Sonuç
Kur’an’da siyaset, bağımsız bir konu olarak ele alınmamaktadır. Zaten sözlü bir metin olan Kur’an’ın herhangi bir konuda sistematik olarak bahsedip yazılı metinlerde olduğu gibi düzenli bir şekilde sonuna kadar üzerinde durması da beklenemez. Şu var ki bir hidayet kitabı olan Kur’an, insan hayatını ilgilendiren her konuda yol gösterdiği gibi, siyasi konularda da temel prensiplere dikkat çekmiş, bu prensiplere bağlı kalmak kaydıyla, işin icra safhasını yine insanın kendisine bırakmıştır. Bu durum, Kur’an’ın evrensel bir metin olması, insanlığın ise siyasi, coğrafi ve medeni gibi koşullara bağlı olarak değişken olmasından kaynaklanmaktadır. Yüce Allah, iman edenleri bu anlamda sıkıntıya sokacak ve uygulaması imkânsız olan hususlar vazederek onları zora koşacak düzenlemelere gitmemiştir. Bununla beraber hangi şartlar altında yaşanırsa yaşansın adalet, hakkaniyet, birlik, dirlik ve paylaşım gibi insan varlığının devam etmesi için vaz geçilemez hususların dikkate alınmasının üzerinde durulmuştur. Kur’an’daki siyasi düzenlemeleri bu çerçevede anlamak, sağlıklı bir tefekküre ulaşmak için son derece önemlidir.
Hz. Peygamber, hayatta iken Kur’an’ın dikkat çektiği ilkeler doğrultusunda Ashabını yönlendirmiş, kendisi de bizzat bu doğrultuda yönetmiştir. Ancak onun vefatından sonra, herkesi eşit derecede bağlayıcı herhangi bir otorite söz konusu olmadığından Sahabe döneminden itibaren ihtilaf ve çatışmalar ortaya çıkmıştır. Özellikle Sahabe arasında ortaya çıkan ilk ihtilaflar dikkate alındığında, bunların tamamına yakının siyasi içerikli olduğu görülmektedir. Özellikle halifenin kim ya da kimlerden olması gerektiğine dair ihtilaflar, ilk ayrışmaları da beraberinde getirdi. Bununla birlikte Sahabe, henüz Hz. Peygamber’in yaşadığı döneme çok yakın olduğundan, ilk başta bu ihtilafları pasif muhalefetle geçiştirerek nispeten suhuletle atlattı. Ancak Sahabe’nin bir kısım ileri gelenlerinin vefat ettiği Hz. Osman döneminin ikinci yarısından itibaren bu ihtilaflar, kitlesel ayrışmalara neden oldu ve devamında Sahabe bile birbirlerine kılıç çekmek durumunda kaldı. Bu süreçte her kesimden Kur’an ve Sünnet’ten deliller arama çabası da baş gösterdi.
Kur’an ayetlerinden kendi lehlerine doğrudan delil bulamayan çevreler ya kendi görüşleri doğrultusunda tevillere başvurdular ya da aksine delilin de olmadığından yararlanarak Hz. Peygamber’in sünnetinden deliller aramaya koyuldular. Bu süreçte önemli ölçüde hadis uydurulduğu gibi, bazı rivayetler de bağlamından koparılarak yorumlandı ve delil olarak ileri sürüldü. Bu durum Şîisiyle, Sünnisiyle, haricisiyle bütün mezhep ve fırkalar için söz konusu olmuştur. Ancak Şîi çevrelerin Hz. Ali ve Ehl-i Beyt etrafında oluşturdukları siyaset teorisi, ilerleyen süreçte Şîî teolojinin en vazgeçilemez unsuru haline geldi. Büyük Gaybet sonrasında, Usûl-i Hamse’den olan imâmet teorisi, on ikinci imam olan Muhammed b. Hasan el-Askeri etrafında mehdîlği besleyerek, onun yaşadığı ve gaybette olduğuna dair inancı perçinlemiş oldu.
Kuşkusuz İslam düşünce tarihinde siyaset teolojisi, sadece Şîa tarafından oluşturulmamış, onlar kadar çarpıcı olmasa bile Haricîler ve Ehl-i Sünnet tarafından da benzer teoriler geliştirilmiştir. Bu teorilerin büyük çoğunlukla içinde yaşanılan kültür ve inançlardan etkilenerek oluşturulduğundan kuşku yoktur. Kur’an’dan yola çıkılarak oluşturulan teorilerden daha ziyade, oluşturulduktan sonra Kur’an’dan delil aranan teoriler olmuştur. Yukarıda genel hatlarıyla değinildiği gibi, Kur’an, imam ya da halifenin kim olacağından daha çok nasıl olması gerektiğine dikkat çeker. Ayrıca Hz. Peygamber’den sonra vahiy kesildiğine göre, insanların tamamı hata da edebilir, isabet de edebilir. Ümmetin insanların vasıflarına bakarak, kendilerini yönetmek üzere sorumluluklar vermesi, en isabetli yöntem olarak benimsenmiştir.
[1] Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
[2] el-Mâide 5/3.
[3] Geniş bilgi için bk. Hızır Murat Köse “Siyaset”, DİA, IX, 294-299.
[4] Nahl 16/90.
[5] Mâide 5/8.
[6] Örnek olarak bk. Nisâ 4/135: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. İster zengin olsunlar ister fakir olsunlar; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp kişisel menfaatlerinize uymayın.”.
[7] Haşr 59/7: “Allah’ın, kentlerden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç(devlet) hâline gelmesin diye”.
[8] Hucurât 49/13.
[9] Rûm 30/22: “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, O’nun ayetlerindendir.”.
[10] Bakara 2/256: “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır.”.
[11] Ali İmran 3/159: “İş konusunda onlarla istişare et /danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”