Kur’an Perspektifinden Kadın

04 December 2025 32 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 8

Kadın ve erkek aile kurumunun iki önemli temel unsurları olmalarından kaynaklı her ikisi de birbirine karşı sorumluluk ve haklara sahiptir. Erkeğin sorumlulukları olduğu gibi kadının da riayet etmesi gereken sorumluluklar ve itaat etmesi gereken bazı hususlar mevcuttur; ama bu mutlak bir itaat ve hakimiyet demek değildir. Nasıl erkeğin kadına karşı sorumlulukları sınırsız değilse, kadının da erkeğe itaat etmesi gereken konular sınırsız değildir.

Erkeklerin üstünlüğünün kanıtlandığı ayetlerden biri olarak zikredilen edilen Bakara suresinin 228. ayetine baktığımızda, “derece” kelimesinin anlamlandırılması hususunda müfessirler tarafından görüşler ortaya konmuştur. Bazı müfessirlere göre erkeğin talak ve eşine tekrar dönme hakkı kastedilmiştir.   Bazı müfessirler de erkeğin aile reisliği ve idareciliğinin kastedildiğini söylemişlerdir.  Dolayısıyla “…Erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri mevcuttur…”  Ayetinde de maksat erkeğin üstünlük ve yüceliği değil, sorumluluk ve aynı zamanda haklarının beyanı noktasında önem taşımaktadır. Kadın ve erkeğin hak ve sorumlulukları noktasında farklılıkların olduğu da anlaşılmaktadır.

Günümüzde en çok tartışılan konuların başında gelen kadın hakları konusunda İslam nazarında kadın ve erkek eşit insani haklara sahiptir. Yaratılışta, Allah`a kul olmakta, ibadette, duada, saygınlıkta, ahlakî ve insani değerlerde kısaca insan oluşta kadınla erkek arasında fark yoktur. İslam’a göre kadın ve erkek bir bütünün birbirini tamamlayan parçalarıdır; fakat bir bütünün iki parçası olmaları her iki parçanın birbirleri ile her açıdan ayniliğini gerektirmez. Aslında bu farklılıklar her iki cinsiyetin sorumlulukları bakımından büyük anlam taşımaktadır. Buna göre kadın erkeğin veya erkek kadının gelişmiş veyahut az gelişmiş şekli kesinlikle değildir.

Eşitlik konusuna geldiğimizde eşitlik tabi ki olması gerekendir; ama bizlere adaletsizliği eşitlik olarak sunmalarına izin vermemiz mümkün değildir. Bu ve benzeri söylemleri körü körüne taklit ederek, yanlış bir teoriyi cafcaflı bir isimle takdim edemeyiz. Eşitlik kavramının tefsire ihtiyacı vardır. Kadın ve erkek hukuk karşısında eşit haklara sahiptirler. Bazı hususlarda mutlak bir eşitliğe sahipken; buna karşılık bazı konularda nispi eşitliğe sahiptirler. Adalet her zaman mutlak bir eşitliğe sahip olmak değildir. Aslında bu ayrımın Türk anayasasında da yapıldığını görmekteyiz.

Dolayısıyla hak eşitliği her zaman hakların ayniyeti değildir; çünkü kadın ve erkek her ikisi de eşit yaratılmıştır ama her açıdan aynı yaratılmamışlardır.  Her birinin kendisine uygun konum ve görevleri ve görevlerine denk, hakları vardır. Ayniyetin olmadığı bir konumda aynı hak ve sorumluluktan bahsetmek adaletsizlik olacaktır. Hem erkeği hem kadını hem de aileyi uhrevi ve dünyevi saadete ulaştırabilecek olan eşitliğin, Kur’anı Kerim’de de bu şekilde tanımlandığını görmekteyiz. Kur’an’da bazı ayetlerde kadın ve erkeğin eşitliğinden (mutlak eşitlik) bahsedilirken; bazı ayetlerde ise farklı hak ve sorumluklara dikkat çekilmiştir. Öyleyse kadın ve erkek birçok hususta mutlak eşitliğe sahipken bazı hususlarda farklı hak ve sorumluluklara sahiptir. Bu farklılıklar kadın ve erkeğe yapılan zulüm veyahut adaletsizlik değil; aksine adaletin özüdür, yaratıcının rahmetidir.

4. Kadının Fitne Sebebi Oluşu Problemi

Kadın ile ilgili oluşturulan başka bir algı ise kadının fitne oluşudur. Bu ötekileştirmesi Hz. Havva ve Hz. Adem’in yasak elmadan yemesine kadar varmaktadır. Bu düşünce sahiplerine göre Havva, erkeğe hizmet etmek için yaratılan, şeytanın vesveselerine kulak asan ve sonrasında kandırma ve fitne sebebi olmasından da kaynaklı erkeği kolaylıkla kandıran bir nevi İblis’in işbirlikçisi olan ikincil bir varlıktır. Erkeği ve kendisinin cennetten kovulmasına sebebiyet veren ve şeytana ilk uyandır. “Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi.”  İfadesini de Peygamber Efendimize atfetmişlerdir.

Halbuki Kur’ân-ı Kerîm Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın kıssası ile ilgili; Hz. Havva’nın Hz. Adem’i günaha düşürmesi veyahut onu kandırması söz konusu olmamıştır.

“Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi?” dedi. Ve böylece her ikisi de o ağacın meyvesinden yediler.”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar