Kur’an ve Siyaset

04 December 2025 30 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 8

Kur’an’da Hz. Peygamber’in vefatından sonra somut ve bireysel olarak herhangi bir şahıs veya aile belirlememesine rağmen, onun vefatından sonra kısa süre içerisinde Hz. Ali’nin onun varisi olduğuna ve nasla imam tayin edildiğine dair birtakım iddialar ortaya atıldı. Bu iddialar, başlangıçta sadece siyasi alanla sınırlı iken süreç içerisinde itikadî bir boyut alarak Şîa’nın zümreleşerek bir fırka haline gelmesini beraberinde getirdi. Hz. Ali’nin Muaviye b. Ebû Süfyan’ın emrinde olan Şam ordusuyla savaşmak zorunda kalması ve neticede tahkime giden süreçte, umduklarını bulamayan bir topluluk ise Hz. Ali, Muaviye b. Ebû Süfyân ve onun hakemi olan Amr b. el-As’ı tekfir ederek yeni bir hareket başlattılar. Haricîler, “tekfir” gibi dinî kavram ve gerekçeleri ileri sürmekle beraber, çıkışları tamamen siyasi idi. İlerleyen süreçte, Haricîler de birtakım itikadî teoriler oluşturmak suretiyle zümreleşerek bir fırka haline geldiler. Dolayısıyla İslam tarihinde ilk ortaya çıkan iki fırkanın ikisi de siyasi bir hareket iken dinî/mezhebî kitlelere dönüştüler. Mûtezile ve Selefîyye gibi diğer fırkaların siyasi kimi bağlamları olmakla beraber, daha çok teorik ve fikrî arka planı öne çıkmaktadır.

Hz. Peygamber’den sonra İslam ümmetini parçalara bölen ve bir araya gelmesi adeta imkânsız olan fırkalaşmaların temelinde siyasi görüş ayrılıklarının etkili olduğundan kuşku yoktur. Her ne kadar ilerleyen süreçlerde söz konusu görüş ayrılıkları için birtakım dinî gerekçeler ileri sunulmuş ise de bunların naif kaldığı görülmektedir.  Bu durum, Kur’an’ın bu konuda herkesin anlayabileceği bir şekilde objektif ve uygulanabilir herhangi bir düzenlemede bulunmadığı, aksine oldukça güncel ve değişken olan siyasi pratiklerin, temel ilkelere bağlı kalmak kaydıyla ümmetin bizzat kendisine bırakıldığını göstermektedir. Aynı şekilde Hz. Peygamber de ümmetin işini yine ümmetin kendisine bırakarak, şartlara göre düzenlemelerde bulunabileceklerine işaret etmiştir. Bu kadar önemli bir konuda ne Kur’an’ın ne de Hz. Peygamber’in tevile açık ve herkes tarafından hemen anlaşılmayacak birtakım işaretlerde bulunması beklenmez.

3. Kur’an’da İmamet/Hilafetin Yeri

Kur’an’da Hz. Peygamber’in dışında herhangi bir şahsiyetin önderliğine doğrudan işaret edilmemektedir. Ancak kurumsal olarak “ilim (zikir) ehli”[18] ve “ilimde derinleşenler”[19] gibi tanımlamalarla, ulemanın şahıs olarak değil de vasıf olarak öncülüğüne dikkat çekilmektedir. Bunun dışında, özellikle siyasi anlamda herhangi bir şahıs ya da kabilenin önderliği söz konusu edilmemektedir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra, Sa ‘d b. Ubâde’yi halife seçmek üzere Benî Sâide’de toplanan Ensar’a yaptığı hitabede, Hz. Ebûbekir’in Kureyş’ten bir halifenin seçilmesi gerektiğine dair teklifi de tamamen stratejiktir. Zira o günkü şartlarda Araplar, Kureyş’ten başka bir kabileye mensup olan bir halifenin etrafında birlik oluşturmazlardı. Buna karşılık Kureyş sûresinde de ifade edildiği gibi, Kâbe’nin mücaviri olmalarından dolayı Kureyş’in Araplar nezdinde bir saygınlığı söz konusuydu. Öyle ki eşkıya ve haydutlar bile Kureyş’in kervanlarını yağmalama konusunda diğer kabilelere göre daha ihtiyatlı davranmaktaydı.[20] Hz. Ebûbekir, Hz. Peygamber’in bütün Arap yarımadasında sağladığı birliği ancak Kureyş’li birisinin devam ettirebileceğini, bunun dışında kim halife olursa olsun bunun mümkün olmayacağını bildiği için Kureyş’ten bir halife seçilmesinde ısrarcı oldu. Onun ileri sürdüğü gerekçeler, hazirûn tarafından da makul görülünce, kendisine biât edilerek halife seçildi.

Şîa’nın imametin nasla tayin edildiğine dair iddiaları ile bir kısım sünnî çevreler tarafından Hz. Peygamber’in dolaylı olarak Hz. Ebûbekir’i işaret ettiğine dair iddialarının hiçbir haklı gerekçesi söz konusu değildir. Her iki iddia da sahabeyi zan altında bırakmakta, sahabeden olan belirli bir kitlenin Hz. Peygamber’e rağmen farklı arayışların içerisine girdiğine yol açmaktadır ki, Sahabe hakkında bunu düşünmek asla kabul edilemez. Sahabe de insan olduğu için bireysel olarak kendi heveslerine uymaları mümkün ise Sahabeden büyük bir topluluğun bu şekilde davrandığını iddia etmek ispatlanması mümkün olmayan bir iddiadan ibaret kalır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar