Kur’an, müşterek yapılan fiile ve daha sonrasında beraber yaptıkları fiilin sonucuna dikkat çekmiştir. “Şeytan, oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı…” Hangisinin ilk olarak elmayı yediğine dair bir bilgi Kur’an vermemiştir. Bazı tefsirlerde Hz. Havva’nın ilk olarak yasaklı meyveden yemesi ve daha sonra Hz. Adem’i yasaklı meyveden yemesi için teşvik etmesi ve onu kandırması; İslam dışı kaynaklara dayanmaktadır. Tevrat’a göre kır hayvanlarının en hilekârı olan yılan, Aden’deki bahçede (cennet) yaşamakta olan Havva’ya yaklaşmış. “Allah bilir ki ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız. “ diyerek, onu yasak ağacın meyvesinden yemeğe ikna etmiş, daha sonra Havva yasak meyveden Âdem’e de yedirmiştir. Sonuç olarak bu algı ve düşünceler İslam kaynaklı değil; tahrife uğramış Tevrat kaynaklıdır.
Muhammed bin Ahmet el-Kurtubi ise kadının hilesinin ve fitnesinin şeytandan bile çok olduğunu savunmuştur. Bu görüşünü bazı ayetlerle de savunmuştur.
Kur’ân-ı Kerîm’de “Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. ” buyurulur; ama Hz. Yusuf’un kıssasında Züleyha için “Doğrusu siz kadınların hilesi büyüktür.” buyrulmuştur.
Yine kadının fitne sebebi olduğunu doğrulayabilmek için “Ey iman edenler, eşlerinizden, çocuklarınızdan size düşman olanlar da var.” ayetini de zikretmişlerdir.
Bir şeyin imtihan vesilesi olmasıyla fitne olması aynı değildir. Bu ayrım bütün nimetler için söz konusudur. Her nimet insan için imtihan vesilesi dolayısıyla fitne sebebi olabilir. Burada cinsiyet üzerinden bir sonuca varmak doğru olmayacaktır. Teğabun suresinde eşler ve çocuklar için düşman tabirinin kullanılması kadınların ve çocukların fitne oluşu kesinlikle değildir. Söz konusu ayetin nüzul sebebi ile ilgili müfessirler şöyle söylemiştir. Peygamber Efendimize iman etmiş ve hicret kararı alan bazı kimselere eş ve çocukları karşı çıkmış ve onlara mâni olmuşlardı. Bazıları hicretten vazgeçip Mekke’de kalıyorlardı ve bunun neticesinde Teğabun suresinin 14. ayeti nazil olmuştur, ayetten çıkarılması gereken sonuç kadının düşman ve fitne oluşu değil; Allah’ın buyruğundan insanı alıkoyan ve doğru yoldan uzaklaştıran tüm etkenlerin hakikatinde insanın düşmanı olduğu gerçeğidir.
Kur’an’da kadının hilesinin büyüklüğüne değinildiği ayette ise Züleyha’nın Hz. Yusuf’a karşı gerçekleştirdiği “fend” ile ilgilidir. Kadınların erkekler üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Büyük hileden de maksat kadınların hilekâr oluşu değil; hile yaptığı takdirde erkekten daha etkili olabileceği de söz konusu olabilir. Başka bir nokta ise şudur; Kur’an’da birçok mezemmet ve kınamanın insan hakkında geldiğini görmekteyiz.
“Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.”
“Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.”
“Gerçekten de insan, apaçık bir nankördür.”
Tüm bu ayetlerden yola çıkarak tüm insanlığın, mutlak bir şekilde nankör, sabırsız, zalim olduğu sonucuna varmak mümkün değildir. Bu ayetlerin muhatabı tüm insanlık değil, hakkın yolunu terk edip, şeytanı kendisine rehber edinen kimselerdir.
Dolayısıyla gerçekleşen bazı olaylar neticesinde bazı kadınlar ilgili de böyle bir ayetin nazil olması kadınların mutlak anlamda hilekâr olduğunu göstermemektedir. Muhammed el-Kurtubi’nin şeytan hilesi ile ilgili inen ayeti, bu ayetle kıyaslaması ise bir mugalatadır; zira şeytanın hilesi Allah-u Teala’nın kudretinin karşısında zayıf ve etkisizdir. Binaenaleyh saliha ve mümine birçok kadından da Kur’an’da övgüyle bahsedilmiştir.
İmam Cafer-i Sadık buyurmuştur:
“Bir saliha kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha yücedir.”
5. Hz. Peygamber’e Nispet Edilen Kadınla İlgili Olumsuz Söylemler Problemi
Batıda insan hakları ve sonrasında kadın hakları kavramı İslam’dan oldukça geç bir dönemde hukuki zemine kavuşmuştur ve olması gerektiği gibi muhafaza altına alınmadığını da söyleyebiliriz. Yüzlerce yıl öncesinde Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimizin buyruk ve fiillerinde kadın haklarının sarih bir şekilde beyan edilmesine rağmen, sanki kadın hakları ilk kez batı da gündeme getirilmiş gibi bir algı oluşturmakla birlikte, feminist düşünce batı dışındaki toplumlarda kadının konumu ikincildir ve dışlanmıştır gibi bir düşünce birliği oluşturmuşlardır. Günümüzde kadın konusu ve kadına bakış, bir not verme alanı haline getirilmiştir. Kadın ne kadar modernizmin çizdiği çizgede ilerliyor ve onun kurallarını yerine getiriyorsa, modernlik ve medenilik sınavından o kadar yüksek puan alabiliyor düşüncesi yaygın durumdadır. Kadının kemale yükseliş potansiyeline teveccüh etmeden, onun asıl değer ve ihtiyaçlarından ziyade modernizm ve batı medeniyetinin ihtiyaç ve taleplerini karşılaması günümüz kadınlarından beklenmektedir ve bu beklenti karşılanmadığında yargılama süreci acımasızca başlamaktadır.