giderek hakikatlere ulaşılır. İsrâ Suresi’nin sonunda: “Allah duyan ve görendir.” buyuruyor. Yani kendisine yalvaranların seslerinin arasından gerçek münacat edenlerin seslerini tanır, halis kulun yalvarışlarının yükseldiği kalbi görür.
Mescitten Miraca ve Özel Nişaneleri Görme
Söylenmesi gereken noktalardan biri de, miracın mescitten başlamasıdır: “Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya...” Mescitler, yüceliği Allah’ın tekvini iradesiyle belirlenmiş has evlerdir.
“...Allah, oralarda, (o evlerde) adının yücelmesine ve anılmasına izin vermiştir ve oralarda, sabah-akşam onu tenzih edenler vardır.”
Aynı şekilde bu yolculuk gece meydana gelmiştir. Gerçi Allah-u Teala zaman ve mekândan münezzehtir, ama insanın ubudiyeti (kulluğu) mukaddes mekânlarda ve seher vakitlerinde daha fazla etkili olmaktadır. Aslında Allah’ın fiilî sıfatlarında bunun hiçbir fonksiyonu yoktur;
“Bir şeyi yaratmayı dilerse ona “ol” der hemen oluverir.”
Allah’ın her şeye tamamen ihatası vardır; ama mescidin ayrı bir özelliği vardır. Eğer bir kul tam manasıyla mescitli olursa, Allah onu yüceltir. Zira Allah bir evi yüceltti mi, o ev halkını da yüceltir. Mescitler, mukaddes mekânlar, Ehlibeyt’in (s.a) evleri, Kur’ân okunan evler, Nûr/36 ayetinin şamil olduğu nuranî evlerdir.
Miraç Konusunda Tamamlayıcı Noktalar
1- Kur’ân, Resulullah’ın (s.a.a) ilâhî ve semavî yolculuğunu İsrâ ve Necm surelerinde beyan ediyor. Bu yolculuğun rüyada olduğunu iddia edenler, aşağıdaki ayetleri delil göstermektedirler:
“Onlara vadettiğimiz azabı mutlaka sana gösteririz; gerçekten de bizim onlara gücümüz yeter.”