Genel bir bakışta ibret verme üsluplarını iki şekilde beyan etmek mümkündür. Biri beyan, anlatım ve sunum şekilleri itibarıyla ve diğeri ibretli konular itibarıyla.
a) Beyan, anlatım ve sunumların niteliği itibarıyla ibret verme yöntemleri:
1- Anlatılanlar ve bildirilenler şeklinde: Bu şekilde, Kur’an-ı Kerim tarih kesitlerine veya dünyanın yaradılışından sahnelere ve bunun şaşırtıcılıklarına işaret ederek bunları anlatıyor. Sonra muhatabını, ondan ibret almaya davet ediyor. Mesela Haşr Suresi’nde İslam’ın doğduğu tarihin bir köşesine işaret ederek, özetle Allah’ın Peygamber’ine (s.a.a) yaptığı yardımlardan birini anlatıyor:
“O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.”
Müfessirlerin söylediğine göre bu ayet ve sonraki ayetler, Medine sakini Yahudi kabilelerden Benî Nazîr’in ahdini bozmasıyla ilgilidir. Onlar Peygamber’le (s.a.a), Peygamber’in (s.a.a) lehine veya aleyhine bir girişimde bulunmayacaklarına dair anlaşma yapmışlardı ama ahitlerini bozdular ve onu katletmeye kalkıştılar. Allah Cebrail vasıtasıyla Peygamber’i bu komplodan haberdar etti. Peygamber (s.a.a) onları Medine’den çıkma veya savaşma arasında seçim yapma konusunda serbest bıraktı. Önce çıkmayı kabul ettiler ama münafıkların vesvesesiyle ve onların himayesine güvenerek kararlarını değiştirdiler ve savaşı kabul ettiler. Onlar hem kalelerinin sağlamlığına bel bağlamışlardı, hem de münafıkların kendilerini himaye etmesinden mağrurlardı. Bu sebeple Müslümanları yenme ve Medine’de kalma hayalleri kuruyorlardı. Ancak Allah onlara kalp yoluyla saldırdı. Onların kalbine öyle bir korku ve vahşet düşürdü ki kendi elleriyle kendi sağlam kalelerini harap ettiler ve zilletle Medine’den çıkarıldılar.
Ayet-i kerimenin alınmasını emrettiği ibret, Allah’ın kendi evliyasına yardım ve düşmanlarını zillete düşürme hususundaki kudretinin idrak edilmesidir. Bunu iki tarafın da tahmin edemeyeceği bir yoldan yapmıştır. Ne Müslümanlar, Benî Nazîr’in kendi sağlam kalesinden dışarı çıkacağını düşünüyorlardı, ne onların kendisi bu yenilgiye inanıyordu. Aksine sağlam kalelerinin, kendilerini ilahî öfkeye ve Müslümanların hamlesine karşı koruyacağına inanıyorlardı. Öyleyse hem Müslümanlar, hem de küffar, bu nusretten ve beklenmedik yenilgiden ders almalı ve hakikati idrak etmelidirler.
2. Hikâye şeklinde: Kur’an-ı Kerim’in muhataplarına ibret vermek için kullandığı üsluplardan biri, hikâye şeklinde anlatımdır. “Hikâye genel anlamıyla, belli matematiksel temel üzerine kurulu sanatsal bir iştir ve yazarı bir veya birkaç hadise, vaziyet, kahraman ve çevreyi anlatım, diyalog veya her iki dili kullanarak yaratır.” Hikâye dili, yazarın kendi maksadını daha sade ve daha açık anlatabildiği bir dildir. Aynı zamanda muhatabını dolaylı olarak özel bir hedefe doğru hidayet ve irşad eder. Kıssa ve hikâyede mühim olan nokta, her hikâyenin kendine has inceliğinin ve letafetinin olmasıdır. Hikâyenin sunum biçimi kıssa yazarının, muhatabının ruhiyesine ve temayüllerine dair bilgisine dayanır. Bu bilgi ne kadar fazla olursa hikâye sahnelerini kurgulama ve kahramanlarını tanıtmadaki mahareti ve hüneri o kadar fazla kendini gösterir. Kur’an-ı Kerim insana dair derin bir bilgiye sahip olduğundan, güzelce bu işin uhdesinden gelmiştir. Bu konu kendi yerinde beyan edilmelidir.
Kur’an hikâyeleriyle ilgili çok önemli olan ve bu hikâyeleri beşerî hikâyelerden farklı kılan bir diğer nokta, onların gerçek olmasıdır. Kur’an tarihî hakikatleri hikâye şeklinde beyan eder:
“Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz…”
Oysa beşerî hikâyeler ya tamamen hayalî ve kurgusaldırlar veya hayal ve gerçeğin karışımıdırlar.
Her halükârda Kur’an-ı Kerim bazen bütün ayrıntılarıyla beraber hikâye anlatmaktadır, bazen de bir olayın bazı sahnelerine veya bölümlerine işaret etmektedir. Örneğin Hz. Yusuf’un (a.s) hikâyesi, Kur’an’ın muhataplarına ibret verme hedefiyle anlattığı uzun hikâyelerden biridir. Surenin başlarında Allah, Peygamber’ine (s.a.a) en güzel hikâyeleri anlattığını buyuruyor:
“Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.”
Sonra Yusuf’un (a.s) rüyasıyla hikâyeyi başlatıyor. Bu, onun çocukluğunda gördüğü ve babasına anlattığı bir rüyadır:
“Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya’kub’a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.”