Bir müddet sonra Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) iyileştiler. Sabah olunca adaklarını yerine getirmeye niyet ettiler ancak evlerinde yiyecek olarak bir şeyleri yoktu. Bunun üzerine Ali (a.s),yün işiyle uğrayan Şem’un adındaki Yahudi komşusunun yanına giderek: “Bana biraz yün verebilirsen Muhammed'in (s.a.a) kızı onu üç ölçek karşılığında senin için eğirir” dedi.
Şem’un bunu kabul ederek bir miktar yün ve üç ölçek arpa verdi. Hz. Ali (a.s), bunu Hz. Fatıma’ya (s.a) söyleyince o da kabul eti. Hz. Fatıma (s.a) yünün üçte birini eğirdikten sonra arpanın bir ölçeğini öğütüp 5 tane ekmek pişirdi; herkes için bir ekmek.
Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. İftar edecekleri zaman bir miskin kapılarında durdu ve şöyle seslendi: “Selam olsun size ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti! Bana yediğiniz yemekten veriniz ki Allah da cennet yemeklerinden yedirsin size” dedi.
Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa miskine verdi. O gece sudan başka bir şey tatmadan aç uyudular.
Ertesi gün Hz. Fatıma (s.a), yünün ikinci üçte birini eğirdikten sonra arpadan bir ölçek daha öğütüp 5 tane ekmek pişirdi. Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. Hz. Ali (a.s) iftar etmek için ilk lokmayı eline alınca Müslüman bir yetim kapılarında durdu ve;
“Selam olsun size ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti! Bana yediğiniz yemekten veriniz ki Allah da cennet yemeklerinden yedirsin size” dedi.
Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa yetime verdi ve o akşamı da sudan başka hiçbir şey tatmadan aç geçirdiler.
Ertesi sabah olunca Hz. Fatıma (s.a), kalan son yünü eğirdikten sonra arpanın son ölçeğini de öğütüp 5 tane ekmek pişirdi. Hz. Ali (a.s), akşam namazını Peygamber’le (s.a.a) kıldıktan sonra evine döndü. Hz. Ali (a.s) iftar etmek için ilk lokmayı eline alınca Müşrik bir esir kapılarında durdu ve şöyle seslendi: “Ey Muhammed’in (s.a.a) Hanedanı! Bizi esir alıp sonra da yemek vermeyecek misiniz?!” dedi.
Hz. Ali (a.s) elindeki lokmayı bıraktı ve sofrada ne varsa esire verdi. O gece de hepsi aç uyudu. Sabah oruçlu değillerdi ama evlerinde de yiyecek bir şeyleri yoktu."
Şuayb, kendi hadisinde der ki:
"Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin’i (a.s) Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına götürdü. Allah Resulü (s.a.a),her ikisinin de açlığın şiddetinden civcivler gibi titrediklerini görünce: “Ey Ebu’l Hasan! Siz de gördüğüm bu hal beni o kadar çok üzüyor ki!” diye buyurdu.
Sonra hep birlikte Hz. Fatıma’nın (s.a) yanına gittiler. Kızı Fatıma’yı (s.a) mihrabında açlıktan karnı vücuduna yapışmış ve gözleri çukurlaşmış halde gören Allah Resulü (s.a.a) onu bağrına bastı ve buyurdu: “Sizi bu halde görmek bana çok ağır geliyor.”
Bu esnada Cebrail geldi, “Ey Muhammed! Al Allah’ın ev halkın için hazırladığı şeyi” dedi.
Allah Resulü (s.a.a) ne olduğunu sorunca Cebrail insan suresini okumaya başladı;
« İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. … Onlar, kendileri sevip istedikleri halde yoksula, yetime ve esire de yemek verirler…»
Hasan b. Mehran kendi hadisinde şöyle demiştir:
“Peygamber (s.a.a), Fatıma’nın (s.a) evine gitti. Onların halini görünce hepsini etrafına toplayıp ağladı ve ardından: Siz, üç gündür bu haldesiniz ama ben bundan haberdar değildim.
Bu esnada Cebrail gelerek «Hel Eta…» suresini okudu. «Şüphesiz ki iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler. Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu yerden fışkırtarak akıtırlar.»
Bu, Peygamber’in (s.a.a) evinden nebilerin ve müminlerin evini akan bir pınardır. Adaklarını yerine getirirlerden maksat; Hz. Ali (as.), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan (a.s), Hz. Hüseyin (a.s) ve onların hizmetlileridir. Korksunlar o günden ki sonu hüsran ve çirkin bir yüzdür. Ve doyursunlar yemeğe ihtiyacı olanları. Yani; yemeğe istekleri olduğu halde onu miskin, yetim ve esire bağışlayıp onlara yedirsinler. “Sizi hiçbir karşılık ve teşekkür beklemeden Allah için doyuruyoruz. Bu işin mükâfatını ondan bekliyoruz” derler. Bu cümleyi onların yüzüne söylemediler, kalplerinden geçirdiler ama Allah bundan haberdardı. Onlar “Biz, asık suratlı ve sert bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz” derler. Allah, onları o günün fenalığından korudu. Onlara mutlu bir kalp ve nurlu bir yüz bahşetti. Sabırlarına karşılık onları cennetle ödüllendirdi. Sırtlarını yaslamaları için cennette onlara tahtlar verdi. Ne yakıcı sıcak ne de dondurucu bir soğuk hissederler…
Rivayetin İncelenmesi ve Reddi
a) Hadisin Senedinin İncelenmesi:
Rivayetin senedinde Şeyh Saduk'un nakilde bulunduğu şu kişiler vardır;
Muhammed b. İbrahim b. İshak Talaganî: Molla Vahid, Şeyh Saduk’un ondan çok rivayet aktardığını, ona iktifa ettiğini ve hürmetle andığını söyler ki, Mamakanî, bunu onun makamının yüceliğine yorumlayarak “Şeyh Saduk’un üstatlarından olması muhtemeldir” der ve şöyle devam eder: