Açık Oturum: Müsteşriklerin Kur’an Çevresindeki En Yeni Görüşleri

04 December 2025 52 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 13

Destekleyenler ise böyle olmadığını söylemektedir. Onlara göre müsteşrikler İslam medeniyetine epeyce yardımcı olmuştur ve İslamî ilimler alanındaki hizmetleri gözardı edilecek gibi değildir. İslamî eserlerin el yazmalarının basımı, yaptıkları fihrist yazımları ve İslamî ilimlere bilimsel araştırma metodunu getirmeleri olumlu hizmetleri arasında sayılmaktadır. Şu anda araştırmada bilimsel metodu kullanıyor olmamızı onlara borçluyuz. Müsteşrikler Kur’an hakkında birkaç eksende çokça tahkik gerçekleştirmiştir. Misal vermek gerekirse, Kur’an’ın kaynağıyla ilgili olarak Kur’an’ın Yahudi, Hıristiyan, Zerdüşt ve Hanif kaynağı bulunduğunu söylemişlerdir.

Dördüncü dönemin başından itibaren ekseriyet Kur’an nassı ile ilgili olarak Kur’an’ın gayb-ı ilahî menşei olmadığına inanıyordu. Bu kısımda beş yaklaşım görüyoruz: Bunların bir kesimi Kur’an’ın beşerî bir sanat olduğunu ve onu bizzat Peygamber’in (s.a.a) yaptığı ve ürettiğini söylemektedir. Bir kesim, beşerî kaynağa sahip vahiy olduğunu öne sürmektedir. İçlerinden bir grup da vahyin kaynağının taşkın infiallerle aynı şey olduğunu iddia etmektedir. Nöldeke Peygamber’in (s.a.a) hezeyan içinde olduğuna, rüyalar gördüğüne ve bu rüyalara göre Kur’an’ı meydana getirip yazdığına dikkat çeker. Bir başka kesim ise vahyin zihinsel tecrübe veya neuzubillah Kur’an’ın Peygamber’in (s.a.a) sara ve histeri hali olduğunu söylemektedir.

Yürüttükleri tartışmanın diğer ekseni, Kur’an’a ilişkin sure, ayet, cüz, hizip gibi kategorilerin sonradan icat edilmiş olmasıdır.

Mukattaa harflerine dair de tuhaf ve garip fikirleri vardır. Çoğunluğu, mukattaa harflerinin bir dizi anlamsız ve boş harfler olduğuna inanmaktadır. Oysa İslam kültüründe bu harfler manasız değildir. Mukattaa harfleri ve onların Kur’an’daki kullanımıyla ilgili çeşitli tefsirler yapılmıştır. Kıraat farklılıklarıyla ilgili olarak, bu ihtilafın Kur’an-ı Mecid’in tahrif, inhiraf ve düzensizliğinin alameti olduğuna inanmaktadırlar. Nesih meselesi, onun Kur’an’da ortaya çıktığı yerler ve yaygınlığı mevzusunu da tartışmışlardır. Halbuki biz Müslümanlar, neshin, kulların imtihan edilmesi ve Kur’an’ın zaman ve mekânın maslahatlarına uygulanması hedefiyle gerçekleştiğine inanırız. Tabii ki Müslüman ulema bu konuda görüş ayrılığı içindedir. Bir kesim neshin hiç vuku bulmadığını düşünmektedir. Başka bir grup ise neshin gerçekleştiğine inanmakta, ama çok sınırlı olduğunu belirtmektedir. Mesela Ayetullah Hoî (rh) sadece bir konuda (necva ayetinde) nesih bulunduğunu kabul etmektedir.

Ama müsteşrikler, Müslümanların Kur’an ayetleri arasındaki çelişkileri tevil etmeye çalıştıklarını ve Kur’an’daki çelişkileri izah etmek için neshi bir araç olarak kullandıklarını iddia etmektedir.

Kur’an ve Sünnet ahkamı arasındaki ihtilaf bahsini ve Kur’an ile fıkıh arasında farklılık tartışmasını da gündeme getirmişlerdir. Mezhep fakihlerinin fetvalarındaki ihtilaf hakkında şöyle demişlerdir: “Bu fakihler, müşküllerini halledebilmek için kimi etkenlerle Kur’an’da nesih düşüncesini icat ettiler.” Bunların Kur’an ve fıkıha dair iddiaları bâtıldır. Kâmil ve tahriften korunmuş bir metin olarak Kur’an’a pek inançları yoktur ve çoğu eserlerinde Kur’an’a kimi eleştiriler yöneltmişlerdir. Kur’an’ın üslubunu sorgular ve şöyle derler: “Kur’an’da ahenksizlik ve karmaşa vardır.” Böyle ifadeler kullanmaları, Kur’an’ın siyakına ve rivayetlere aşina olmamaları sebebiyledir. Hatta fıkhî hükümleri çıkarmak için müstakil ve birinci el kaynak olarak Kur’an’ın itibarından kuşku duymaktadırlar. Bizse daha çok fıkhımızı Kur’an’a borçluyuz. Bunlar fıkhı sorgulamak istediklerinde aslında Kur’an’ı sorgulamış oluyor ve Kur’an’ın güvenilirliği üzerinde kuşku yaratmak istiyorlar.

Hadisle ilgili olarak da mesela Goldziher şöyle demektedir: “Hadisin pek o kadar da güçlü ve açık bir yatağı yoktur.” Joseph Schacht da “Hadisin isnadı zaman içinde şekillenmiştir. Bundan dolayı sahih hadisi sahih olmayandan ayırt etmek mümkün değildir.” demektedir.

Sonraları bu yaklaşımlarda birazdan izah edeceğimiz değişimler meydana gelmiştir. Nesih meselesine ilişkin tartışmalarının da bazı sonuçları vardır. Mesela Kur’an metninin güvenilirlik ve sağlamlığı üzerinde kuşku, ilahî kelam olması ve ebediliğinde şüphe gibi. Bu tür yaklaşımlarda genel tavırları, Kur’an’ın evrenselliğinin sorgulanması şeklindedir.

Müsteşriklerin çalışmalarının bir dizi zaafı ve kuvvetli noktaları vardır. Dikkatsizlik ve meselelere yüzeysel bakış zayıf noktalar arasındadır. Mesela Nicholson, Kur’an’ı okuyan Avrupalıların, onu derleyenin sorunları böylesine muazzam biçimde ele almasındaki tereddüt ve ahenksizliğinden şaşkınlığa kapılmaktan kendini kurtaramayacağını söyler. Bill ve Nöldeke de bu tür tartışmaları ortaya atmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar