Kur’an ve Siyaset

04 December 2025 30 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 8

4. Dinî-Siyasî Bir Kişilik Olarak Mehdî ve Mehdîlik

Kur’an ve Siyaset başlığı altında üzerinde durulması gereken hususlardan biri de hiç kuşkusuz mehdiliktir. Zira her ne kadar Kur’an’da açıkça Mehdî ve Mehdilikten bahseden herhangi bir ayet yok ise de bir kısım ayet bu doğrultuda yorumlanmış ve birçok rivayetle desteklenerek dinî bir inanç haline dönüşmüştür. Dolayısıyla kadîm din ve inançlarda güçlü bir unsur olarak yer alan kurtarıcı beklentisi, oldukça erken dönemlerden itibaren Müslümanların gündemine de girmiştir. Müslümanlarda olduğu gibi, kurtarıcı inancına sahip olan inanç çevrelerinin tamamına yakınında, beklenen zatın, dinî kimliğinden daha çok siyasî kimliği öne çıkmaktadır. Anılan siyasî misyonun, meşruiyet sorunu yaşamaması için gerekli tedbirler alınmış ve süreç içerisinde dinî içerikle zenginleştirilerek bu sorun bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle ilerleyen süreçlerde, zaman zaman geniş kitleler nezdinde dinî içeriğin, siyasî içerikten daha çok öne çıkarıldığını görmek mümkündür. Yahudilikte beklenen mesihin Yahudi ırkının dünyaya kesin olarak hâkimiyetini sağlama ideali ve Hıristiyanlıkta Hz. Mesih’in gökten indikten sonra Tanrı’nın krallığını kesin bir şekilde kuracağına dair inanç, bu duruma örnek verilebilir. Mehdi beklentisi içerisinde bulunan Müslümanlardaki mehdî anlayışı da buna benzerdir. Gerçekten de bu anlayış ilk ortaya çıktığında “Mehdînin siyasî kimliği mi ön plandaydı yoksa bunun yanı sıra dinî kimliğine de önem atfedilmekte miydi?” şeklindeki sorulara cevap aranması, bahse konu durumun tespitini kolaylaştıracaktır.[21]

Bu konuda özellikle Nâşî el-Ekber, Nevbahtî ve Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’nin benzer yaklaşımları sergilediklerini belirtmek gerekir. Mehdî etrafında anılan iki özellikten birincisi mehdînin dinî olmaktan daha ziyade siyasî bir figür olarak tasavvur edilmiş olmasıdır. Bu nedenle özellikle mehdî olduğu ileri sürülen şahıslar etrafında yapılan tasvirlerin tamamında siyasî iktidarla bağlantılar kurulmuştur. Özlenen iktidarın bazen Abbasilerde olduğu gibi gerçekleştiği bazen de henüz gerçekleşmediği ancak kıyamet kopmadan önce bir gün mutlaka gerçekleşeceğine dair beklentiler canlı tutulmuştur. İkinci özellik ise mehdilik ile Âl-i Beyt başta olmak üzere mazlumların intikamı arasında bağlantıların kurulmuş olmasıdır. Bu beklentilere paralel olarak, beklenen mehdînin zuhurundan sonra icra edeceği faaliyetler literatüre geçmiştir. Bu faaliyetlerden birincisi yeryüzünün tamamına adalet ve hakkaniyetle doldurmak, diğeri ise zalimleri cezalandırmak suretiyle mazlumların hakkını almaktır.

Önceki din ve inanç çevrelerinde yer alan benzer inanç ve anlayışların da etkisiyle, Hz. Peygamber’in neslinden gelmesi düşünülen kurtarıcı beklentisi, gittikçe taraftar bulmuş, geniş kitleler tarafından benimsenmiştir. Zira Mehdilik anlayışının ortaya çıktığı dönemde, Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, beklenen kurtarıcı inancına sahip birçok dinî unsur bulunmaktaydı. Bunlar arasında, özellikle Şîa’nın mehdilik anlayışının büyük ölçüde etkilendiği Mecusîlik en başta gelir. Yahudîlik, Hıristiyanlık, Maniheizm ve Deysanîlik ise bölgede mensupları bulunan ve kurtarıcı inancına sahip olan din ve inanç çevreleri arasındadır. Mehdîliğin ilk ortaya çıktığı yer olan Kûfe’nin demografik yapısı dikkate alındığında, oldukça heterojen bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Kuzey ve güney Araplarının yanı sıra Fars ve Horasan bölgelerinden de önemli ölçüde nüfusun buraya kaydırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla Kûfe’de yaşayan unsurlar, daha önceleri büyük ölçüde anılan dinî gruplara mensuptu. Bunların Müslüman olduktan sonra önceki inançlarını İslamî motif ve figürler içerisinde, çoğu zaman farkına varmadan sürdürmüş olmaları mümkündür. Bu bağlamda sözgelimi Zerdüşt’ün yerine Hz. Peygamber’i, Saoşyant’ın yerine ise Mehdî’yi ikame etmiş olmaları mümkündür. Bu nedenle mehdilik düşüncesi kısa süre içerisinde geniş kitleler tarafından kabul görmüştür.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar