Resulullah’ın (s.a.a)

04 December 2025 27 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 6

Cennetü’- Me’va’ya yakın olan Sidretu’l-Munteha, o azamet ve yüceliği ile gaybî nurun ihatasında ve ilâhî nurun gölgesinde kalmaktadır. O gaybî nuru ve o muhiti, “ma yağşa=o sırada neler bürümüş kaplamıştı, neler” tabirinden başka bir tabir beyan edemezdi. Çünkü böyle nuru tanımlamak mümkün değildir, sınırlamadan münezzeh, beyan etmekten uzaktır. Bu nur, her türlü sınır ve tavsif etmekten münezzeh olan Rabbü’l-Âlemin’in, Subbuh sıfatıyla beraberdir. Dolayısıyla Necm Suresi’nde beyan edilen miracın semavî bölümünde de mebde-i failî, İsrâ Suresi’nde beyan edilen miracın dünyevî bölümünde olduğu gibi Rabbü’l-Âlemin’in celal ve tenzih sıfatıdır.

4- Miracın ruhanî olduğunu aklî delil ile ispat etmek mümkündür ve naklî deliller de bunu tamamen teyit ediyor. Ancak miracın beden ve ruhla beraber olduğunu naklî delillerle ispat etmek kesin ve katî olmasıyla birlikte, aklî delille kanıtlamak öyle kolay değildir. İnsaflı bir mütefekkir, miracın cismanî olduğu konusunda dinî kaynaklara bağlı olmayı kendisine bir vazife görür. Miraç olayında da aynıdır; ruhanî miraç aklî delil ile ispat edilebilir ve naklî delil de bunu teyit etmektedir.

Cismanî miraç, maddî âlemdeki hareket ve eylemlerle ilişkili olduğundan, Mescid-i Haram’dan Beytü’l-Mukaddes’e yapılan yolculuk ve gökyüzündeki yolculuk, mümkün olan bir eylemdir. Çünkü bedenin dünyada ve gökyüzünde hareket etmesi imkânsız değildir. Ne bedenin gökyüzünde hareket etmesi muhaldir, ne de bedenin kısa sürede bu gökyüzü katmanlarını kat etmesi muhaldir. Gökyüzünde, hareket yeryüzünde hareket gibi aklî olarak mümkündür ve hiç mahzuru yoktur. Zira doğal yolculuğun şartı yavaş hareket etmek olmadığı gibi, hızlı hareket etmekte engel değildir. Eflaki ve gökyüzü katmanlarını aşıp öteye geçmenin imkânsızlığı, geçmiştekilerin yanlış vehimlerinin ürünüdür. Uzun bir yolculuğu kısa müddette gerçekleştirmenin imkânsızlığını savunmak da, kabul edilemez bir düşüncedir. Mucize ve keramet sahibi insanlar için gökyüzündeki yolculuk, yeryüzündeki gibi basit ve kolaydır.

Sebe’ Kraliçesi’nin tahtının, bir göz açıp kapama müddetinde Yemen’den Filistin’e getirilmesi mümkün olduğu gibi, Resulullah’ın (s.a.a) cismanî miracı da imkân dâhilindedir.

“Kitap’tan biraz ilmi olan kimse ise: ‘Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm!’ dedi.”

Öyleyse: “Bir anda uzun bir mesafeyi kat etmek mümkün değildir; dolayısıyla miraç cismanî değildir.” denilemez.

Bazıları eflakte, cismin nüfuz etmesinin mümkün olmadığını ve maddenin felekî katmanları geçip öteye geçmesinin muhal olduğunu, sadece yönleri sınırlayan “felek-i eflak”ta geçerli olduğunu iddia etmişlerdir, diğer eflakte değil. Ama bu görüş de doğru değildir. Çünkü evvela, bu alanda uzman olan büyük muhakkik Nasiruddin Tusî: “Yönleri sınırlayan eflak ile diğer eflak arasında bu konuda hiçbir fark yoktur. Eflaki delip öteye geçmenin imkânsızlığını belirten delil (eğer doğruysa), bütün eflaki kapsar.” diyor. İkincisi; eğer bunu kabul edersek, o zaman Resulullah’ın (s.a.a) miracının nihayet noktasının felek-i azamdan aşağı olmasını kabullenmemiz gerekecektir.

Cismanî miracı tersim, tasvir ve beyan etmek için, Resulullah’ın (s.a.a) bedeninin latif olduğu tezini savunmak da yeterli değildir. Çünkü maddî beden, letafetin en son merhalesinde olsa ve ruha bağlılığının son merhalesine ulaşsa dahi, maddî ve hissî özelliklerini koruyarak misal âlemine giremezken, akıl âlemine girmesi nasıl düşünülebilir?

Bazıları şöyle demişlerdir: “Resulullah’ın zahiri batınının özü, batını zahiriyle müttehittir. O Hazret’in ruhu cisimleştiğinden ve cismi de ruhlaştığından bedeninin gölgesi yoktur.” Bu yorum ve tahlil de sorunu çözmekten uzaktır. Çünkü mücerredin, bütün tecerrüt özelliklerini koruyarak tabiat âleminde var olması mümkün değildir. Aynı şekilde maddî bir varlığın, madde özelliklerini koruyarak -ne kadar latif olursa olsun- mücerret olan akıl âlemine gitmesi mümkün değildir. Eğer, bedenin letafetinden maksat, bedenin tecerrüdü (soyutlaşması) ise, o zaman miracın sadece ruhanî olması gerekiyor; çünkü maddenin letafeti, maddî bir varlığın, mücerret akıl âlemine gidebilmesini sağlamaz.

Önceki Sayfa 4 5 6 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar