Muaviye, Mervan’a mektup yazdı ve ondan İmam Ali’nin (a.s) amcasının oğlu Abdullah b. Ca’fer’in kızına oğlu Yezid için talip olmasını istedi. Şöyle dedi: “Mehri ne olursa olsun kabul ediyorum. Ne kadar borcu varsa ödeyeceğim. Çünkü bu birleşme Ümeyyeoğulları ile Haşimoğulları arasında barışı sağlayacak.”
Mervan mektubu alır almaz Abdullah b. Ca’fer’e gitti ve kızına talip olduklarını söyledi. O cevaben dedi ki: “Bu konularda tercih Hasan’ındır (a.s). Ondan iste.” Mervan çaresiz İmam’ın yanına gitti ve Abdullah’ın kızını ondan istedi. İmam ona şöyle dedi: “İstediğin herkesi davet et ve toplansınlar.” İki taifenin büyükleri toplandığında Mervan ayağa kalktı, hutbeden ve Allah’a hamdettikten sonra şöyle dedi: “Emîrülmü’minîn Muaviye, bana, Abdullah b. Ca’fer’in kızı Zeyneb’e[12] Yezid için talip olma talimatı verdi. Buna göre babası ne kadar isterse o kadar mehir tayin edilecek. Babasının ne kadar borcu varsa ödenecek. Çünkü bu birleşme Ümeyyeoğulları ve Haşimoğulları taifeleri arasında barış sağlayacak. Muaviye’nin oğlu Yezid’in emsali yoktur. Canıma yemin olsun ki, sizin Yezid’le ilgili hasret ve iftiharınız, onun sizinle ilgili hasret ve iftiharınızdan daha fazladır. Onun çehresinin bereketiyle bulutlardan yağmur talep edilir.” Bu konuşmanın ardından İmam Hasan (a.s) ayağa kalktı ve şöyle dedi:
“.اما ما ذکرت من حکم ابیها فـی الصـداق فانـا لـم نکـن لندعب عن سنه رسول الله فی اهله و بناته … و اما الصلح الحیین فانـا عادینـا لله و فی الله فلا نصالحکم للدنیا”
“1. Mehir konusunda Peygamber’in (s.a.a) sünnetini (840 dirhem) aşmayız.
2. Borçlar konusunda, kadınlar ne zamandan beri babalarının borçlarını ödüyor?
3. İki taife arasında barış konusunda, bizim sizinle düşmanlığımız Allah için ve Allah yolundadır. Dolayısıyla sizin dünyanızla barış yapmayacağız.
4. Yezid’in varlığıyla iftihar etmemiz konusunda, eğer hilafet makamı nübüvvet makamından üstünse Yezid’le iftihar ederiz. Nübüvvet makamı üstünse o bizimle iftihar etmeli.
5. Yezid’in çehresinin bereketiyle yağmur talebi konusunda, sadece Muhammed ve Âl-i Muhammed’le yağmur talep edilir. Bizim görüşümüz, Abdullah’ın kızını, amcasının oğlu Kasım b. Muhammed b. Ca’fer ile evlendirmek yönündedir.”[13]
Bu arada, ailevî bir mesele gibi görünen bu olayda her iki grubun büyükleri arasında İmam onlara düşmanlıklarının temelini hatırlattı ve başta tartışmanın zeminini hizip ve kabile iddialarına indirgemeyi amaçlayan, sonra da kendisini barış çağrıcısı olarak göstermek isteyen Muaviye’nin planını boşa çıkardı. İşte bu kilit nokta, görünüşte barış yapılmış olmasına rağmen çelişkilerin aynı şekilde devam etmesine ve İmam Hüseyin (a.s) zamanında de zirveye ulaşarak savaş ateşinin tutuşmasına sebep oldu. Tartışmanın gizli katmanları bir kez daha kendini gösterdi ve hak ile bâtılın asla uzlaşamayacağını kanıtladı. İmam Hasan’ın (a.s) yaptığı barış, azınlıktaki Şia’nın bekası için sadece taktik bir hareketti.[14]
Bu bakış açısına göre İmam Hasan’ın (a.s) şehadetinin sebeplerini bulmak için kabile çatışmalarına veya başka şeye değil hak ve bâtıl cephesinin çelişkisine bakmak gerekir:
a) İmam Mücteba ile Tekâmül
1. Ahdi bozma
Muaviye, İmam Hasan’la savaşının asli hedefini birkaç günlüğüne ifşa edemedi veya etmek istemedi. Böylelikle iki cephenin uzlaşmazlığının aşikâr nedeni olan hedefin üzerinden perde kalkmış oldu. Allame Meclisî bu konuda şöyle yazar: Barış yapıldığında Muaviye, cuma günü Nahila’ya varabilmek için Kufe’ye doğru yola çıktı. Orada namaz kıldı ve hutbe okudu. Hutbesinin sonunda dedi ki: “Ben sizinle namaz kılın veya oruç tutun ya da zekât verin diye savaşmadım. Bilakis sizi yönetme işini ele geçirmek için savaştım. Allah onu bana verdi, siz istemiyor olsanız bile. Hasan’a, hepsi de ayaklarımın altında olan birkaç şart koştum. Onlardan hiçbirine vefa göstermeyeceğim.” Sonra Kufe’ye girdi. Kufe’de kaldıktan birkaç gün sonra mescide geldi. Hz. İmam Hasan’ı (a.s) minbere çıkardı ve dedi ki: “Halka söyle, hilafet benim hakkım.”[15]
2. İmam’ı yanına çekme çabası
Muaviye, iki cephe arasındaki hakikî ayrılığın bariz sınırlarını örtbas edebilmek için İmam’ı kendi tarafına çekmeye çok gayret gösterdi. İmam da muhtelif yollarla aynı şekilde iki cephenin ayrı olduğunu vurguladı durdu. Yollardan biri, sebebe dayalı ve ailevî ilişkiler ve kabile ittifakı kurma çabasıydı. Bunun örneğini gördük. Muaviye’nin denediği yollardan bir diğeri de duygusal hareketlenmelerin tamamında hediyeler ve ödüller göndermekti. İmam tabii ki bunları kabul ediyor ve gerekli yerlere harcıyordu.[16] Fakat bu işlerin Muaviye ile arasında yakınlık olduğu şeklinde tarif edilmesine izin vermiyordu. İmam Bakır (a.s) şöyle der:
“قد کان الحسن والحسین یتقبلان جوائز المتغلبین مثل معاویه لانهما کانا اهـلا لما یصل الیهما من ذلک وما فی ید المتغلبین علیهم حرام وهو للنـاس واسـع اذا وصل الیهم فی خیر واخذوه من حقه”