4- Üstad Mutahharî’nin Düşüncesinde Mehdeviyet ve İntizâr

04 December 2025 36 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 8

Genel olarak tarihin hareketi tekâmülî olsa da bu tekâmül cebrî ve şaşmaz değildir. Yani bu, her toplumun her tarih merhalesinde muhakkak bir önceki merhalesinden daha kâmil olacağı anlamında değildir. Bu hareketin temel etkeni insandır; insan da ihtiyar sahibi, özgür ve seçici olduğundan, tarihin kendi hareketinde dalgalanmalar vardır. Fakat genelinde bir tekâmül çizgisi üzerinde ilerlemiş ve ilerlemektedir (Mutahharî, 1371, s. 47 ve 48).

Diğer bir deyişle insanın özelliklerinden biri bireysel, sınırlı ve geçici şeylerden başka bir hedefi olmayan aşağıya doğru meyilli içgüdüleriyle bireysellik sınırından çıkıp bütün beşeri kapsamak isteyen yukarı doğru meyilli içgüdüleri arasındaki içsel tezadıdır. Eskilerin akıl ve nefis arasındaki savaş diye nitelendirdiği insanın bu içsel tezadı ister istemez insan güruhları arasındaki savaşa da yansımaktadır. Yani kemâle ulaşmış ve manevî özgürlüğe kavuşmuş insanlarla aşağılık ve hayvan sıfatlı insanlar arasındaki savaş ki Kur’an-ı Kerim bu savaşın başlangıcını Âdem’in iki oğlu Habil ile Kabil hikâyesine yansıtmıştır (a.e.: s. 38 ve 39).

Geçmiş tarihte ve gelecekte insan savaşları giderek inanca ve gidilen yola göre şekillenmiş ve şekillenmektedir. İnsan zamanla insanî değerler açısından kendi kemâl merhalelerine, yani ideal insan ve ideal toplum merhalesine yakınlaşmaktadır. Böylece nihayetinde hükümete ve adalete, yani İslamî tabirde Mehdi hükümeti diye adlandırılan insanî değerler hükümetine dâhil olacak, bâtıl, hayvan tabiatlı ve bencil güçlerin hükümetinden geriye biz iz kalmayacaktır (a.e., s. 44).

İlginç olan nokta şudur; bazı hadislere göre Mehdi’nin (a.f) kıyamı saidin ve şakinin kendi nihayetlerine ulaştıkları zamanda gerçekleşecektir (a.e., s. 66). Yani tarihin bu hareketi ilerledikçe hem şaki daha şaki olacaktır, hem de said daha said olacaktır. Hak ve bâtılın nihaî kıyamına da ancak böyle bir toplum zemin hazırlayabilir.

8. Gaybe ve Gaybî Yardımlara İman

Hak ve bâtılın savaşında gaflet edilmemesi gereken çok önemli bir nokta, dünya nizamının ahlâkî nizam olduğudur. Dinî açıdan dünya, iyi ve kötü amellere aynı tepkiyi veren bir yer değildir. Bu da kendisinden gaybî yardımlar unvanıyla bahsedilen şeydir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:

“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.” (Muhammed (47)/7)

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.” (Talak (65)/2)

“Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler.” (Enfal (8)/65)

Bunların hepsi dünyaya hâkim olan dengelerin, gözle görülen maddi ve sıradan dengelerden çok fazla olduğunu bize anlatır. Bu önemli dengelerden biri, hak ve bâtılın nihaî savaşı için Hz. Mehdi’nin (a.f) gelmesidir. Şehid Mutahharî’nin tabiriyle:

“Ayetlerden ve rivayetlerden anlaşıldığına göre beklenen Mehdi’nin (a.f) kıyamı, dünyanın başlangıcından beri süren hak ve bâtıl savaşlarının son halkasıdır (Mutahharî, 1371: s. 68).”

Bu, hak ehli cephesinin gaybî yardımıdır. Kur’an-ı Kerim mantığında dikkate almamız gereken, gaybî yardımların bizim çabalarımızla ve hareketimizle çelişmediği, esasında ancak çabalarsak yardımın bize yetişeceği noktasıdır. Eğer Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder. “Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.” (Enfal (8): 17) ayetinde sen bir kenarda oturmuştun, gaybdan bir ok geldi ve düşmana saplandı buyurmuyor; senin fırlattığın oku biz hedefe sapladık, sen kendi başına olsaydın o okun hedefe saplanıp saplanmayacağı belli değildi, buyuruyor.

9. Mehdi’nin Kıyamından Sonra

Mehdeviyeti tanımak için gerekli olan son nokta, Mehdi (a.f) hükümetinin, insanın temel hareketinin başlangıcı olduğunu bilmektir, işin sonu değil. Bu İslamî ideallerin en mühim güzelliğidir. Şehid Mutahharî’nin tabiriyle bütün ekollerin, idealleri gerçekleştiğinde işleri biter ve ölürler. Ancak bâtılla savaşlarını tamamlayan bir insanın gözünün önünde “Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!” (Bakara (2)/148) emri kendini gösterir. O noksanlıkları bertaraf etmiş, yukarı doğru hareketinin henüz başındadır, yukarı çıkmalıdır. Bu hareketin sonu ve nihayeti yoktur. Ne kadar yukarı çıksa, varlık âleminde daha da yukarı çıkma imkânı vardır (Mutahharî, 1372 a, s. 57 ve 58). Belki de zuhur asrında insanların ilmî ve manevî açıdan fevkalade gelişim göstermelerinin felsefesi işte bu noktadır.

2. Bölüm: İntizârın Niteliği ve Bizim Vazifemiz

Mehdi’nin (a.f) inkılâbının beşer tarihinde büyük bir değişim olduğunu söyledik. Tarihsel değişimler hususunda iki tür görüş vardır, her ikisinde de intizâr kendine has bir mana taşır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar