Açık Oturum: Müsteşriklerin Kur’an Çevresindeki En Yeni Görüşleri

04 December 2025 52 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 13

Artık şarkiyatbilimin eski ticari ve siyasi mahiyeti değişmiş ve şarkiyatbilim İslambilim olmuştur. Şarkiyatçılar Haçlı savaşlarından önce işte bu ikinci yüzyılda ortaya çıkmışlardır. Bu nedenle Dımeşkli Yuhanna hicri ikinci yüzyılda ve Emevilerin Şam’daki hükümet sisteminde, Beni Ümeyye devletinde kendini gösterdi ve İslambilimini başlattı. Yine orada İslam’a karşı iki kitap yazdı. Biri, “Müslümanlarla Münazara” adlı kitaptır. Diğeri ise “Müslümanlarla Konuşma ve Tartışmanın Yolları” isimli kitaptır. Aslında bu iki kitap onun, bu süre içinde gerçekleştirip Batılılara ve evanjeliklere takdim ettiği İslambilimi faaliyetinin ürünüdür. Bu tür faaliyetler Peygamber (s.a.a) hayattayken daha soluk şekilde görülüyordu. Peygamber’i (s.a.a) ve halifeleri görmek için Batıdan Doğuya yönelen Hıristiyan ve Yahudi toplulukların tamamı Batılıların şarkiyatbiliminin tezahürleridir. Mesela Necran Hıristiyanlarından bir grubun Peygamber’in (s.a.a) yanına gelmesi ve onlarla ilgili mübahale ayetinin nazil olması gibi. Özellikle halifeler devrinde İslam havzasına giriş yapan başka gruplar da böyledir. Tabii ki neticeler farklıydı. Bir grup geldiğinde tahkik yapıyor ve Müslüman oluyordu. Çoğu da olmuyor ve geri dönüp gördüklerini naklediyordu. Bazıları ise hasmane güdüyle bu tecrübeden İslam’a darbe vurmak için istifade ediyordu. İslam’ın zuhurundan Haçlı savaşları öncesine kadarki bu döneme şarkiyatbilimin ikinci devresi adını veriyorum. Bunu, daha önce bahsi geçen dört döneme eklemek gerekir. Böylece toplam altı dönemden oluşmaktadır.

Elbette ki Haçlı savaşları döneminde inancıma göre şarkiyatbilimin mahiyeti değişmiş ve askerî şarkiyatçılığ dönüşmüştür. Yani Batılılar askerî uzmanlarını Arap Yarımadası’ndaki askerî durumu incelemek ve stratejiyi öğrenmek üzere gönderdiler. Haçlı savaşlarından sonra şarkiyatbilim yeni bir motivasyon ve renk kazandı. Aslında Batı, İslam’ın zuhurundan beri dört yüzyıl İslam’a ve Doğuya karşılık verememiş ve düzenli olarak geri çekilmişti. Kitap yazıyorlardı ama kitaplarının İslam’a karşılık veremediğini görüyorlardı. Müsteşrik gönderdiler, fakat hiçbir şey yapamayacaklarını gördüler.

Bu müsteşriklerden birinin raporlarında şöyle geçer: “Batı, İslam’ı tanımak için ne kadar müsteşrik gönderdiyse hepsi Müslüman oldu ve orada kaldı.” Yani tam tersi bir sonuç elde ettiler. Bu durumda kültürel ve dinî bakımdan hiçbir şey yapılamayacağını gördüler. İslam’ın durmaksızın ilerlediğini anlamışlardı. Üstelik bu durum, İslam medeniyetinin dördüncü yüzyılından sonra görülüyordu. Özellikle de bütün ihtişamıyla Endülüs’te. Tarihte en büyük kütüphane dört milyon kitapla Endülüs’teydi. Bugün İran’daki büyük kütüphanelerin kitap sayısından yaklaşık dört kat fazla. İran’daki büyük kütüphanelerine ilişkin aldığım istatistik, bir milyondan az veya bir milyondan biraz fazladır. Batı başka çare göremeyince ve Hıristiyanlığın yokolmakta olduğunu görünce çaresizlik içinde savaşı tek yol olarak kabul etti. Bana kalırsa Haçlı savaşlarının temel nedeni buydu. Onlar, Hıristiyanlığın varlığını ve kendi hakimiyetlerini kurtarmak için ikiyüz yıl savaştılar. Bunda başarılı da oldular. Bu ayrı bir bahistir.

Haçlı savaşlarının sona ermesinin ardından şarkiyatbilimin bir sonraki devresi başladı. Batılılar İslam medeniyetine diz çöktürmeyi başarınca sıra Müslümanların bilimini Batıya aktarmaya gelmişti. Batı yüzyıllarca bilimden mahrum kalmıştı. Hem dinî ilim hem de dünyevî ilimden. Her iki bilimi de Müslümanların elinde buldular. Böylelikle tercüme hareketi başladı.

Şarkiyatbilimin dördüncü dönemi olan bu devresine tercüme hareketi ve Müslümanların bilim ve medeniyetinin Batıya intikali dönemi adını veriyorum. Bunun, bir dünya meseleyi içeren Müslümanların muazzam kütüphanelerin çalınması ve diğer haberlerle dolu çok ayrıntılı bir öyküsü vardır.

Avrupa’da bilimsel hareketin gözlendiği miladi onaltıncı yüzyıla kadar devam eden sonraki dönemlerde kanaatimce müsteşrikliğin bir sonraki devresi başlamış ve ondokuzuncu yüzyıla dek sürmüştür. Şarkiyatbilimin son devresi, şarkiyatçılığın bir parça bilimsel renk kazandığı yirminci yüzyıldadır. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ve yirminci yüzyılın başında gerçekten samimiyetle, gerçeği arayarak ve tarafsızlıkla gelen ve çok da iyi eserler ortaya koyan müsteşrikler görüyoruz. Bu müsteşriklerin attığı olumlu adımlar takdire şayandır. Ondört yüzyıl boyunca sergilenen ihanetlerin hesabı ise kendine aittir.

Müsteşriklerin Doğu ve İslam’a karşı tavrının ne olduğu, insaflı mı yoksa maksatlı mı davrandıkları sorusu aslında Sayın Şerifî’nin konuşması içinde belli ölçüde cevaplandı. Yani hizmetler ve ihanetlerden bahsettiler. Benim de girizgâh mahiyetindeki konuşmamda yeterince değerlendirilmiş oldu. Sonuç itibariyle cevabı bilimsel kategorilendirmeye dönüştüreyim ki zihinlerde kalıcı olsun.

Bana kalırsa temelde tarihteki şarkiyatbilim akımının tümü üç grup şarkiyatçıyı kapsamaktadır:

Birinci grup, insaflı ve hakikati arayan müsteşriklerdir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar