Nehcü’l-Belâğa’da Kur’ân

04 December 2025 56 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 13
  • Kur’ân’ın ilk sözü, kendi hedefini açıklığa kavuşturması noktasındadır. Yani dışsal meselelere delâlet etmeden önce, içsel insicamının niteliği hakkında söz söylemektedir. Bu meseleyle ilgili olarak, baştan sona tüm âyetlerde hikmetli Kur’ân’ın mesajında hiçbir tutarsızlık, ihtilaf ve tekzibe rastlanmamasının yanısıra, meselelerin birbirine kâmilen yönelimli olduğu görülecektir. Bu açıdan âyetlerin tümü, birbirinin tamamlayıcısıdır: “Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar dile getiren bir Kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi.” (Zümer Sûresi, 23). Âyetlerin birbirleriyle etkileşimi ve Kur’ân’ın hedefine delâlet edişleri konusunda Hz. Ali (a.s), Kur’ân’ın diliyle şunları arz etmektedir: “Allah, Kitabın bir kısmının, diğer kısmını onayladığını ve onda ihtilaf olmadığını zikrediyor. Münezzeh olan Allah, “Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisâ Sûresi, 82) buyuruyor.” (a.g.e., 18. Hutbe). Yani âyetler baştan sona birbirinin tasdik edicisi ve açıklayıcısıdır. Eğer bir âyette bir konudan bahsedilmişse, mazmunu başka âyet veya âyetlerde açıklığa kavuşturulur, bu suretle genel olmaktan çıkıp daha özel bir hal alır; kayıtlanmış olur ve karinesi açıklık kazanır. Böylece aynı konuya ait delillerin parçaları birbirini bulur ve delillerin birbirini tamamlamasıyla da o âyetin tefsiri netleşir. Çünkü bazı âyetlerin şerhinin, başka bir âyetin diliyle tamamlanması gerekir. Bazı âyetlerin tefsiri başka bir âyetin şahitliği ile gerekli olan izaha kavuşur. Öyle ki Hz. Ali (a.s) bu konuyla alakalı olarak şöyle söylemiştir: “Allah’ın Kitabı ile bakıyor, konuşuyor ve işitiyorsunuz. Bu âyetlerin bazısı bazısıyla konuşuyor ve birbirlerini birbirlerine şahit gösteriyor. Allah hususunda ayrılığa düşmüyor ve birbirlerine muhalefet etmiyor.” (a.g.e., 133. Hutbe). İşte bu konu, yani âyetlerin birbirleriyle tamamlanışı, doğrulanışı, Hz. Ali (a.s)’ın deyimiyle konuşmaları ve birbirlerine şahit olmaları konusu; Kur’ân’ın nur ve tibyân oluşunu ve eşyanın tamamı için nazil olduğunu belirten âyetlerden kâmil surette anlaşılabilir. Zira eşyanın nuru olan bir Kitap, her şeyden önce kendisinin nurudur. Diğer şeylerin tibyânı (açıklayıcısı) olan bir Kitap, yine her şeyden önce kendisinin açıklayıcısıdır.
  • Kur’ân’ın tefsirinde doğru olan yöntem, Kur’ân’ın kendisiyle tefsiridir. Kur’ân’ın metni, ismet ve taharet âilesini tüm insanlığın referansı olarak tanıttığından, Masumların (a.s) sünnetine rücu etmek, Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsirini tamamlayıcı öğe olacaktır. Nitekim böyle bir rücu olmadan Kur’ân’ın hakikati, yine kendisiyle tefsir edilmiş olmayacaktır. Çünkü Masumların sünnetine rücu etmenin lüzumuna delâlet eden bazı âyetlerin görmezden gelinmesi, Kur’ân âyetlerinin bir kısmının tefsir sahnesinden silinmesi demektir. Haliyle bu durum, âyetlerin baştan sona birbirlerine yönelimli ve kendi aralarında teâti halinde olmalarıyla bağdaşmamaktadır. Hz. Ali (a.s), Masumların en kâmil örneğini teşkil ettikleri ilâhî veliler hakkında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah’ın velileri, kendilerinde Kitabın ilminin bulunduğu, onu bildikleri, Kitabın kendileriyle ayakta tutulduğu ve Kitapla ayakta kalan kimselerdir.” (a.g.e.,  Kısa Sözler, 432).

İlâhî evliyanın Kur’ân’ın tercümanı oluşlarının ve Kur’ân ilimlerinin onlar vesilesiyle başkalarının istifadesine sunuluşunun sırrı daha önce beyan edilmişti. Bu sır şuydu: Onlar dördüncü grubun fertleridirler ve Kur’ân’a, başkalarının sormaktan aciz olduğu özel soruları yöneltirler ve ondan isabetli cevapları alırlar. Bunların dışında kalanlar ise nâtık Kur’ân’ın bâtınî sesini işitmekten mahrumdurlar. İnsanlar ve âlimlerin geneli, Kur’ân’ı işitmekten nasipsizdirler. Zira daha önce şöyle nakledilmişti: “…ona bir tercüman gerekir,..” (a.g.e., 125. Hutbe). Vehimlerinin uğultusunu veya başkasının gürültü ve hezeyanlarını işiten kimsenin, bunları Kur’ân’a mâl etme ve Kitabın hedefi olarak telakki etme hakkı yoktur. Böyle bir tavır, tıpkı Hz. Ali (a.s)’ın belirttiği gibi cehalet ve sapıklıktır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar