Bununla birlikte Teşeyyu'nun asli akımı, yani İmam Seccad'ın (a.s) ashabı arasında Mehdîlik hakkında pek bir konuşmaya rastlanmamaktadır. Bu da onların bahsi geçen sapmadan selamette kaldıklarını göstermektedir. Bir nakilde geçtiğine göre Ebu Halid Kâbilî, İmam Zeynulabidin'den (a.s), Allah'ın Rasulullah'tan (s.a.a) sonra itaat ve dostluğu vacip kıldığı İmamları kendisine tanıtmasını istedi. O büyük şahsiyet de ona, Emirulmüminin'den (a.s) başlayıp İmam Sâdık'a (a.s) kadar İmamların adını tek tek saydı. Sonra Ebu Halid'in sorusu münasebetiyle söz, İmam Sâdık'ın “Sâdık” şeklinde lakaplandırılması nedeniyle Cafer-i Kezzab'a ve İmam-ı Zaman'ın (a.f) gaybet dönemine geldi. İmam Seccad (a.s), Onikinci İmam (a.f) ve onun gaybeti konusundan bahsetti. Hazret (a.s) başka bir rivayette imametin kıyamete kadar İmam Hüseyin'in (a.s) neslinden yürüyeceğini belirtmiş ve Kâim'in (a.f) iki gaybet geçireceğini haber vermiştir. Bazı rivayetlerde de İmam Zeynulabidin'in (a.s) ashabından Said b. Cübeyir, Amr b. Sabit ve Sabit Sumâlî gibi bazılarıyla vadedilen Muntazır (a.f) hakkındaki konuşmaları anlatılmıştır.
Dolayısıyla bu dönemde İmamiyye Şiası cereyanının, İmam Seccad'ın (a.s) tedbir ve kılavuzluğuyla Kisaiyye fitnesinden emniyette kaldığı görülmektedir. Ama genel olarak Şia akımı içindeki bu yanlış mukayese Şiiler arasında ilk siyasi-itikadi ayrışmanın meydana gelmesinin mayasını oluşturdu. Tartışmanın odağında Mehdîlik meselesi vardı.
İmam Muhammed Bâkır'ın İmameti Döneminde Mehdîlik
İmam Bâkır'ın (a.s) asrında Mehdîlik mevzusu Şiî toplumunun ciddi ilgi odağı olmuş ve bu ilgi sonraki İmamların döneminde de devam etmiştir. Kisaiyye akımı, Hazret'in (a.s) döneminde de faaldi.
O dönemin siyasi olayları, bazı Şiilerin bilgi zaafiyeti ve vadedilen Mehdi'nin bazı kimselere tatbik edilmesine sebep olan sapkınların propagandaları bu devrenin ciddi konuları arasındadır. Bir nakilde geçtiğine göre Hannan b. Sedir İmam Bâkır'a (a.s) sordu: “Muhammed b. Hanefiyye imam mıydı?” İmam (a.s) cevap verdi: “Hayır. Ama mehdiydi.” Hannan sonraları sapkın Vâkıfe akımına katıldı. Eğer yukarıdaki nakil sahihse, Muhammed'in imameti reddedildiğine göre onun “mehdi” olarak adlandırılması kelimenin lugat manasında, yani yol gösteren kılavuz anlamında kullanıldığı ve vadedilen Muntazır'ın (a.f) kastedilmediği anlaşılmaktadır. Aksi takdirde onun imameti reddedilmezdi.
Bir taraftan Emeviler hükümetinin zayıflaması, diğer taraftan Alevilerin kıyamları bazı Şiileri, İmamların (a.s) kıyamı ve Peygamber (s.a.a) hanedanının hükümetine dönüş için şartların uygun olduğu düşüncesine sevketti. Mehdi'nin vasıflarına ve kıyamının şartlarına aşina olunmaması bazen bu öğretinin yanlış tatbikin yol açıyordu.
Abdulhamid Vâsıtî, İmam Bâkır'a (a.s) dedi ki: “Fereci beklemek için çarşımızı terkettik.” Hazret, ümit manasında ona sabrı emretti. Bu tür nakiller, Şiilerin vadedilen Mehdi'nin (a.f) zuhuru için ciddi beklenti içinde olduğunu göstermektedir. Bu da, Şiilerin Mehdîlik öğretisine ilke olarak aşina bulunduklarını ama detaylarına pek vakıf olmadıklarını göstermektedir. Hazret'in ashabının zuhurun zamanı hakkındaki sorularından da o dönemde insanların ve ashabın ferecin beklentisi içinde olduğu anlaşılmaktadır. İmam (a.s) ise onları sabra ve beklemeye çağırdı, zuhur için vakit belirlemedi ve Kâim İmam'ın (a.f) kıyamı için vakit tayin edenleri de yalancılıkla suçladı.
Abdulgaffar b. Kasım şöyle der: İmam Bâkır'ın (a.s) yanına gittim. Ashabından bir grup da huzurundaydı. Bazı meseleleri sordum ve cevabını aldım. Sonra dedim ki: “Ey Allah Rasülü'nün evladı, annem babam sana feda olsun, yaşlandım, ama hâlâ sizi zulüm ve adaletsizlik altında görüyorum. Her gün kendime Kâiminizin bugün yarın kıyam edeceğini söylüyorum.” [İmam] buyurdu ki:
“Ey Abdulgaffar, Kâimimiz, benim neslimden yedinci evlattır. Şimdi onun zuhur zamanı değil.”
Hazret rivayetin devamında Peygamber'den (s.a.a), imamların sayısının İsrailoğullarının nakipleri sayısınca oniki olduğunu, İmam Hüseyin'in (a.s) neslinden dokuzuncu evladın onların Kâim'i olacağını ve yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracağını nakletti.
Kumeyt b. Ebi Müstehil, İmam Bâkır'ın (a.s) yanında Ehl-i Beyt'i (a.s) öven şiirler okudu. Şiirlerin sonunda “Mehdiniz ne zaman gelecek?” sözü ortaya atıldı. Hazret “Yakında inşaallah.” buyurdu. Sonra şöyle dedi: “Kâimimiz, Hüseyin'in neslinden dokuzuncu evlattır. Zira İmamlar, Allah Rasülü'den (s.a.a) sonra oniki kişidir.” Kumeyt, İmam'a onların adlarını sordu. İmam Bâkır (a.s) İmam Askerî'ye (a.s) kadar tek tek isimlerini saydı ve şöyle buyurdu: “O, yeryüzünü adaletle dolduracak ve Şiilerimizin kalbine şifa verecek Kâim'in babasıdır.” Kumey sordu: “Ne zaman zuhur edecek?” Hazret şöyle buyurdu: “Zuhurunun zamanı, tıpkı kıyamet gibi ansızın gelecektir.”