4- Üstad Mutahharî’nin Düşüncesinde Mehdeviyet ve İntizâr

04 December 2025 36 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 8

Bir görüşe göre tarihsel değişimlerin kriterleri yoktur, varsa da insan iradesinin onun üzerinde bir rolü yoktur; tarihin gidişatına göre bir cebir hâkimdir. Tarihsel değişimlerin kriterleri olmadığına inanan bir kimse, bu değişimlerin tanınamayacağını kabul etmelidir. Öyleyse Mehdi’nin (a.f) kıyamı da tahlil edilemez. O zaman intizâr, acayip ve garip bir olayın olmasını ve gaipten bir elin gelip bir şey yapmasını beklemektir. İşte burada zuhur hadisleriyle ilgili yanlış tevillerin kapısı açılır ve hatta bazıları şöyle derler: Mehdi’nin gelmesi için dünyanın zulümle dolması gerekir, öyleyse biz de zulmün yayılmasına yardım edelim. Değişimlerin kriterleri olduğuna ancak insan iradesinin bunlar üzerinde bir rolü olmadığına inanan kimsenin de şunu söylemekten başka bir çaresi yoktur: Bir şey yapılamaz, yapılabilecek tek şey bu cebrî seyir üzerinde hareket etmektir. Yine bu mantıkta ıslahatlar reddedilir. Bu görüşün yaklaşımına göre de Mehdi kıyamının salt patlayan bir mahiyeti vardır ve sadece ve sadece zulümlerin ve ayrımcılığın yayılmasıyla gerçekleşir. Düzelme sıfır noktasına vardığında, Hakk’ın ve hakikatin hiç taraftarı kalmadığında, meydanda yalnız bâtıl kaldığında bu patlama gerçekleşecek ve gayb eli hakikati kurtarmak için (hakikat ehlini değil, çünkü hakikatin taraftarı kalmamıştır) yenden dışarı çıkacaktır (Mutahharî, 1371: s. 56-64).

İkinci görüş şöyledir: Tarihsel değişimlerin kriterleri vardır ve insan iradesinin de bunlar üzerinde rolü vardır. Aslında birinci bölümde bu görüşün temellerini beyan ettik. Bu görüşte de iki türlü tasvir vardır. Dr. Şeriatî ve Üstad Mutahharî’nin intizar meselesine dair görüş farklılıklarını belki de bu noktada görmek mümkündür. Bir tasvir egzistansiyalisttir (varoluşçudur) ki bu tasvirde insan iradesinin çok önemli bir rolü vardır ama insan ötesi bir hedefi kabul etmez. İnsanın kendisine bir hedef yaratması gerektiğine inanır (Mutahharî, 1372 a: s. 46-51). Aslında onlara göre insan ötesi bir hedefi kabul etmek ve insanın o hedef yönünde hareketi, kendine yabancılaşmayı beraberinde getirir. Öyleyse insan için önceden hiçbir hedef belirlememek gerekir, herkesin kendi istediği hedefi seçmesi ve o yöne doğru hareket etmesi gerekir. Bu tasvire dair sorunlar, önceki görüşe dair olan sorunlardan daha çok olmasa da daha az da değildir. En önemli sorunu, değer yaratmanın tam anlamıyla manasız bir söz oluşudur. İnsanın, karşısında bir hedefi olduğunu farzetmesi, sonra bu farazi hedefe ulaşmak için o yönde hareket etmesi gerçekten makul mudur? Bu, putu kendileri yapıp sonra o puta tapanların yaptığına ya da kendisini rahatsız eden çocuklara, onlardan kurtulmak için “Yukarı sokakta helva dağıtıyorlar” deyip çocuklar o yöne koşmaya başlayınca kendi kendine “Belki de helva dağıtıyorlardır” diyerek o yöne doğru giden saf adamın hikâyesine benzemektedir. Farazi bir hedefin anlamı yoktur, hedef gerçek olmalıdır. Aynı zamanda insanın kendi varlığının derinlerinden kaynaklanmalıdır. Öyle ki ona doğru hareket, kendine doğru bir kemâl hareketi telakki edilmelidir, kendine yabancılaşmaya doğru bir hareket değil. Her halükârda bu tasviriyle intizâr, her duruma karşı sürekli bir itiraz anlamındadır ve inkılabın asaletini gerektirir. Yani özel ve belirli hiçbir hedef kabul edilmezse, o zaman insan her haliyle muteriz olmalıdır ve bazılarının kabul ettiği hiçbir hedefi kabul etmemelidir. Zira artık intizâr sona erecektir. Göründüğü kadarıyla Dr. Şeriatî’nin İntizâr, İtiraz Mektebi adlı kitabı da böyle bir temele dayanmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar