Allame Tabâtabâî’nin Bakışından İslam Medeniyetinin Özelliklerinin Tahlili

04 December 2025 44 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 11

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” (4/Nisa, 29).

Allame Tabâtabâî, başka birinin malları üzerindeki tüm kontrollerin “اکل”nin örnekleri olduğunu savunmaktadır. İnancı şudur: Mallar üzerindeki sözkonusu kontroller bir tür mallara musallat olmaya tabidir. Mallar üzerinde “اکل فلان المال” çerçevesiyle ortaya konabilen kontroller grubudur bu. Bir tür musallat olma ile içiçe başkalarının o mallar üzerindeki hakimiyetini kesip atmaktır.

Bundan dolayı aralarında faiz, kumar ve ketreli muamelenin de (tarafların veya bir tarafın ne verdiğini ve ne aldığını bilmemesi) bulunduğu her bâtıl mal, karaborsacılık ve isti’sar işlemini de kapsamaktadır. Bu da toplumun sütunlarının yıkılmasına sebep olarak toplumun parçalarının darmadağın olmasına ve o toplumun ürettiği medeniyetin ve insanların ortadan kalkmasına yol açacaktır. (Tabâtabâî, a.g.e., c. 1, s. 417-418).

Sonuç olarak yanlış toplumsal ve kültürel gelenekler toplumların medenileşmesinin önünde engel görülmektedir. Bu, kültürel, iktisadi vs. ilerlemeler karşısında ve insanların hayat şartlarının daha da iyileştirilmesi önünde set oluşturarak gerçekleşmektedir. Böyle bir kötü etki nedeniyle de ayetlerde, rivayetlerde ve Müslüman müfessirlerin görüşünde bu tür geleneklerle mücadele öne çıkmaktadır.

4.6. Sosyal Birlik

Medeniyetlerin ortaya çıkışı ve medeni toplumların temelinin güçlenmesinde etkili olan diğer bir önemli özellik, dayanışma ve sosyal birliktir.

Birlik ve tek parça olma hali, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) davetinin başlangıcından itibaren İslam’ın ilgi konusu olmuştur. Kur’an-ı Kerim çok sayıda ayette Müslümanları birlik ve uyuma çağırmaktadır. Çeşitli ifadelerle bu önemli konu üzerinde durulmuştur.

“واعتصموا” (3/Âl-i İmran, 103), “آل اصلحوا” (49/Hucurat, 9-10), “رابطوا” (3/Âl-i İmran, 200), “تعاونوا” (5/Maide, 2), “السلم” (2/Bakara, 208), “اصلاح بین الناس” (4/Nisa, 114), “الّف بین قلوبکم” (3/Âl-i İmran, 103), “امه واحده” (21/Enbiya, 92), “اخوت” (33/Ahzab, 5), “موّدت” (9/Tevbe, 11) gibi ifadeler. Bu kelimelerin anlamı, doğrudan veya dolaylı olarak İslam toplumunda birliğin büyük önemine ve yüksek yerine delalet etmektedir.

Kur’an “tevhid”i eksen alarak herkesi Allah’la irtibata veya Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaya çağırmaktadır:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.”  (3/Âl-i İmran, 103).

Allame Tabâtabâî, ayette geçen “vahdet”e şöyle anlam vermektedir: “Bu ayet entegre topluluğun hükmüne itiraz etmektedir. Bunun nedeni de ‘جَميعاً’ ve ‘وَ لا تَفَرَّقُوا’ buyurulmasıdır. Öyleyse bu iki ayet, bireye Kitap ve Sünnet’e yapışma talimatı vermesinin yanısıra İslam toplumuna da Kitap ve Sünnet’e sarılmayı, dinî ilerlemeyle birlikte hareket eden bir toplum olmayı emretmektedir.” (Tabâtabâî, a.g.e., c. 3, s. 369).

Allame Tabâtabâî, toplumda Müslümanların vahdetinin önemi ve İslam medeniyetinin gelişmesindeki etkisi üzerine Hârûn: “Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum” dedi.”  (20/Taha, 94) ayetinin izahında şöyle yazar:

“إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرائِيلَ وَ لَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي” ayeti, örtülü bir meselenin gerekçelendirilmesidir. Bunun sebebi kelamın buna delil oluşturmasıdır. Meseleden anlaşılan şudur: Eğer iş nereye varırsa varsın buzağıya tapınmayı önlemek isteseydim ve buna direnseydim bana küçük bir azınlık dışında kimse itaat etmezdi. Bu da İsrail oğullarının iki gruba bölünmesine sebep olurdu. Biri mümin ve itaatkâr, diğeri ise müşrik ve isyankâr. Bu ikiye bölünme hali de birliklerinin ortadan kalkmasına yol açardı. Görünüşteki ittifak ve birlikleri, yerini tefrika ve ihtilafa bırakırdı. Hatta iş birbirini öldürmeye bile varabilir ve o çağdaki medeniyetin zayıflamasına neden olurdu. Bu nedenle bana verdiğin ıslah talimatını düşündüm. Demiştin ki: “أَصْلِحْ وَ لا تَتَّبِعْ سَبِيلَ الْمُفْسِدِينَ” Sonra geri döndüğünde kavminin düştüğü tefrika ve ikiye bölünmüşlüğü görmenden ve “فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرائِيلَ وَ لَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي”, “Talimatıma uymadın ve İsrail oğullarının arasına tefrika soktun” demenden korktum. (Tabâtabâî, a.g.e., c. 14, s. 193-194).

Allame’nin “sosyal topluluklarda ve İslam medeniyetinde birliğin zarureti” görüşünü açıklarken dinî meselelerde sosyal görüşün zorunluluğuna da değinmek gerekir. Onun görüşüne göre Kur’an ve Sünnet her konuda söz söylemektedir. Bireysel boyutun yanında toplumsal boyut da vardır ve Müslümanlar her yerde, her konuda Kur’an ve Sünnet’in görüşünü açıklamak ve bu iki kaynakla irtibatlı olarak görüş bildirmekle, onun toplumsal boyutuna dikkat etmekle ve bu boyutu kesinlikle korumakla görevlidir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar