Hz. Ya’kub (a.s) genel olarak rüyanın tabirine işaret etti, sonra onu kardeşlerine açıklamamasını tembihledi. Sonra Kur’an-ı Kerim, Hz. Yusuf’un yaşamının ayrıntılarını anlatıyor, onun başına gelenlerden bahsediyor ve cazip bir üslupla ve sanatla tek tek sahneleri işliyor. Öyle ki muhatap, hikâyenin devamı için sabırsızlanır. Sonra hikâyenin sonunda, bu hikâyenin gerçek olduğuna ve ibret alınması gerektiğine işaret ediyor:
“Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.”
Bu hikâyenin bütün sahnelerinde çokça nasihat ve ibretli nokta vardır ama burada bunları zikretmeyeceğiz. Ancak aklı başında olan bütün muhatapların duyduğunda zihinlerinden geçecek olan genel çıkarım şudur: Eğer insan Allah’ın hâlis kulu olur ve kulluğunda bir an bile Allah’tan gaflet etmezse bütün sebepler onun yok olması ve zilleti için bir araya gelse de ona bir zarar gelmez ve de Allah hayatın bütün dalgalanmalarında ona yardımcı olarak hidayet eder.
3. Yolculuk ve seyahat: İbret verme üsluplarından bir diğeri yolculuk ve seyahattir. Önceki iki üslupta bahsedilen, ibretli cereyanların betimlenmesi ve beyan edilmesiydi. İşitme duyusu yoluyla muhatabı tefekküre zorluyordu. Ancak bu üslupta ibretli sahneler gösterilir, eğitilen bunları görerek düşünceye dalar ve bu sahnelerin sahiplerinin yaşamı, kudreti ve başlarından geçenler üzerinde düşünür. Bu üslupta eğitimci eğittiği kimseyi alır, zâlimlerin saraylarının viraneleri, sütunlar, mezarlar, dinî binalar, tasvirler, mağaralar, denizler ve karalar gibi geçmiştekilerden geriye kalan eserleri görmeye götürülür ki kendisi görsün ve düşünsün. Bu sahnelerden her birinin, karanlıklarının içinde binlerce dilleri vardır, sözler söylerler ve her akıl sahibini tefekküre zorlarlar.
Kur’an-ı Kerim birçok ayette bu üslup üzerinde durur. Bazen emir şeklinde insanları yeryüzünde dolaşmaya davet eder:
“De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” “…Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”
Bazen de kınama sorusuyla insanları bunu yapmaya davet eder. Diğer bir deyişle insanları, yeryüzünde dolaşmadıkları veya dolaştıkları halde gördükleri üzerinde düşünmedikleri için kınar:
“(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.”
Bu davetin gözettiği bazı mukaddes hedefler vardır ve muhtelif ayetlerde bunlara değinilmiştir. Bu hedefler arasında kalplerin uyanması, kudret, kuvvet ve maiyet açısından günümüz insanlarından üstün olan geçmiştekilerin akıbetinin idrak etmesi, günahkârların ve yalancıların akıbetinin, yaradılış âleminin niteliğinin ve onu yaratanın azametinin ve kudretinin idrak edilmesi vb. sayılabilir. Bunlardan her biri tek başına insanlara nasihat ve ibret vermek için yeterlidir.
b) İbretli konulara göre ibret verme üslupları
Beyan edildiği üzere ibret konuları ve kaynakları çoktur. Her olgu, ilahî ayetlerden bir ayettir ve bir mesaj taşır. İbreti gören bir göze sahip olan herkes, bu olgular arasından dersleri ve mesajları çıkarabilir. Bu yüzden bunlardan her birine dönüş ve eğitilenlerin teveccühünü buna yöneltme, ibret verme üsluplarından biri sayılabilir. Kur’an-ı Kerim kişilere ibret vermek için, onları muhtelif konulara başvurmaya yönlendirir. Konunun devamında bunların en önemlilerine değineceğiz:
1. Tarihe başvurma: Kur’an-ı Kerim’in insanlara ibret vermek için sunduğu konuların çoğu tarihtendir. Bazen İslam’ın ortaya çıkış tarihini, mesela Bedir Savaşı’nda olanları ve Allah’ın Müslümanlara yaptığı ilginç yardımları (Âl-i İmran, 13), Benî Nazîr’in Peygamber’le (s.a.a) olan anlaşmasını bozarak ona komplo kurması hikâyesini (Haşr suresinin ilk ayetleri) vb. anlatır, bazen geçmiş milletlerin ve kavimlerin tarihinden ve başlarından geçenlerden bahseder. Örneğin Nûh, Lût, Âd, Semûd, Benî İsrail, Ashab-ı Eyke, Seba ve diğer kavimlerin tarihinden söz eder. Nitekim bunlara Kur’an’ın muhtelif surelerinde değinilmiştir. Bazen de eski zamanlarda yaşamış belli şahsiyetlerin yaşamlarını beyan eder. Örneğin Kâbil, Kârun, Ebrehe, Nemrud, Bel’am Baura (A’raf, 175 ve 176) gibi kimselerin hikâyelerini anlatır. Bu cereyanların her birinde birçok dersler ve ibretler vardır ki görüş ve düşünce ehli bunları idrak edebilirler.