[7] İbn Ebi’l-Hadid, Şerhu Nehci’l-Belağa, c. 3, s. 411; el-Ğadir, c. 9,s. 150.
[8] Barışla ilgili olaylar ve analizi için bkz: Muhammed Ali Ensarî, Esrar-i Sulh-i İmam Hasan; Seyyid Haşim Resulî Mahallatî, Zindeganî-yi İmam Hasan-i Mücteba; Receb Ali Mazlumî, Sulh-i İmam Hasan; Şeyh Razi Âl-i Yasin, “Sulh-i İmam Hasan, Porşukuhterin Nermeş-i Kahramanane- Tarih”, Mahname-i Mübelliğan, sayı 1, s. 12.
[9] Şeyh Tusî, Emalî, s. 561. İmam Hasan’ın sözlerinde barışın bazı diğer sebepleri arasında şunlar sıralanmıştır:
– Büyüklerin ihaneti: “Bugün işittim ki eşrafınız Muaviye’ye biat etmiş. Sıffin savaşında hakemi kabul etmeyi babama dayatan sizdiniz.” (Biharu’l-Envar, c. 44, s. 147).
– Savaşın boşuna olması ve aşağılanmanın sonu: “والله لو قاتلت معاویه لاخذوا بعنقی حتی یدفعونی الیه مسلماً” (A.g.e.).
– Barışa genel eğilim: “انی رایت ھوی اعظم الناس فی الصلح وکرھوا الحرب” (Ahbaru’t-Tıval, Dineverî, s. 220).
– Yardımcısı bulunmama: “لو وجدت انصارا لقاتلته لیلی و نھاری” (Biharu’l-Envar, c. 44, s. 1).
– Şia’nın kökünün kazınacak olması: “لولا ما اتیت ترک من شیعتنا علی وجه الارض احدا الا قتل” (A.g.e.).
– Fitnenin kesilmesi: “ان معاویه نازعنی حقا ھو لی دونه فنظرت لصلاح الامه وقطع الفتنه” (A.g.e., s. 66)
[10] El-Kamil fi’t-Tarih, c. 3, s. 407.
[11] Hamase-i Hüseynî, c. 3, s. 19-20.
[12] Bazı rivayetlere göre kızın adı Ümmü Külsüm ve İmam’ın adı Hüseyin olarak zikredilmiştir. (Biharu’l-Envar, c. 44, s. 207 ve 208). Bununla birlikte İmam Hasan’a istinat eden başka bir rivayet de vardır. Muaviye b. Hudeyc’in rivayeti gibi. Bu rivayete göre Muaviye onu, kızları veya kızkardeşlerinden birini Yezid’e istemek için gönderdi. Hepsinde de İmam büyük bir dirayet göstererek böyle bir birleşmeye engel oldu. (Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 124; Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, c. 4, s. 278).
[13] Biharu’l-Envar, c. 44, s. 119-120.
[14] Ne yazık ki bazı araştırmacılar Muaviye’nin siyasetinden etkilenerek barışla sonuçlanan gelişmeleri etnik analizle el almıştır. Buna göre üç grup, Haşimoğulları, Ümeyyeoğulları ve aradaki gruplar (Temimoğulları, Adıyyoğulları vs.) hükümeti elde etmenin peşindeydi. Ama Haşimoğulları Peygamber’den (s) sonra hükümeti elde edemedi. Ümeyyeoğulları da nifak ve tuleka sıfatlarının bagajı altındaydı. Bu nedenle Ümeyyeoğulları aradaki grupları (Ebubekir ve Ömer) iş başına getirdi. Nihayet bu ikisinden sonra da Haşimoğullarının hükümeti el etmesine mâni oldular. Yani birinci aşamada aradaki gruplarla yanyana geldiler ve sonra Haşimoğulları grubuyla çatışmaya girdiler. Sonunda da İmam Hasan (a) zamanında hedeflerine ulaştılar. Bu görüşü tenkit ederken denebilir ki, Muaviye de aralarındaki savaşın hizip ve taife açısından görülmesini sağlamaya çok uğraştı. Ama İmam asla böyle bir algıya izin vermedi. Nitekim Abdullah’ın kızına talip olunması hadisesinde iki kabilenin büyükleri arasında çelişkinin itikadî ve dinî olduğunu vurguladı. Dolayısıyla İmam Ali (a) veya İmam Hasan (a) Ümeyyeoğulları grubuyla ya da aradaki gruplarla karşı karşıya geldiyse bunun kaynağı etnik değildi. Aksine dinî itikattan kaynaklanıyordu. Bu, iktidarı elde etmek için yapılan kabile savaşı değildir. Her ne kadar aradaki gruplar ile Ümeyyeoğullarının meselesi böyle adlandırılabilirse de yahut onların bakışaçısına göre Haşimoğulları ile rekabet etnik bahis olarak görülebilirse de hiç kuşku yok İmam Ali (a) ve İmam Hasan (a) açısından ortada etnik tartışma olarak hükümeti elde etmek için gayret gösterme yoktur. Onların yapıp ettiklerini pervasızca bu tür algılarla değerlendirmek yakışık almaz.
[15] Cilau’l-Uyûn, s. 435.
[16] Harayic, c. 71, s. 238; İbn Şehrâşûb, Menakıb, c. 4, s. 22.
[17] Biharu’l-Envar, c. 44, s. 70-86, hadis 11.
[18] Allame Ca’fer Murtaza Âmulî, Tahlilî ez Zindegani-yi Siyasî-yi İmam Hasan-i Mücteba (a), tercüme: Muhammed Sipehrî, s. 189.
[19] Biharu’l-Envar, c. 44, s. 71-73.
[20] A.g.e.
[21] A.g.e.
[22] Keşfu’l-Ğumme, c. 2, s. 150.
[23] Şeyh Tabersî, İhticac, c. 1, s. 145.
[24] İbn Ebi’l-Hadid, Nehcu’l-Belağa, c. 3, s. 16.
[25] Feyzu’l-İslam, Nehcu’l-Belağa, hadis 92, s. 274.
[26] A.g.e.
[27] El-Nasayihu’l-Kâfiyye, s. 97; Hakayik-i Penhan, s. 258.
[28] A.g.e., s. 94.
[29] Şerhu Nehci’l-Belağa, c. 1, s. 464.