6- İnsan suresi

04 December 2025 52 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 12

“Şeyh Mufid de Şeyh Saduk kanalı ile Ahmed b. Muhammed b. Said'e der ki: O, Hüseyin b. Ruh'tan rivayet nakleder ve bu da İbrahim b. İshak’ın onun yanında makbul olduğunu gösterir."

Meclisî-i Evvel de onu Şeyh Saduk'un üstatlarından birisi kabul eder.

Sonuç olarak; Mamakanî, kendisini güvenilir ve hadisini de sahih kabul etmiştir. Bu sözüne dayanak olarak da “İcazet Şeyhleri’nin güvenilir kabul ettiklerini nas ile ispata gerek yoktur” der. Lakin Necaşî ve Şeyh Tusî, İbrahim b. İshak'dan söz etmemişlerdir.

Abdülaziz b. Yahya Celûdî Basrî: Şeyh Tusi, Yahya Celûdî’yi doğrudan Hz. Ali'den (a.s) rivayet nakletmeyen isimler arasında zikreder ve onu över. Onu mezhep imamı ve fıkıh ilminde yazılı eseri olan birisi olarak bilir.Necaşî ise onu, İmam Cevad’ın (a.s) dostlarından kabul eder.

Muhammed b. Zekeriya: Şeyh Tusî, Muhammed b. Zekeriya b. Cündeb Beclî Cerirî Kûfî’yi İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır. Ancak güvenilir olduğuna dair her hangi bir şey zikredilmemiş, meçhuldür.

Şuayb b. Vâkıd: Rical kitapları ondan söz edilmemiştir. Ancak Şeyh Saduk’un Emali ve el-Fakih kitaplarının “Zikr-i Menah’in-Nebi” babının kanalında yer almıştır. Mamakanî, Vâkıd’ın el-Fakih kitabının kanalında yer almasını Şeyh Saduk’un ona güvenmesinin delili olarak yorumlar.

Kasım b. Behrâm (Kadı Ebu Hemedan): Şeyh Tusî, onu İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır. Meçhul olması dışında zahiren İmamiye’dir.

el-Leys: Rical kitaplarında Leys isminde 5 kişi zikredilmektedir. Eğer maksat, Leys b. Bahteri el-Muradî ise her ne kadar inancı iyi olmasa da hadisleri makbuldür. Çünkü İmam Sadık (a.s) onu cennetlik olarak tanımlamıştır. Gazairî-i Razi ise “Onun inancının yerilmesi, hadislerinin de yerilmesine sebep olmaz” der.

Burada hangi Leys’in kastedildiği belli olmadığından meçhul kabul edilir.

Mucahid: Ehlisünnet ricallerindendir ve Şiî rical kitapları ondan bahsetmemişlerdir.

İbn Abbas: Şeyh Tusî, onu Hz. Peygamber’in (s.a.a) ravilerinden ve Hz. Ali’nin (a.s) dostlarından biri saymıştır.

Hasan b. Mehran: Şiî kitaplarında ondan hiç bahsedilmemektedir. Ehlisünnet âlimleri arasında yalnızca İbn Ebu Hâtim el-Cerh ve't-ta'dîl kitabında ondan söz etmiş ve Hz. Peygamberin (s.a.a) sahabesi Firkad'dan rivayet etmiştir. İbn Ebu Hâtim’inbu rivayetini Firkad'dan Muhammed bin Selâm nakletmiştir ki,o da rivayeti babasından duyduğunu belirtmiştir. Her halükarda o da meçhuldür.

Müselleme b.Hâlid: Şeyh Tusî, Müselleme b.Hâlid’i değil Müslim b. Hâlid ez-Zencî’yi İmam Sadık’ın (a.s) dostlarından saymıştır. Diğer Şiî rical kitapları ondan söz etmemiştir. Ehlisünnet âlimleri arasında da İbn Ebu Hâtim onu meçhul kabul etmiştir ki,hadiste Ebu İmame b. Sehl’den faydalanmıştır ve İbn Gasil de ondan rivayet nakletmiştir.

Sonuç: Rivayetin her iki kanalında yer alan isimlerin çoğu meçhul, zayıf ya da muhalif inançtan olduğundan rivayetin senedi doğru kabul edilmez.

b) Hadisin İçeriğinin İncelenmesi:

Bu hadisin metninde iztırab* veya lisan-ı hâl ya da masalımsı durumlar vardır. Burada onlardan bazılarını hatırlatma gereği duyuyoruz:

Rivayetin naklindeki iztırab; rivayetlerin ilkinde ziyarete gidenlerden birisi adak önerisinde bulunurken diğer rivayette Hz. Peygamber (s.a.a) kendisi bu öneride bulunuyor.

“Komşu” tabiri büyük bir ihtimalle sahih değil. Çünkü Medine’de Müslümanlar yaşıyorlardı. Yahudiler ise Hayber'de ve Medine'nin dışında başka yerlerde yaşıyordu. Dolayısıyla, Hz. Ali'nin (a.s) bir Yahudi komşusu yoktu.

(Rivayetin Arapça metinde yer alan) Hz. Ali (a.s) ve Fatıma’nın (s.a) dilencinin kapı ardında beklediği sırada müşare etmesi mantıklı bir konu gibi görünmemektedir. Dolayısıyla bu ibareyi lisan-ı hâl olarak eklemiş olabilir. “Açlığın şiddetinden civcivler gibi titriyorlardı” veya “Açlıktan karnı vücuduna yapışmıştı” gibi tabirler çoğunlukla insani duyguları harekete geçirmek içindir. Buna ek olarak, üç günlü kaçlık insanı halsizleştirir ancak karnının sırtına yapışmasına sebep olmaz.

O günlerde henüz 4-5 yaşlarında olan Hz. Hasan ve (a.s) Hz. Hüseyin’in (a.s) adakta bulunması ve oruç tutması makul değil. Bu olay Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından yıllar önce vuku bulmuş Hz. Peygamber (s.a.a) ise hicretin onuncu yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla infak zamanında Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) 4 veya 5 yaşından fazla olamazlar ve bu yaşlarındaki bir çocuğun adak ve orucu makul kabul edilemez.

Hz. Ali’nin (a.s) gibi yüce şahsiyete sahip birisinin borç için Yahudi’ye gitmesi doğru gibi gözükmüyor.

İkinci Nakil:

Mezkûr rivayetin benzerini İbn Şehraşub; Ebu Salih, Mucahid, Zehak, Hasan, Atâ, Katâde, Leys, İbn Abbas, İbn Mesud, İbn Cübeyr, Amr b. Şuayb, Hasan b. Mehran, Nakkaş, Kuşeyrî, Sa'lebî ve Vahidî tefsirlerinden ve yineHatib-î Mekkî “el-Erbain”, Ebu Bekr Şirâzî “Nüzul’ul-Kur’an-fi-Emir’il Müminin”, Uşnuî “İtikadi Ehlisünnet” ve Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Fazl Nahvî “el-Erus fi’l Zühd” kitaplarından naklederek şöyle devam etmiştir:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar