İmam Hasan’ın İlmî Mirası

04 December 2025 41 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 10

Hamd o Allah’a mahsustur ki, O’nun bilinen bir evveli, nihayeti olan bir sonu, idrak edilen bir öncesi, sınırları olan bir sonrası ve belirlenecek şekilde bir nihayeti yoktur. Somut bir varlık değil ki, parçalara ayrılsın. O’nda sıfat farklılaşması yok ki, sona ermesi söz konusu olsun. İnsanların akılları, vehimleri, düşünceleri, duyguları, zekâları ve zihinleri O’nun niteliğini kavrayamazlar ki, O’nun hakkında “Ne zaman?, Neden başladı?, Neye zahir oldu?, Nede gizlendi?, Neden terk etti?” diyebilsinler. O, varlıkları yaratırken başlatıcı ve yoktan var edicidir. Yoktan var ettiğinde başlatıcı ve başlattığında yoktan var edendir. İstediğini yaptı ve arttırmayı istediğini murad etti. İşte âlemlerin Rabbi budur.[17]

Cebriye’ye Reddiye

Basra halkı İmam Hasan’a (a.s) bir yazı ile başvurarak ondan cebir hususundaki görüşünü öğrenmek istediler. O da onlara şu cevabı verdi:

Allah’a, O’nun kazasına ve kaderine inanmayan kimse kâfir olur. Günahını Rabbine yükleyen kimse ise facirdir. Allah’a ne zorlama altında itaat edilir ve ne üstün gelinerek asi olunur. Çünkü O, kullarına sunduğu her şeye malik olduğu gibi, verdiği her güce de kadirdir. Kullar eğer Allah’a itaat üzere hareket ederlerse, Allah onlar ile yaptıkları işler arasına girmez. Demek ki onları bu işlere O zorlamamıştır. Eğer Allah kullarını itaate zorlasaydı, onlardan sevabı düşürürdü. Nitekim eğer onları günahlara zorlasaydı, onlardan cezayı düşürürdü. Aynı şekilde eğer onları ihmal etseydi, kendi başlarına bıraksaydı, bu durum O’nun gücünde acizlik anlamına gelirdi. Fakat onlara yönelik, onlara saklı tuttuğu dileği, meşiyeti vardır. Eğer itaat üzere hareket ederlerse, onlara yönelik minnet koyar; yok eğer isyan üzere hareket ederlerse, yaptıkları kötülük aleyhlerine gerekçe olur.[18]

Allah’ın Sıfatları İle İlgili Açıklama

Adamın biri İmam Hasan’a (a.s) Allah’ın cevad/cömertlik sıfatının anlamını sordu. O da adama şu karşılığı verdi:

…Eğer yaratıcıdan bir şey istersen, O, istediğini verse de vermese de cömerttir. Çünkü eğer Allah kuluna bir şey verirse, ona hak etmediği bir şeyi vermiş olur. Buna karşılık eğer istediği şeyi vermez ise, ona hak etmediği bir şeyi vermemiş olur.[19]

Ehl-İ Beyt’in Velayeti Üzerine

1- İmam Hasan (a.s), iki emanetin (Kur’ân ve Ehli Beyt) mahiyetini ve bunların her birinin birbirine karşı olan konumunu açıklamak üzere şöyle buyurdu:

…Kesin olarak bilin ki, sizler hidayetin niteliğini bilmedikçe takvayı bilemezsiniz. Kur’ân’a sırt çevirenleri tanımadıkça onun sağlam ipine/ahinde sarılamazsınız. Kitab’ı tahrif edenleri tanımadıkça onu hakkıyla okuyamazsınız. Bunları bildiğiniz zaman ancak bidatleri ve zorlamaları bilirsiniz, Allah’a yönelik iftiraları ve helâk olanların nasıl helâke düştüğünü görürsünüz. Bilmezler sakın sizi cahilliğe sürüklemesinler. Bu bilgiyi (Kur’ân ilmini, hakbatıl teşhisini), ehil olanlar nezdinde arayın. Çünkü sadece onlar, aydınlatıcı nurlar ve uyulmaya lâyık önderlerdir. İlim onlarla yaşar ve hayat kazanır, cehalet de onların vasıtasıyla yok olup ortadan kalkar. Onların hilimleri/yumuşak huylulukları ilimlerinden, hikmetli sözleri susmalarının değerinden ve zahirleri batınlarından haber verir size. Onlar hakka muhalif olmazlar ve hak üzerinde ihtilâfa düşmezler. Onlar hakkında Allah tarafından (geçmiş peygamberler hakkında cari olduğu gibi) bir (ilâhî) sünnet uygulanmış ve Allah’ın onlar için önceden verilmiş hükmü vardır. “Bunda öğüt alacak olanlar için bir hatırlatma ve öğüt vardır.”[20]

2- Yine şöyle buyurmuştur:

Ey insanlar! Rabbinizden akıl öğrenin. “Yüce Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim Oğulları’nı, İmran Oğulları’nı bütün insanlar üzerine önder olarak seçti. Bunlar birbirinden türemiş tek kuşaktır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.”[21] Bizler Âdem’den türeyen bir zürriyet, Nuh’tan gelen bir aile, İbrahim’e dayanan bir seçkinler topluluğu, İsmail’den gelen bir soyun mensupları ve Muhammed’in (s.a.a) Ehl-i Beyti’yiz. Bizler sizin aranızda yükseltilmiş gök, düzleştirilmiş yeryüzü, ışık saçan güneş, yağı kutsanmış ne doğuya ve ne batıya bakan zeytin ağacı gibiyiz. Peygamber, bu ağacın kökü, Ali dalı ve Allah’a yemin ederim ki, bizler de meyveleriyiz. Kim bu ağacın dallarından birine tutunursa, kurtulmuş olur. Kim de bu ağacın dallarından ayrı düşerse, ateşe yuvarlanır…[22]

3- İmam Hasan (a.s) bir konuşmasında Allah’a hamdüsenadan sonra şöyle dedi:

Yüce Allah gönderdiği her peygamber için mutlaka bir nefis, bir kabile ve bir aile seçti. Muhammed’i hak üzere peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, biz Ehli Beyt’in hakkında kısıntı yapan kimsenin Allah amelinin o kadarını eksiltir. Aleyhimizde herhangi bir gelişme (üstünlük, yönetim) olunca, sonuç mutlaka lehimize neticelenir. “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”[23]

4- İmam Hasan (a.s) başka bir konuşmasında da şöyle buyurdu:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar