Dünya ve ukba dengesinin dünya lehine yitirilmesi, Müslüman bireyi derin dindarlıktan uzaklaştırarak yüzeysel ve şekli bir dindarlığa doğru itmektedir. Dünyevileşme, bireycileşme gibi etkenler neticesinde dini ana kaynaklarından ziyade yüzeysel ve yakın fayda bakış açısı ile anlama ve uygulama tercih edilmektedir. Kadın ile alakalı da aynı bakış açıları ile yorumlamalar ve uygulamalar ortaya konduğunda İslam’ın özünden ve buyruklarından uzak bir din anlayışı ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Kadın ile ilgili tartışmalar, birçok konuda önümüze çıktığı gibi daha yaratılış hikâyesi kurgulanırken başlatılmış ve bu aşamada kurgulanan eksik yaratılış, erkeğin kalıntılarından yaratılış algısı, bir hikâye gibi anlatılmış ve bu kurgu sadece yaratılış konusunda kalmamış; kadının özne olduğu neredeyse her konuya ifrat ve tefrit şekliyle yansımıştır.
1. Çözüm Yolu Kur’ân-ı Kerîm
Kur’an, her konuda insanlık için çözüm noktası, netlik kazandırma vesilesi ve hidayet kaynağı olduğu gibi kadın hususunda da problemleri ortadan kaldırma ve beşeriyete rehberlik etmek üzere nazil olmuştur. Dinlerin sonuncusu ve en kamili olan İslâm dininin kutsal kitabı Kur’an ve bu hidayet kaynağının en kâmil uygulayıcısı Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve masum imamların kadına bakışı, bizler için en önemli kaynak olmalıdır.
Kur’an, insanoğlunun ruh ve nefsini eğitmek ve tezkiye etmek için inmiştir. O, soyut bir varlıktır. Kur’an’da erkek ya da kadının tezkiyesinden değil, ruhun tezkiyesinden bahsedilmektedir. Bu noktada kadın ve erkek eşittir. Kur’an, cinsiyeti üzerinden değil şahsiyeti üzerinden insana seslenmiştir. Erkek ve kadının dişilik ve erkeklik çehreleriyle değil; insanlık yüzleriyle tanınmasını istemiştir, çünkü esas olan hakikat, beden değil ruhtur. Kadın ve erkek olmak beden ile ilgiliyken; eğitim, öğretim, tezkiye, tehzib, ibadet, saygınlık, ahlak gibi değerler ruh ile ilgidir. Eğer Kur’ân-ı Kerîm’i bir okul farz edersek bu okulun öğrencileri bedenler değil; ruhlardır. İnsanın bedeni bir araçtır, esas olan ruhtur.
“…De ki: Ruh, Rabbimin emrindedir.” (İsra 17/85)
İnsan ruhu, müzekker ve müennes olmaktan münezzehtir. Kur’an’da değerler; zillet ve izzet, itaat ve isyan, takva ve fücur, ilim ve cehalet, Müslüman ve kafir, hak ve batıl ve tüm bunlarla birlikte pratik akılla ilgili ahlakî değerlerin tümü ne erkeklik ne de dişilik cinsiyeti ile beyan edilmiştir. Sabırlı, alim, imanlı, takvalı vb. olan ruhtur. Muhammed’i öz İslam’ın insana verdiği değer kapsamında kadın ve erkek her iki cinsiyette yüce kemallere ulaşabilecek potansiyellere sahiptir. Kadın yücedir veyahut erkek yücedir gibi söylemleri insani boyutta biz dinde görmemekteyiz.
وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ
“Erkek olsun, kadın olsun her kim iman etmiş olarak dünya ve ahiret için yararlı iyi işler yaparsa işte onlar da cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisa, 124)
İslam dinine baktığımızda böyle bir değerlendirme görürken literatürde kadın ile alakalı birçok hususta problemlerin ortaya çıktığını görmekteyiz.
2. Yaratılış ile Alakalı Problemler
Kadın konusunda Müslümanların hayatına dâhil olan algılardan bir tanesi yaratılışla ilgili hususlardır. Bazı kaynaklara göre kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı ve erkeğin bir parçası olması münasebetiyle erkek kadar değerli olmadığı anlayışı öne sürülmüştür.
Böyle bir düşüncenin oluşmasında mesnet kılınan ayette şöyle buyurulmuştur:
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثٖيراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖي تَسَٓاءَلُونَ بِهٖ وَالْاَرْحَامَؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقٖيبا
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”
Bazı tefsir kitaplarında “nefsi vahide”nin Hz. Âdem olduğu ve ondan yaratılan eşin de Hz. Havva olduğuna dair görüşler mevcuttur. Muteber olmayan rivayetlerden de yola çıkarak Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı sonucuna varmışlardır.
Bu algıların oluşmasındaki en büyük etkenlerden biri şudur; ilk Müslümanlar yaratılışın nasıl gerçekleştiğini merak ederek yeni Müslüman olan Yahudilere sorular yöneltmişler, onlar da ellerinde mevcut bulunan muharref Tevrat’ta geçen, o günkü kendi anlayışlarını içeren düşüncelerine göre cevaplar vermişler, bu cevaplar da sanki gerçek bir bilgi gibi hadis ve tefsir kaynaklarımızda yer almıştır.
Muteber olmayan rivayetlerden ve tahrife uğramış Tevrat’taki hikayelerden ziyade Kur’an’ın diğer ayetleri ile bu ayeti ele aldığımızda Hz. Havva’nın, Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına dair iddiaların doğru olmadığı sonucuna varıyoruz.