- Tedvînî Kur’ân isabetli görüş sahiplerinin, sorunların ve fikrî anlaşmazlıkların çözümü için başvurdukları bir kaynaktır. Hz. Ali bin Ebî Tâlib (a.s) şöyle buyurmuştur: “Topluluk bizi, aramızda Kur’ân’ı hakem olarak kabul etmeye davet edince, Yüce Allah’ın Kitabı’ndan yüz çeviren grup olamazdık. Münezzeh olan Allah, “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûl’e götürün.” buyurmuştur. (Nisâ Sûresi, 59). ”Allah’a götürülmesi, O’nun Kitabı ile hükmetmemiz; Rasûl’e götürülmesi, onun sünnetine uymamızdır.” (a.g.e., 125. Hutbe).
Yani anlaşmazlığa düştüğümüz kimseler bizi Kitabın hakemliğine davet ettiklerinde, biz Allah’ın Kitabı’ndan yüz çeviren taraf olmadık. Çünkü Allah, çekişmelerin çözümü için kendisine ve Peygamberine başvurulması gerektiğini buyurmuştur. Allah’a müracaat etmek, Kitabının hakemliğidir. Peygambere müracaat ise, sünnetine tutunulmasıdır. Buradan anlaşılıyor ki, Kur’ân-ı Kerîm’in zâhiri, görüş sahiplerince anlaşılabilir niteliktedir. İlk olarak onun zâhirî muhtevası tahsis ve takyid edilmişse, sünnetten hüccet aranmamalıdır. İkincisi, Kur’ân’ın nâtık oluşunun niteliği, görüş sahiplerinin her türlü güdülenme ve hevâdan uzak bir şekilde ondan istinbat etmeleridir. Üçüncüsü, bu hutbenin içeriğinde şöyle söylenmiştir: “Biz insanları değil, Kur’ân’ı hakem tayin ettik. Kur’ân iki kapak arasında satırlar halinde yazılıdır. O herhangi bir dili konuşmaz, ona bir tercüman gerekir, onun hakkında insanlar konuşur.” (a.g.e., 125. Hutbe)
- Şu ana dek Kur’ân’ın nâtık ve sâkit oluşu konusunda üç grup insan ele alınmıştır:
Birinci grup: Bunlar bağnazlık ve düşüncesizliklerinin etkisiyle Kur’ân’a dair hiçbir soru sormazlar. Bu grup hakikaten durağan ve katıdır. Kur’ân’dan bir şey işitmezler. Dolayısıyla bu ilâhî Kitap da onlara karşı suskundur.
İkinci grup: Bu gruptakiler sapkınlıkları ve kötü zanları sebebiyle bâtıl sorularla Kur’ân-ı Kerîm’in huzuruna gelirler. Vehimlerinden mütevellit önyargılarını, Kur’ân’ın sesi olarak telakki eder, ilâhî Kitabı istedikleri gibi değerlendirirler. Allah’ın Kitabı bu gruba da sâkittir. Çünkü Kur’ân’ın beyân ettiği bir konuyu bu kimseler duymaz ve nefislerinden işitttiklerini, Kur’ân’ın sözü sayarlar.
Üçüncü grup: Bunlar sırât-ı müstakîmde yol almalarının etkisiyle Kur’ân’ı Kerîm’e tedebbürle ma’kûl sorular arz eder ve ondan uygun cevabı alırlar. Bu vasfa sahip müfessirler, Kur’ân-ı Kerîm’in tercümanlarıdırlar ve Kur’ân-ı Kerîm’in diliyle söz söylerler: “…onun hakkında insanlar konuşur.” (a.g.e., 125. Hutbe)
Şimdiye kadar izah edilenler, Kur’ân-ı Kerîm’in nâtık oluşunun dört gruba göre incelenmesi ve bu grupların sahip olduğu özelliklerin ortaya konulması üzerine idi. Bunlardan ilk üçünün vaziyetleri sırasıyla açıklandı.
Dördüncü gruba gelince: Eğer salih bir sâlik, mütedebbir bir müfessirden daha da üstün derecelere erişip, tekvinî Kur’ân’ın derinliklerinden esrar ve remizleri kesbeder ve böyle bir yol azığıyla tedvinî Kur’ân’ın huzuruna gidip gaybî bir meseleyi arz eder de ilhamlar vasıtasıyla geleceğe dair bilinmeyen meselelere vakıf olmak isterse, Kur’ân bu konu hakkında da onunla konuşacaktır. Derin bir tefekkürün eseri olan sorgulayıcı bir dille gaybî ilham ve sırlara muttali olmak isteyenlere cevap verecektir: “Bu Kur’ân’dır ki, ondan konuşmasını isteyin; ancak o konuşmaz. Fakat ben onu size haber vereyim. Bilin ki onda geleceğin bilgisi, geçmiş hakkında bilgiler, hastalığınızın ilacı ve aranızdaki ilişkilerin tanzimi vardır.” (a.g.e., 158. Hutbe). Dördüncü grubun özelliklerinden birincisi, genelin vukûfiyet çerçevesinin dışında olan gaybî esrar ve ilhamlara yöneliktir ve bunların sadece seçkinler/havâss için kemâl yönü vardır. İkincisi; Kur’ân’ın zâhirî hüccetlerinin açıklanmasında takyit/kayıtlama, tahsis/hâs kılma ve karine gibi unsurlar oldukça önemli bir paya sahiptirler. Yani üçüncü grubun sorgulama ve Kur’ân’a başvuru yoluyla elde ettiklerine ilaveten, dördüncü grup vasıtasıyla da genel anlamda tahsis, takyid ya da Kur’ânî içeriğin nakli konularında hücciyyet hâsıl olmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm bu iki merkezî noktada ismet sahibi ilâhî velileri kapsayan dördüncü gruba nispetle nâtık olmakla beraber, nazar sahibi müçtehitler ve re’yinde isabetli müfessirlerden müteşekkil üçüncü gruba ise sâkittir. Hz. Ali (a.s), bu konuyla ilgili olarak meydan okuma sadedinde şöyle arz etmektedir: “Bu Kur’ân’dır ki, ondan konuşmasını isteyin; ancak o konuşmaz. Fakat ben onu size haber vereyim.” (a.g.e., 158. Hutbe).