4- Bağdat’ın Düşmesinde Nasıruddin Tusî’nin ve Şiilerin Rolü Efsanesi

04 December 2025 33 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 8

Riyad'daki Kral Suud Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Sad b. Huzeyfe el-Gamidî, üçüncü baskısı 2004 yılında yayımlanan Sukutu'l-Devleti'l-Abbasiyye ve Devru'ş-Şia beyne'l-Hakikat ve'l-Evham adında bir kitap yazmıştır. Kitabın ana konusu Bağdat'ın Moğollar tarafından fethedilmesinin nedenleridir. el-Gamidî'ye göre Abbasî hilafetinin yıkılmasının asıl nedeni devlet içerisinde ortaya çıkan gerilemedir. Abbasî Devleti'ni yıkılışa götüren de işte bu gerilemedir. (bkz. s. 17) el-Gamidî Moğolların İslam ülkelerinde yaptıkları savaşlar hakkında geniş bilgiler verdikten sonra Irak'ın ve Bağdat'ın sukutu meselesi üzerinde durur. Kitabın sonlarına doğru Bağdat'ın düşmesinde Şiîlerin rolü konusuna girer (s. 330 vd.)

Sünnî kaynaklarda Şiîlerin Moğollarla işbirliği yapmakla suçlandığını hatırlatan el-Gamidî şunları yazar: “Modern kaynaklarda da aynı suçlamalar dile getirilmektedir. Ancak şu soruyu sormak gerekir: Acaba Hülagu'nun Sünnî Müslümanlara karşı Şiî Müslümanların desteğine mi ihtiyaç duymaktaydı? Gerçek şu ki Moğol güçleri otuz sekiz yıl boyunca Abbasî topraklarına saldırmış, Bauka, Hankin ve Samirra'ya kadar varmışlardı. Önceki bölümlerde Abbasîlerin ne kadar büyük bir zaaf içerisinde olduklarından söz etmiştik. Şiî olsun Sünnî olsun Hılle sakinleri Moğollarla görüştüler. Teslim olmaktan başka bir çareleri olmadığının bilincindeydiler. Böyle yapmasalardı öldürülmeyi ve yok olmayı göze almaları gerekecekti. Nitekim binlerce Iraklı öldürülmüştü. Ayrıca kardeşi Mengü Han Hülagu'ya Bağdat'ı tasarrufu altına almasını emretmişti. Dolayısıyla Hülagu'nun Sünnî veya Şiî kimsenin yardımına ihtiyacı yoktu. Abbasîlere saldırmak için kimsenin tavsiyesine veya kışkırtmasına, ezcümle Şiîlerin yol göstericiliğine ihtiyacı yoktu. Hülagu bu tür tavsiyelere itimat etseydi kendisine tavsiyede bulunanın itikadî mezhebini kabul ederdi. Oysa onlar Allah'ın Cengiz Han'ı ve hanedanını yönetici olarak seçtiğine inanıyorlardı. Her halükarda kanaatimizce bu Müslüman fırkanın (Şia'nın) Abbasî hilafetinin yıkılmasında rol üstlendiklerini gösteren deliller yoktur diyemesek de onların Bağdat'ı savunmada işbirliği yapmadıklarını gösteren deliller de yoktur. Ayrıca Moğollar Bağdat'a girdikten sonra şehrin bütün mahallelerine saldırdılar ve mezhep farklılıklarına teveccüh etmeden herkesi öldürdüler.” (s. 332-333)

el-Gamidî, İbn Alkamî'nin rolü hakkında söylenenleri ele almış ve Şiîler ile Sünnîler arasındaki düşmanlığa değinerek nakledilen rivayetlerin bu düşmanlığın bir neticesi olduğu sonucuna varmıştır. Ona göre muahhar tarihçiler birer ikişer cümle ekleyerek tartışmayı alevlendirmişlerdir. Daha sonra Şiîlerin suçlandığı rivayetleri tek tek nakletmiş ve tenkit etmiştir. el-Gamidî'ye göre İbn Alkamî'nin Moğollarla yazıştığına dair rivayetler asılsızdır; çünkü bu rivayetler olaydan onlarca yıl sonra yaşamış Sünnî tarihçilerce nakledilmiştir. (s. 336)

Yazarın Şiîlerin Moğollarla işbirliği yaptığına dair rivayetleri nakleden kaynaklar hakkında dikkat çektiği bir husus, bu kaynakların birbirlerinden ilavelerle alıntı yaptıklarıdır. Bunlar tarihî gerçekler olmaktan çok bir avuç dedikodudur. Yazar bu rivayetlerin nakledildiği kaynakları listelemiş ve müelliflerin o dönemde Mısır'da yaşan Hıristiyan el-Amid'in vezir İbn Alkamî'nin Moğollarla işbirliği yaptığına dair rivayetini naklettiklerini yazmıştır. el-Gamidî şöyle yazar: “el-Amid duyduğu dedikoduları nakletmiştir. Nakillerinde ‘denilir ki' ifadesini kullanması da bunun göstergesidir.”

el-Gamidî'ye göre bu konuda çalışan şarkiyatçılar da bu tür kaynakların etkisinde kalmışlardır. Bununla birlikte İbn Tiktika gibi bazı tarihçiler İbn Alkamî'yi müdafaa edip suçlamaları inkâr etmişlerdir. Yazar, bu tür araştırmalarda gerçeğe ulaşmak için mezhep taassubundan uzak durulması gerektiğinin altını çizmiştir. Ona göre başta Cüzcanî olmak üzere İbn Alkamî'yi suçlayan tarihçiler mutaassıp Sünnî tarihçilerdir. (s. 342)

Ayrıca suçlama rivayetleri Iraklı tarihçilerce nakledilmemiştir; bu rivayetler hep Irak dışında yazılan kaynaklarda yer almaktadır. Mesela Cüzcanî İranlı'dır ve olay vuku bulduğunda Delhi'de ikamet etmektedir.

Öte yandan saldırı emrini veren Mehgü Han'dır. Dolayısıyla saldırının hükümette görevli olan biriyle ilgisi yoktur.

Moğollar Müslüman olmadıkları, dolayısıyla Sünnî ve Şiî Müslümanlar arasında herhangi bir ayrım gözetmedikleri ise bir başka husustur. Nitekim Moğollar Bağdat'a girdiklerinde Şiî ve Sünnî ayırmaksızın katliam yaptılar.

Son olarak Moğolların gücünü bilen vezirin Abbasî halifesine Hülagu'ya teslim olmasını tavsiye etmesi çok doğaldır. Karşı tarafta ise Moğollara karşı konulmasını isteyen Devatdar vardı ve vezir hakkındaki dedikoduların kaynağı da oydu. Suçlayıcı rivayetleri ortaya çıkaran ve bu rivayetlerin kaynaklarda yer almasını sağlayan Şiî düşmanlarının eline düşen Devatdar'dır. (s. 347)

***

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar