“بلی واالله لکنک اطعت معاویه علی دنیا قلیله زائله فلئن قام بک فی دنیاك لقد قعد بک فی آخرتک ولو کنت اذ فعلت قلبت خیرا کـان ذلـک کمـا قـال االله تعالی و آخرون اعترفوا بذنوبهم خلطوا عملاً صالحا و آخـر سـیئا وللنـک کما قال االله سبحانه کلاً بل ران علی قلوبهم ما کانوا یکسبون”
“Tabii ki. Vallahi sen, değersiz ve yokolup gidecek dünya için Muaviye’ye itaat ettin. Muaviye dünya hayatını temin ettiyse de bunun karşılığında senden ahireti aldı. Sen iyi bir şey yaptığını sanırken ayetin örneği oldun: ‘Diğer grup günahlarını itiraf etti, çirkin ve güzel ameli birbirine karıştırdı.’ Fakat Allah şöyle buyurur: Hayır, öyle değil. Kalpleri günahları ve fasıklıkları nedeniyle karardı ve kendilerini kara bahtlı yaptılar.” [53]
Bunun üzerine Habib önüne döndü ve yoluna devam etti.
2.4. Emîrülmü’minîn’in (a.s) hükümetinin meşru olduğunu beyan
İmam Hasan (a.s),Emîrülmü’minîn’in (a.s) hükümetinin meşru olduğunu göstermenin üzerinde çokça durmuştur. Böylece bu yolla Muaviye’nin, İmam Ali’nin (a.s) velayetnin hak olduğuna yönelik saldırıları cevap vermiştir. Bu nedenle Peygamber’in (s.a.a), Emîrülmü’minîn’in (a.s) imameti konusundaki sözlerine istinat ediyordu. Hazret’in Gadir Hum’da tayin edildiği gibi.[54]
2.5. Kendisinin hükümeti hak ettiğine ilişkin beyanı
İmam, İmam Ali’nin (a.s) meşruiyetini açıklamasına ilaveten kendisinin meşruiyetine de işaret ediyordu. Bu, onu hilafete layık görmeyen Muaviye’nin iddialarına karşılıktı. İmam Hasan (a.s), Muaviye’nin de bulunduğu ortamda minbere çıktı ve kendini tanıtarak şöyle dedi: “Ey ahali, beni tanıyan tanıyor. Beni tanımayanlar için ben Hasan b. Ali b. Ebi Talib. Kadınların en üstünü ve Allah Rasülü Muhammed’in kızı Fatıma’nın oğlu. Ben, hakkından (velayet) mahrum edilen kişiyim.”[55]
Yine Muaviye ondan minbere çıkmasını ve hilafeti ona bıraktığını söylemesini istediğinde şöyle dedi:
“Vallahi ben, Allah’ın Kitabı ve Peygamber’in (s.a.a) Sünnetinde hilafete insanların en layığıyım.”[56]
2.6. Tekrar savaşmaya hazırlık
Muaviye barışın şartlarını ve maddelerini defalarca ihlal etti. Bu nedenle denebilir ki, imkanların hazırlanması durumunda İmam, Muaviye ile tekrar savaşmaya hazırlıklıydı. Dolayısıyla bazılarının inancına göre İmam Mücteba’nın (a.s) zehirlenmesinin sebebi, Hazret’in Şam’a giderek Muaviye ile savaşmaya hazırlanmasıdır.[57]
Daha önce geçtiği gibi hak ve bâtıl cephesinin çelişkilerinden sadece bir kısmı bile onların uzlaşamayacağını göstermektedir. İmam Hasan’ın (a.s) kesin ve etkili girişimleri onun Emevîlere yönelik tek tehlike olduğuna Muaviye için kuşkuya yer bırakmıyordu. İmam Hasan’dan kaynaklanacak tehlike ihtimali her an onları tehdit ediyordu. Bu yüzden mümkün her vesileyle İmam’ı yoldan çekmeye karar verdi. Bu iş için defalarca komplolara girişti ve İmam’ı zehirlemeye çalıştı. Hakim Nişaburî kuvvetli senetle Ümmü Bekir bint Misver’den şöyle nakleder:
“کان الحسن بن علی سم مرارا کل ذلک یغلب حتی کانت مـره الاخیـره آلتـی مات فیها کان یختلف کبده فلم یلبث بعد ذلک الا ثلاثا حتی توفی”
“Hasan’ı (a.s) defalarca zehirlediler. Fakat pek o kadar etki göstermedi. Ama son defasında zehir ciğerini paramparça etti. Ondan sonra üç günden fazla yaşamadı.” [58]
Bu konuda İbn Ebi’l-Hadid, Muaviye’nin saldırısının asıl nedenini şöyle açıklar: “Muaviye, oğlu Yezid için biat toplamak istediğinden İmam Mücteba’yı (a.s) zehirledi. Çünkü oğlu lehine biat almak ve hükümet saltanata çevirebilmek için İmam Hasan’dan (a.s) daha büyük ve güçlü bir engel görmüyordu.”[59]
İmam Sadık da (a.s) şöyle diyor:
Ca’de -Allah ona lanet etsin- zehri aldı ve eve getirdi. O günlerde İmam oruç tutuyordu ve çok sıcak günlerdi. İftar sırasında bir miktar süt içmek istedi. O melun, zehri süte karıştırdı. Sütü içtikten kısa süre sonra haykırdı:
“عدوه الله! قتلتنی، قتلـک الله والله لاتصـیبن منـی خلفا و لقد غرك و سخر منک والله یخزیک و یخزیه”
“Ey Allah düşmanı, beni öldürdün. Allah da seni yoketsin. Vallahi benden sonra hiçbir nasibin olmayacak. Seni kandırdılar ve bedavaya kullandılar. Allah’a yemin olsun seni bedbaht yaptı. Kendisine yazık etti.”
İmam Sadık (a.s) devamında şöyle diyor:
“İmam Mücteba (a.s), Ca’de onu zehirledikten sonra iki günden fazla yaşamadı. Muaviye de vadettiğini ona vermedi.”[60]
[1] Mervan b. Hakem’in ve çoğu Emevî halifesinin atası. Muaviye’nin nesebi de şöyledir: Muvaiye b. Ebi Süfyan b. Harb b. Ümeyye b. Abduşşems. Annesi Utbe b. Rebia’nın kızı Hind. Dedesi Osman’la kardeşti. Muaviye, Mekke’nin fethinden sonra (veya biraz daha geç) Müslüman oldu. Müellefetu’l-kulûb olanlar arasındadır. Hicrî onbeş veya yirmi yılında Ömer tarafından Şam emiri yapıldı. Ömer ona “Arabın Kisrası” adını vermişti. Zehebî, Düvelü’l-İslam, s. 27, Lübnan baskısı.
[2] İbn Ebi’l-Hadid’in Nehcu’l-Belağa şerhi, Hutbe 128.
[3] İbn Ebi’l-Hadid’in Nehcu’l-Belağa şerhi, c. 14, s. 75; İbn Cevzî, Tezkiretu’l-Havas, s. 183; Biharu’l-Envar, c. 44, s. 70-86.
[4] Mezarlıkta yetişen bir tür dikenli ağaç.
[5] Biharu’l-Envar, c. 44, s. 70-86.
[6] Vak’a-i Sıffin, s. 178; Tarih-i Taberî, c. 3, s. 570; el-Ğadir, c. 9, s. 151.